TÜM DÜNYAYI KENDİ DÜNYASI GİBİ GÖREN,
ONUNLA YAŞAYIP, DERTLENİP GÜLEN,
ONUNLA YAŞLANIP ÖLEN,
ÇAĞDAŞ ve DEMOKRAT TÜM İNSANLARA
SESLENİYORUZ...
Dünyanın bu bölgesinde, her bir yanı yanıp tutuşan çevremizde bir yerde,
Kafkas dağlarının eteğinde bir ülkede, ABHAZYA’da
Var olmaya,varlığını tanıtmaya çabalayan, yaşamlarıyla Dünyanın renklerine renk katmak isteyen, insanlar adına sizlere sesleniyoruz...
Küreselleşerek küçülen dünyamızın,
hemen yanıbaşımızdaki bu ülkede, yüz, yüzelli yıldır üstlerine kapanan kalın bir perdenin altında, çok zor koşullarda varlığını koruyup sürdürebildi bu insanlar.Bu gün tıpkı bizler gibi,en doğal hakları olan çağdaş, özgür katılımcı demokratik, bir yapılanma içinde, Kendi varoluşları hakkında kendileri karar vermek istiyor bu insanlar. Dünya ailesi içinde, kendi vazgeçilmez konumlarını yaratmak istiyorlar. Kendilerini, asi, ayrılıkcı vb. hiç hak etmedikleri nitelemelerle dünyamızdan silmeye kalkışanlara canla, kanla direndiler. direniyorlar. Çağdışı yöntemlerle, kah boğazını sıkarak, kah türlü provakasyonlarla kışkırtmaya çalışarak, silaha, zora baş vuranlara, onurla direndiler. Gene onurla, silahı bırakıp İNSAN GİBİ, diyalog ve anlaşma yolu önerdiler. Ama, hep gördüler ki kendilerini İNSAN GİBİ görmeyen ve tanımayanların hala niyeti, herşeylerini gasp ederek onları yok etmek...
Yaşamak için yaşatmamız gerektiğini, yok ederek varolamayacağımızı, artık öğrendiğimiz çağımızda, Küreselleşen dünyamızı, küreselleştirenin de bir SİSTEM olduğunu öğrendik.
Sistem, ancak özgür ve demokrat insanlar gibi yaşayarak, yaratarak ve, mümkün olduğunca ortak aklımızı kullanarak birlikte yaşayabileceğimizi de artık onu tanıyan ve anlayanlara söylüyor. Dünyamızı da, ancak bu şekilde sürekli insan gibi yaşanır kılabileceğimizi gösteriyor.
Bizler, bu gerçekliği görebildiğimiz zaman, mutlu olabileceğimiz bir dünyayı kurabiliriz .
Silahı, zoru, gücü kullanarak başkalarına, ötekilere dediğini, çıkarını dayatanlara sesleniyoruz...
Sistemin bu yeni gerçekliğini görenleri dinleyin. İhtiraslarınızı frenleyin. ÖNCELİKLE başkası ve öteki anlayışını terkedin. HEPİMİZ İNSANIZ diyerek, bakın çevrenize!..İNSAN GİBİ yaklaşın ortak sorunlarımıza!.. İnsan gibi yaşamak isteyenleri ve onların bu en doğal haklarını, Tanıyın!..
21 Kasım 2008 Cuma
10 Kasım 2008 Pazartesi
9 Kasım 2008 Pazar
30 Ekim 2008 Perşembe
Kafkasya krizi için toplanan Cenevre zirvesinde tansiyon yüksek
16.10.2008
rusya.ru
Haberin konusu: Dış politika
Gürcistan'ın özerk bölgesi Güney Osetya'ya gerçekleştirdiği askerî operasyon ve ardından Rusya'nın bölgeye girmesi ile başlayan Kafkas krizinde geçici ateşkesin ardından barış görüşmeleri için ilk kez taraflar masaya oturuyor.İsviçre'nin Cenevre şehrinde bugün başlayacak uluslararası zirveye ABD'nin müdahil olma talebi ve Rusya'nın ayrılıkçı bölgeler Abhazya ile Güney Osetya temsilcilerinin de görüşmelere katılmasındaki ısrarı yüzünden tansiyon yükseldi. Rusya eşit şartlarda Abhazya ve Güney Osetya temsilcilerinin müzakerelere müdahil olmaması durumunda barış görüşmelerinden ayrılabileceği tehdidinde bulundu. Tiflis ise Rusya'nın talebine şiddetle karşı çıkıyor.
8 Ağustos'ta yaşanan kanlı savaştan sonra ilk kez bir araya gelecek Rus ve Gürcü heyetinin görüşme yönteminin henüz netleşmemesi de endişelere neden oluyor. Diğer önemli bir tartışma konusu da Rusya'nın askeri birliklerini 8 Ağustos öncesine çekmediği ile ilgili. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın gözetiminde başlayacak görüşmelerin uzun sürmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Andrey Nesterenko, Abhazya ve Güney Osetya temsilcilerinin eşit şartlarda görüşmelere katılmaması durumunda müzakerelerin anlamsız olacağını söyledi. Nesterenko, yaptığı açıklamada "Bizim müzakerelerle ilgili duruşumuz net ve değişmez. Abhazya ve Güney Osetya olmadan herhangi bir barış sağlanmaz." tehdidinde bulundu. Rusya Abhazya ve Güney Osetya'ya herhangi bir saldırı gerçekleştirilmeyeceğinin garanti altına alınmasını ve saldırı amaçlı ağır silahların Tiflis'e satılmasına ambargo konulmasını talep ediyor.
Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili görüşmelerden olumlu bir sonuç alınacağı konusunda endişeli olduğunu söyledi. Brüksel'de AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barraso ile görüşmesinin ardından basına açıklamada bulunan Saakaşvili, "Abhazya ve Güney Osetya yönetiminde bulunanların politikacı olduğunu düşünmüyorum. Onlar etnik temizlik yapan suçlular." eleştirisi getirdi.
Gürcistan Dışişleri Bakan yardımcısı Giga Bokeria da dün yaptığı açıklamada gayri resmi olarak ayrılıkçı bölge temsilcileri ile görüşülebileceğini; ancak bunun için Gürcistan'ın bölgede muhatap aldığı temsilcilerin de müzakerelerde yer almasının zorunlu olduğunu kaydetmişti.
İLK OTURUMDA AYRILIKÇI BÖLGELERİN STATÜ SORUNU YOK
Uluslararası konferansın gündeminde Rusya tarafından bağımsızlıkları tanınan Gürcistan'ın ayrılıkçı bölgeleri Güney Osetya ve Abhazya'nın güvenliğinin sağlanması, mültecilerin şartlarının iyileştirilmesi ve tekrar evlerine dönmelerinin sağlanması var. İlk oturumda iki özerk bölgenin geleceği ile ilgili konunun gündeme alınması beklenmiyor. Görüşmeleri takip etmek üzere Cenevre'de bulunan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon görüşmelerin başlayacağını, ancak hemen sonuç alınmasının beklenmemesini istedi. Ki-moon, "Kosova sorunu ile herhangi bir teknik karşılaştırma yapmak doğru değil. Müzakereler zaman alabilir, sabırlı olmak gerekir." dedi.
Görüşmelere sürpriz bir şekilde müdahil olmak isteyen ABD Rusya'nın bölgede bulunan askeri birliklerini geri çekmediğini savunuyor. Pazartesi günü bir araya gelen Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları da Moskova'nın ateşkes anlaşmasında yer alan şartları yerine getirip getirmediği konusunda ikiye bölündü. Fransa, Almanya ve İtalya Moskova'nın anlaşmanın şartlarını yerine getirdiğini savunurken, İngiltere, Polonya ve Baltık ülkeleri Rusya'nın savaş sonrası işgal edilen Abhazya'nın Kodori Gorge ve Akhalgori bölgesini Tiflis'e vermesini, özerk bölgelere 7 bin 600 Rus askeri gönderme kararından da vazgeçmesini istiyor.
GÖRÜŞMELER BM, AB VE AGİT GÖZETİMİNDE YAPILACAK
AB Dönem başkanlığını yürüten Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner de Cenevre'de yapılacak görüşmelere katılacak. Müzakerelere kimlerin dahil olacağı konusunun henüz netleşmediğine dikkat çeken Fransız bakan, "Müzakere süreci başlayacak. Hangi farklı oyuncuların müdahil olacağı süreç içinde ortaya çıkacak." dedi. Kouchner daha önce yaptığı açıklamada Abhazya ve Güney Osetya temsilcilerinin de sürece dahil olmasında mahzur görmediklerini belirtmişti.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried ve üç yardımcısı da Cenevre'ye ulaştı. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigory Karasin ve beraberindeki heyet de Moskova'yı temsilen Cenevre'de. Uzman seviyesinde yapılması beklenen görüşmelerin tartışmalı konuların uzunluğu nedeni ile bakan yardımcılığı seviyesine çıkarıldığı kaydediliyor. AGİT başkanlığını yürüten Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb, AB Güvenlik ve Dış Politika Temsilcisi Javier Solana ve AB Dış İlişkiler Komiseri Benita Ferrero-Waldner de müzakerelerde yer alacak.
(Haber: Cihan)
Yorum tarihi: 18.10.2008
Sistemin girdiği krizin içinde oynanmak istenen yeni bir komedi
Tüm sistemi krize sokarak,yükünü de tüm dünyaya çektirenlerin, taşıdıkları zihniyet ve savunmaya çalıştıkları çıkarlar nedeniyle gözlerinin kör olduğu açık.Kendilerince insan olmayanların kaderini,ancak kendileri gibi İnsan (!) olanlar belirleyebilirler!.Demokratikleşme,İnsan Hakları, Küreselleşme şarkılarını koro halinde söyleyen tüm bu çevrelerin, yaklaşımlarıyla ne kadar iki yüzlü, ne kadar çifte standartlı oldukları açık değil mi!.Artık kimse, yani gerçekten İNSAN olan hiç kimse, oynanmakta olan bu çağdışı, güç ilişkilerine dayalı çıkar oyunlarını görmezden gelemez.Etnik temizliğe kalkışan baş suçlu Saakaşvili,dünyanın yüzüne bakarak, hala yalanlarıyla dünyanın bildiği gerçekleri karartmaya çalışıyor, halkları suçluyabiliyor, kıyımlar için gözünü bile kırpmıyor. Bu haliyle, Batı da kabul görüyor.Yardım ve destek bulabiliyor.Bir tek Fransız Dışişleri Bakanı Kouchner'in aklı bu işlere ters düşşede, onunda aklını çelmeye çalışan, nice akıllılar(!) var gerisinde! Birilerinin KADERİNİ hala birilerinin BELİRLEMEYE ÇALIŞTIĞI BU DÜNYADA, Sistem elbette kriz üstüne kriz yaşar. İnsanı yaratıcı gücüyle, özgür kılmaya adanmış bir sistem,bunu anlamayanlara ağır bedeller ödeterek yoluna devam edecek.Aklımıza güvendiğimizi ve onu İNSAN için kullandığımızı görene KADAR. Ortalama aklın yolundan çıkıp,ORTAK AKILIN YOLUNU BULANA KADAR…
rusya.ru
Haberin konusu: Dış politika
Gürcistan'ın özerk bölgesi Güney Osetya'ya gerçekleştirdiği askerî operasyon ve ardından Rusya'nın bölgeye girmesi ile başlayan Kafkas krizinde geçici ateşkesin ardından barış görüşmeleri için ilk kez taraflar masaya oturuyor.İsviçre'nin Cenevre şehrinde bugün başlayacak uluslararası zirveye ABD'nin müdahil olma talebi ve Rusya'nın ayrılıkçı bölgeler Abhazya ile Güney Osetya temsilcilerinin de görüşmelere katılmasındaki ısrarı yüzünden tansiyon yükseldi. Rusya eşit şartlarda Abhazya ve Güney Osetya temsilcilerinin müzakerelere müdahil olmaması durumunda barış görüşmelerinden ayrılabileceği tehdidinde bulundu. Tiflis ise Rusya'nın talebine şiddetle karşı çıkıyor.
8 Ağustos'ta yaşanan kanlı savaştan sonra ilk kez bir araya gelecek Rus ve Gürcü heyetinin görüşme yönteminin henüz netleşmemesi de endişelere neden oluyor. Diğer önemli bir tartışma konusu da Rusya'nın askeri birliklerini 8 Ağustos öncesine çekmediği ile ilgili. Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'nın gözetiminde başlayacak görüşmelerin uzun sürmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Andrey Nesterenko, Abhazya ve Güney Osetya temsilcilerinin eşit şartlarda görüşmelere katılmaması durumunda müzakerelerin anlamsız olacağını söyledi. Nesterenko, yaptığı açıklamada "Bizim müzakerelerle ilgili duruşumuz net ve değişmez. Abhazya ve Güney Osetya olmadan herhangi bir barış sağlanmaz." tehdidinde bulundu. Rusya Abhazya ve Güney Osetya'ya herhangi bir saldırı gerçekleştirilmeyeceğinin garanti altına alınmasını ve saldırı amaçlı ağır silahların Tiflis'e satılmasına ambargo konulmasını talep ediyor.
Gürcistan Cumhurbaşkanı Mihail Saakaşvili görüşmelerden olumlu bir sonuç alınacağı konusunda endişeli olduğunu söyledi. Brüksel'de AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barraso ile görüşmesinin ardından basına açıklamada bulunan Saakaşvili, "Abhazya ve Güney Osetya yönetiminde bulunanların politikacı olduğunu düşünmüyorum. Onlar etnik temizlik yapan suçlular." eleştirisi getirdi.
Gürcistan Dışişleri Bakan yardımcısı Giga Bokeria da dün yaptığı açıklamada gayri resmi olarak ayrılıkçı bölge temsilcileri ile görüşülebileceğini; ancak bunun için Gürcistan'ın bölgede muhatap aldığı temsilcilerin de müzakerelerde yer almasının zorunlu olduğunu kaydetmişti.
İLK OTURUMDA AYRILIKÇI BÖLGELERİN STATÜ SORUNU YOK
Uluslararası konferansın gündeminde Rusya tarafından bağımsızlıkları tanınan Gürcistan'ın ayrılıkçı bölgeleri Güney Osetya ve Abhazya'nın güvenliğinin sağlanması, mültecilerin şartlarının iyileştirilmesi ve tekrar evlerine dönmelerinin sağlanması var. İlk oturumda iki özerk bölgenin geleceği ile ilgili konunun gündeme alınması beklenmiyor. Görüşmeleri takip etmek üzere Cenevre'de bulunan BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon görüşmelerin başlayacağını, ancak hemen sonuç alınmasının beklenmemesini istedi. Ki-moon, "Kosova sorunu ile herhangi bir teknik karşılaştırma yapmak doğru değil. Müzakereler zaman alabilir, sabırlı olmak gerekir." dedi.
Görüşmelere sürpriz bir şekilde müdahil olmak isteyen ABD Rusya'nın bölgede bulunan askeri birliklerini geri çekmediğini savunuyor. Pazartesi günü bir araya gelen Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları da Moskova'nın ateşkes anlaşmasında yer alan şartları yerine getirip getirmediği konusunda ikiye bölündü. Fransa, Almanya ve İtalya Moskova'nın anlaşmanın şartlarını yerine getirdiğini savunurken, İngiltere, Polonya ve Baltık ülkeleri Rusya'nın savaş sonrası işgal edilen Abhazya'nın Kodori Gorge ve Akhalgori bölgesini Tiflis'e vermesini, özerk bölgelere 7 bin 600 Rus askeri gönderme kararından da vazgeçmesini istiyor.
GÖRÜŞMELER BM, AB VE AGİT GÖZETİMİNDE YAPILACAK
AB Dönem başkanlığını yürüten Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner de Cenevre'de yapılacak görüşmelere katılacak. Müzakerelere kimlerin dahil olacağı konusunun henüz netleşmediğine dikkat çeken Fransız bakan, "Müzakere süreci başlayacak. Hangi farklı oyuncuların müdahil olacağı süreç içinde ortaya çıkacak." dedi. Kouchner daha önce yaptığı açıklamada Abhazya ve Güney Osetya temsilcilerinin de sürece dahil olmasında mahzur görmediklerini belirtmişti.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried ve üç yardımcısı da Cenevre'ye ulaştı. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Grigory Karasin ve beraberindeki heyet de Moskova'yı temsilen Cenevre'de. Uzman seviyesinde yapılması beklenen görüşmelerin tartışmalı konuların uzunluğu nedeni ile bakan yardımcılığı seviyesine çıkarıldığı kaydediliyor. AGİT başkanlığını yürüten Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb, AB Güvenlik ve Dış Politika Temsilcisi Javier Solana ve AB Dış İlişkiler Komiseri Benita Ferrero-Waldner de müzakerelerde yer alacak.
(Haber: Cihan)
Yorum tarihi: 18.10.2008
Sistemin girdiği krizin içinde oynanmak istenen yeni bir komedi
Tüm sistemi krize sokarak,yükünü de tüm dünyaya çektirenlerin, taşıdıkları zihniyet ve savunmaya çalıştıkları çıkarlar nedeniyle gözlerinin kör olduğu açık.Kendilerince insan olmayanların kaderini,ancak kendileri gibi İnsan (!) olanlar belirleyebilirler!.Demokratikleşme,İnsan Hakları, Küreselleşme şarkılarını koro halinde söyleyen tüm bu çevrelerin, yaklaşımlarıyla ne kadar iki yüzlü, ne kadar çifte standartlı oldukları açık değil mi!.Artık kimse, yani gerçekten İNSAN olan hiç kimse, oynanmakta olan bu çağdışı, güç ilişkilerine dayalı çıkar oyunlarını görmezden gelemez.Etnik temizliğe kalkışan baş suçlu Saakaşvili,dünyanın yüzüne bakarak, hala yalanlarıyla dünyanın bildiği gerçekleri karartmaya çalışıyor, halkları suçluyabiliyor, kıyımlar için gözünü bile kırpmıyor. Bu haliyle, Batı da kabul görüyor.Yardım ve destek bulabiliyor.Bir tek Fransız Dışişleri Bakanı Kouchner'in aklı bu işlere ters düşşede, onunda aklını çelmeye çalışan, nice akıllılar(!) var gerisinde! Birilerinin KADERİNİ hala birilerinin BELİRLEMEYE ÇALIŞTIĞI BU DÜNYADA, Sistem elbette kriz üstüne kriz yaşar. İnsanı yaratıcı gücüyle, özgür kılmaya adanmış bir sistem,bunu anlamayanlara ağır bedeller ödeterek yoluna devam edecek.Aklımıza güvendiğimizi ve onu İNSAN için kullandığımızı görene KADAR. Ortalama aklın yolundan çıkıp,ORTAK AKILIN YOLUNU BULANA KADAR…
16 Eylül 2008 Salı
Radikal
Avrasyacılık, ulusalcılık ve Ergenekon’a dair...
CENGİZ ÇANDAR
YORUM / 14/09/2008
Aleksandr Dugin ismi bizim kamuoyumuz tarafından çok bilinen bir isim değil. Onu bilenler elbette var. Daha fazla olması gerekiyor. Çünkü, Türkiye’deki ulusalcı-Ergenekoncu çevrelerin daha geniş bir uluslararası plandaki ‘guru’su Aleksandr Dugin ve günümüz Rus milliyetçiliğinin ‘baba figürü’, yazar ve siyasi eylemci olarak tanıtılıyor. Dugin, aynı zamanda, Rusya’da ortaya çıkan Uluslararası Avrasya Hareketi’nin kurucusu ve ‘Avrasyacılık’ ile eşanlamlı kullanılan Rus ‘ulusalcılığı’nın en önemli kuramcısı olarak da görülüyor.Aleksandr Dugin, Türkiye’deki Ergenekon davasının tutuklu-tutuksuz bazı sanıklarının, Türkiye’nin bazı bilinen isimlerinin, İlhan Selçuk’tan Attila İlhan’a, Doğu Perinçek’ten, eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’a uzanan geniş yelpazenin, yani ‘Avrasyacılık’tan anti-Amerikancılık ve anti-AB’ciliğe uzanan, ‘Amerika’ya karşı Rusya ve İran’la beraber olabiliriz’ çizgisinin ‘Rus versiyonu’. Vladimir Putin’le de pek yakın.Wikipedia, onu “Kremlin ve Rus askeri istihbaratıyla sıkı ilişkisi olan, Rus yayılmacılığı ve milliyetçiliğinin en etkili ideologlarından biri, bir politolog” diye tanımlıyor ve ‘Ulusal Bolşevik Partisi ve Ulusal Bolşevik Cephe’nin en önde gelen örgütleyicisi’ olduğunu belirttikten sonra, “Siyasi faaliyetleri Gürcistan ve Ukrayna gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinin bölünmesi ve özellikle Doğu Ukrayna ve Kırım gibi Rusça konuşulan toprakların yeniden birleştirilmesi yoluyla Rus İmparatorluğu’nun yeniden kurulmasını hedef alıyor” diyor.Avrasya Hareketi ise 2002 yılında kurulmuş ve Vladimir Putin’den malî ve örgütsel destek elde etmiş. Avrasya Hareketi’nin kuruluş gerekçesi, Dugin’in Rusya ile Avrupa ve başta İran, Ortadoğu ülkeleri arasında bir stratejik ittifak kurulması rüyasının gerçekleştirilmesi diye ifade ediliyor.Bu cümleleri biz Türkiye’de yıllarda önce MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın ağzından duymuş olduğumuz için, Dugin’in görüşlerine yabancı sayılmayız.Bununla birlikte, yine Wikipedia’nın, ‘Dugin’in düşünceleri, düşüncelerinin özellikle Avrasya sahasında bir Türkî-Slav ittifakı kurulmasına ilişkin bölümü yakın geçmişte Türkiye’deki belirli ulusalcı çevrelerde popüler oldu’ diye yazdığını göz önüne alırsak, bu bilginin isabeti hakkında düşünmeye zorlanırız.Zira, Dugin 1962 doğumlu. Avrasya Hareketi’nin kuruluş tarihi 2002 yılı. Oysa, ondan tam 37 yaş büyük olan İlhan Selçuk, ‘Kızıl Elma’ yazısını Avrasya Hareketi’nin kuruluşundan tam 10 yıl önce 1992’de yazmıştı. İlhan Selçuk’un ‘Kızıl Elma’sı ile ve Dugin’in görüşleri büyük ölçüde örtüşüyor; ama İlhan Selçuk, Dugin’e oranla 10 yıl ön almış durumda.
***
Aleksandr Dugin’in düşüncelerinin özü, kendi ağzından şu söyle:“İlke olarak, Avrasya ve bizim alanımız, Rusya heartland’ı, bir yeni anti-burjuva, anti-Amerikan devrimin başlatılacağı yerdir. Yeni Avrasya imparatorluğu ortak düşman temel ilkesi üzerinde kurulacaktır: Atlantikçiliğin ve ABD’nin stratejik denetiminin ve ayrıca liberal değerlerin bize hükmetmesinin reddi. Siyasi ve stratejik birliğimizin temeli, bu ortak uygarlık dürtüsü olacaktır.”Bu sözlere ve dile getirdiği ‘stratejik ilke’ye, ‘anti-liberal’ duruşuna imza atacak ne kadar çok sayıda asker ve sivilin (çok sayıda ve ünlü köşe yazarı dahil) bulunduğunu aklınızdan geçirebiliyor musunuz?Aleksandr Dugin adını yeniden hatırlamama, Los Angeles Times gazetesinin kendisiyle yaptığı bir mülâkatı okumam neden oldu. Los Angeles Times muhabiri, Dugin’in Moskova’daki bürosunun üzerinde ‘Pax Russica’ yazan bayraklarla donanmış olduğunu belirtiyor.Dugin, son derece açık sözlü. Gürcistan’daki son gelişmelere ilişkin Rusya’nın aldığı tutumun ‘perde arkası’nı gayet gerçekçi ve dikkate değer bilgilerle anlatıyor. Bunun Putin ve Medvedev tarafından yürürlüğe konulan bir ‘planlanmış stratejik taarruz’ olmadığını, bir ‘tepki’ olduğuna değiniyor.Savaşın (ya da ihtilafın) sona ermekten çok uzak olduğunu, gerçek, çok ciddi ve herkes için çok tehlikeli bir durumun, ‘bizlerle’ Amerikalılar arasındaki bir çatışmanın başında bulunduğumuzu vurguluyor. “Gürcistan’da işimiz bitmedi. Saakaşvili’nin kellesine ihtiyacımız var” diye konuşuyor. Ayrıca, Saakaşvili’nin suç ortağı olarak gördükleri Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko’ya karşı da Rus silahlı kuvvetlerinin harekete geçebileceğini öne sürüyor.Nasıl mı?“Biliyorsunuz” diyor Aleksandr Dugin, “Doğu Ukrayna ve Kırım’da benim düşüncelerim çok popüler. Orada Avrasya Hareketi’ni destekleyen yüzbinlerce insan var. Eğer Ukrayna, NATO’ya yönelirse, Rusya’nın tepkisinin Ukrayna’nın doğu bölgelerinde ve Kırım’da bir ayaklanmayı desteklemek olacağını sanıyorum. Ve, Osetya senaryosunda olduğu gibi, Rus ordusunun oraya girmesi ihtimalini de göz önünde tutuyorum.”
***
Önümüzdeki dönem, Karadeniz-Kafkasya ekseninde hayli heyecanlı gelişmeler bekleyebiliriz. Türkiye’nin stratejik çıkarlarının nerede, kimlerle nasıl birlikte olmakta, kimlere, nelere uzak durmakta yattığını sürekli düşünmeye zorlanacağız.AB’den uzaklaşmanın, solcu makyajlı ‘anti-Amerikanizm’in, ‘ulusalcılık’ın geniş bir dış çerçeve dışında ele alınamayacağını hep düşündüm. Ergenekonculuğun dış boyutunu gözden kaçırmamaya dikkat etmeye çalıştım.Ergenekoncuların ‘vatanseverliği’ ve ‘ulusalcı’ zihniyetin, Rus milliyetçiliği ve yayılmacılığı ile ilişkisini, dolayısıyla böylelerinin pek de ‘vatansever’ ve o kadar da ‘ulusal’ olmadıklarını daha önceleri de çeşitli vesilelerle vurguladım.Türkiye’de bazı akımlar, bazı örgütlenmeler ve bazı kişilerin, Rus devletince ‘kullanım süreleri’nin henüz dolmadığının farkındayım...
Okuyucu Yorumu: 15.09.2008
ERGENEKON’ culuk, ULUSAL’cılık, AVRASYA’cılık
Güç ilişkileri dünyasında ve yeni bir güçler kutuplaşması içersine girmekte olduğumuz bu evrede toplumun her kesiminin, ayrı ayrı çıkarların taraftarı ve sözcüsü olarak tavır almaları gayet doğal.Ama yaşadığımız evreye daha yakından bakarsak, küreselleşme denen olgu, ABD’nin nalıncı keseri gibi ,imparatorluk özlemleriyle kendi hegemonyası adına deforme ettiği,etmeye çalıştığı, Sistemin kaçınılmaz bir evresi. B u gün ayakları üzerine dikilmeye başlayan Rusya da, kendi gücünü kabul ettirme, hiyerarşisini pekiştirme ve açıkca ifade etmese de kaçınılmaz olarak, kendini kutbuna oturtma peşinde. Soğuk sıcak, savaş tehditleri altında, Güçler hiyerarşisinde yer almaya zorlanan insanları nasıl bir gelecek bekliyor? Yeniden kutuplar oluşumuna yönelen Dünyamızda asıl sorun, Sistemin ve onun odağında yer alan İnsanın geleceği ve varlık sorunudur. Sistem, daha bu günden, doruğundan eteklerine yayılacak olan, bir derin krizin eşiğindedir. Artık,Sistemi kendi bütünlüğü içinde kavramadan, İnsan’ın bütünselliğinin, sistemle bağını kurmadan, reel dünyanın görülebilen gerçekliği içinde, ancak kurulu değirmenlerin su dolaplarını döndürebiliriz. Ortalama aklı kullanmanın zamanı çoktan geçti. O akıl artık yetmiyor bu dünyaya. Şimdi,ortak aklı yaratmanın, yollarını aramalıyız.
Yurdaer Erşan
Avrasyacılık, ulusalcılık ve Ergenekon’a dair...
CENGİZ ÇANDAR
YORUM / 14/09/2008
Aleksandr Dugin ismi bizim kamuoyumuz tarafından çok bilinen bir isim değil. Onu bilenler elbette var. Daha fazla olması gerekiyor. Çünkü, Türkiye’deki ulusalcı-Ergenekoncu çevrelerin daha geniş bir uluslararası plandaki ‘guru’su Aleksandr Dugin ve günümüz Rus milliyetçiliğinin ‘baba figürü’, yazar ve siyasi eylemci olarak tanıtılıyor. Dugin, aynı zamanda, Rusya’da ortaya çıkan Uluslararası Avrasya Hareketi’nin kurucusu ve ‘Avrasyacılık’ ile eşanlamlı kullanılan Rus ‘ulusalcılığı’nın en önemli kuramcısı olarak da görülüyor.Aleksandr Dugin, Türkiye’deki Ergenekon davasının tutuklu-tutuksuz bazı sanıklarının, Türkiye’nin bazı bilinen isimlerinin, İlhan Selçuk’tan Attila İlhan’a, Doğu Perinçek’ten, eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’a uzanan geniş yelpazenin, yani ‘Avrasyacılık’tan anti-Amerikancılık ve anti-AB’ciliğe uzanan, ‘Amerika’ya karşı Rusya ve İran’la beraber olabiliriz’ çizgisinin ‘Rus versiyonu’. Vladimir Putin’le de pek yakın.Wikipedia, onu “Kremlin ve Rus askeri istihbaratıyla sıkı ilişkisi olan, Rus yayılmacılığı ve milliyetçiliğinin en etkili ideologlarından biri, bir politolog” diye tanımlıyor ve ‘Ulusal Bolşevik Partisi ve Ulusal Bolşevik Cephe’nin en önde gelen örgütleyicisi’ olduğunu belirttikten sonra, “Siyasi faaliyetleri Gürcistan ve Ukrayna gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinin bölünmesi ve özellikle Doğu Ukrayna ve Kırım gibi Rusça konuşulan toprakların yeniden birleştirilmesi yoluyla Rus İmparatorluğu’nun yeniden kurulmasını hedef alıyor” diyor.Avrasya Hareketi ise 2002 yılında kurulmuş ve Vladimir Putin’den malî ve örgütsel destek elde etmiş. Avrasya Hareketi’nin kuruluş gerekçesi, Dugin’in Rusya ile Avrupa ve başta İran, Ortadoğu ülkeleri arasında bir stratejik ittifak kurulması rüyasının gerçekleştirilmesi diye ifade ediliyor.Bu cümleleri biz Türkiye’de yıllarda önce MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın ağzından duymuş olduğumuz için, Dugin’in görüşlerine yabancı sayılmayız.Bununla birlikte, yine Wikipedia’nın, ‘Dugin’in düşünceleri, düşüncelerinin özellikle Avrasya sahasında bir Türkî-Slav ittifakı kurulmasına ilişkin bölümü yakın geçmişte Türkiye’deki belirli ulusalcı çevrelerde popüler oldu’ diye yazdığını göz önüne alırsak, bu bilginin isabeti hakkında düşünmeye zorlanırız.Zira, Dugin 1962 doğumlu. Avrasya Hareketi’nin kuruluş tarihi 2002 yılı. Oysa, ondan tam 37 yaş büyük olan İlhan Selçuk, ‘Kızıl Elma’ yazısını Avrasya Hareketi’nin kuruluşundan tam 10 yıl önce 1992’de yazmıştı. İlhan Selçuk’un ‘Kızıl Elma’sı ile ve Dugin’in görüşleri büyük ölçüde örtüşüyor; ama İlhan Selçuk, Dugin’e oranla 10 yıl ön almış durumda.
***
Aleksandr Dugin’in düşüncelerinin özü, kendi ağzından şu söyle:“İlke olarak, Avrasya ve bizim alanımız, Rusya heartland’ı, bir yeni anti-burjuva, anti-Amerikan devrimin başlatılacağı yerdir. Yeni Avrasya imparatorluğu ortak düşman temel ilkesi üzerinde kurulacaktır: Atlantikçiliğin ve ABD’nin stratejik denetiminin ve ayrıca liberal değerlerin bize hükmetmesinin reddi. Siyasi ve stratejik birliğimizin temeli, bu ortak uygarlık dürtüsü olacaktır.”Bu sözlere ve dile getirdiği ‘stratejik ilke’ye, ‘anti-liberal’ duruşuna imza atacak ne kadar çok sayıda asker ve sivilin (çok sayıda ve ünlü köşe yazarı dahil) bulunduğunu aklınızdan geçirebiliyor musunuz?Aleksandr Dugin adını yeniden hatırlamama, Los Angeles Times gazetesinin kendisiyle yaptığı bir mülâkatı okumam neden oldu. Los Angeles Times muhabiri, Dugin’in Moskova’daki bürosunun üzerinde ‘Pax Russica’ yazan bayraklarla donanmış olduğunu belirtiyor.Dugin, son derece açık sözlü. Gürcistan’daki son gelişmelere ilişkin Rusya’nın aldığı tutumun ‘perde arkası’nı gayet gerçekçi ve dikkate değer bilgilerle anlatıyor. Bunun Putin ve Medvedev tarafından yürürlüğe konulan bir ‘planlanmış stratejik taarruz’ olmadığını, bir ‘tepki’ olduğuna değiniyor.Savaşın (ya da ihtilafın) sona ermekten çok uzak olduğunu, gerçek, çok ciddi ve herkes için çok tehlikeli bir durumun, ‘bizlerle’ Amerikalılar arasındaki bir çatışmanın başında bulunduğumuzu vurguluyor. “Gürcistan’da işimiz bitmedi. Saakaşvili’nin kellesine ihtiyacımız var” diye konuşuyor. Ayrıca, Saakaşvili’nin suç ortağı olarak gördükleri Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko’ya karşı da Rus silahlı kuvvetlerinin harekete geçebileceğini öne sürüyor.Nasıl mı?“Biliyorsunuz” diyor Aleksandr Dugin, “Doğu Ukrayna ve Kırım’da benim düşüncelerim çok popüler. Orada Avrasya Hareketi’ni destekleyen yüzbinlerce insan var. Eğer Ukrayna, NATO’ya yönelirse, Rusya’nın tepkisinin Ukrayna’nın doğu bölgelerinde ve Kırım’da bir ayaklanmayı desteklemek olacağını sanıyorum. Ve, Osetya senaryosunda olduğu gibi, Rus ordusunun oraya girmesi ihtimalini de göz önünde tutuyorum.”
***
Önümüzdeki dönem, Karadeniz-Kafkasya ekseninde hayli heyecanlı gelişmeler bekleyebiliriz. Türkiye’nin stratejik çıkarlarının nerede, kimlerle nasıl birlikte olmakta, kimlere, nelere uzak durmakta yattığını sürekli düşünmeye zorlanacağız.AB’den uzaklaşmanın, solcu makyajlı ‘anti-Amerikanizm’in, ‘ulusalcılık’ın geniş bir dış çerçeve dışında ele alınamayacağını hep düşündüm. Ergenekonculuğun dış boyutunu gözden kaçırmamaya dikkat etmeye çalıştım.Ergenekoncuların ‘vatanseverliği’ ve ‘ulusalcı’ zihniyetin, Rus milliyetçiliği ve yayılmacılığı ile ilişkisini, dolayısıyla böylelerinin pek de ‘vatansever’ ve o kadar da ‘ulusal’ olmadıklarını daha önceleri de çeşitli vesilelerle vurguladım.Türkiye’de bazı akımlar, bazı örgütlenmeler ve bazı kişilerin, Rus devletince ‘kullanım süreleri’nin henüz dolmadığının farkındayım...
Okuyucu Yorumu: 15.09.2008
ERGENEKON’ culuk, ULUSAL’cılık, AVRASYA’cılık
Güç ilişkileri dünyasında ve yeni bir güçler kutuplaşması içersine girmekte olduğumuz bu evrede toplumun her kesiminin, ayrı ayrı çıkarların taraftarı ve sözcüsü olarak tavır almaları gayet doğal.Ama yaşadığımız evreye daha yakından bakarsak, küreselleşme denen olgu, ABD’nin nalıncı keseri gibi ,imparatorluk özlemleriyle kendi hegemonyası adına deforme ettiği,etmeye çalıştığı, Sistemin kaçınılmaz bir evresi. B u gün ayakları üzerine dikilmeye başlayan Rusya da, kendi gücünü kabul ettirme, hiyerarşisini pekiştirme ve açıkca ifade etmese de kaçınılmaz olarak, kendini kutbuna oturtma peşinde. Soğuk sıcak, savaş tehditleri altında, Güçler hiyerarşisinde yer almaya zorlanan insanları nasıl bir gelecek bekliyor? Yeniden kutuplar oluşumuna yönelen Dünyamızda asıl sorun, Sistemin ve onun odağında yer alan İnsanın geleceği ve varlık sorunudur. Sistem, daha bu günden, doruğundan eteklerine yayılacak olan, bir derin krizin eşiğindedir. Artık,Sistemi kendi bütünlüğü içinde kavramadan, İnsan’ın bütünselliğinin, sistemle bağını kurmadan, reel dünyanın görülebilen gerçekliği içinde, ancak kurulu değirmenlerin su dolaplarını döndürebiliriz. Ortalama aklı kullanmanın zamanı çoktan geçti. O akıl artık yetmiyor bu dünyaya. Şimdi,ortak aklı yaratmanın, yollarını aramalıyız.
Yurdaer Erşan
9 Eylül 2008 Salı
BEKLENEN SES
BEKLENEN SES Dedelerim, Abhazya’da, Kodor ırmağına hakim bir tepeden bakan,Tsabal kalesi ve civarında yaşarlarmış. Çarlık Rusya’sıyla uzun yıllar süren mücadeleler sonunda, 1867 yılında Dağlara sığınanlar yanında, bir kısmı da gemilerle, sürgün yollarına dökülmüşler. Karadeniz’de telef olanlardan arta kalanların torunlarıyız bizler.

İnsanoğlunun dünden bu güne akan koca nehrinde, atalarımın yaşadığı ve bende derin izleri olan bir serüvendir bu. Hepimizin geçmişten bu güne akışında, üzerimizde izleri olan benzeri yaşam serüvenleri vardır. Derimizin rengi,gözümüzün rengi, dilimiz, her şeyimiz farklı da olsa, taşıdığımız ve yaşadığımız acılar nedeniyle döktüğümüz göz yaşları, aynı.İnsan göz yaşlarıdır.
Farkında olalım, ya da olmayalım, ortak acımız,içimizdeki İNSAN’ı yaratmada çektiğimiz acıdır. O insan ki;özgür, kendi yaşamı hakkında karar veren, bütünlüğünü bilen, yaratıcı gücünde İnsanlığını yaşayan, yarattıkça mutlu olan İNSAN’dır. İNSAN OLARAK hepimizin yaşayacağı bir dünyayı, yaratmanın sancılarını çekiyoruz.
Geçmişimizden bugüne, dünyamızda yaşanan, İNSAN’ın varoluş serüvenidir. İnsanlığın ortak mirası olan bu geçmişimiz, içinde geleceğimizi de taşımaktadır.
Dün,güç ilişkileri içinde, büyük güçlerin kutuplaşmalarıyla gerilip titreyen, bugün tek kutuplu bir yapılaşmada, krizler içinde kıvranarak küreselleşmekte olan dünyamızda, içlerindeki İNSAN’ı yakalayanların çığlıkları yükseliyor.
Bu gün, Kaf dağının doruklarında da, aynı çığlıklar yankılanıyor. Apsını’ dan yükselen bu ses, Apsuva’ların sesidir. Dün, dedelerimizin sürülüp, çıkarıldığı ata yurdumuzdan yükselen bu ses, tüm insanları, birlikte, insan gibi yaşayacağımız,demokratik bir dünyayı yaratmaya çağırıyor.
Küreselleşen,yerelleşen, aynı zamanda balkanlaşarak özgürleşen toplumlar, sistemin demokratikleşmesinin kaçınılmaz adımlarını atıyorlar. Abhazya da bu adımı atmakta olan küçük bir ülke.
Katılımcı, demokratik bir dünyayı, güç ilişkilerinin hiyerarşisinden sıyırarak, ortak akla, ortak çıkarlara dayalı, yeni bir dünya düzeninin oluşumunda, ilk adımlarını atıyorlar. İnsanın özgürce, yaratıcı gücünü seferber edebileceği, koşulları oluşturmakta olan sistemin derdi, ortalama aklı ve onun düzenini aşan, ortak akla, diyaloga, uzlaşmaya ve insana saygıya dayalı, yepyeni bir dünya düzenidir.
Evrenin temel ilişkisi olan, enerji alış verişi ilişkisinin, insan bütünlüğündeki ifadesi olarak bilinen, mübadele ilişkileri evrilip, geliştikce, yeni toplumsal yapılanmalar ortaya çıktı.Türlü çeşitli devlet deneyimlerinden geçerek, imparatorluk dünyalarını aşıp, ulus devletlere ulaşan toplumsal yapılanmalar, insanın donanımını zenginleştirdi. Bilgi ve maddi güç birikimini devasa boyutlara yükseltti.
Kafkas halklarının geçmişleri de, benzeri insani ilişkilere ve ilkelere dayalı, ama sınırlı donanımlı,birer toplumsal yaşam örneğidir. Abazalar, 1992 yılındaki Gürcü saldırısında yağmalanan Müzelerinin giriş kapısının iki yanında yer alan heykelleriyle sanki karakterlerini ifade eden dağ keçileri gibi, Kafkas Dağlarında özgürlüğün şarkısını söylüyorlar şimdi. Giderek seslerini de yükseltiyorlar. Balkanlarda, Alplerde, Karpatlarda, Kayalık dağlarda,Ant dağlarında Himalayalarda, dünyanın tüm zirvelerinde yavaş yavaş bu sesin yankılandığını duyuyorlar.Çünkü bu ses SİSTEMİN de beklediği sestir.
Yurdaer Erşan
4 Eylül 2008 Perşembe

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, ABD’nin Kafkasya’daki müttefik ülkeleri koruyacağını açıkladı.
Reuters haber ajansının haberine göre dün Kafkasya gezisi kapsamında Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile görüşen Cheney, ikili görüşme sonrası yapılan basın açıklamasında Aliyev ile görüşmesinin Rusya’nın Gürcistan’a karşı düzenlediği askeri operasyonun gölgesinde yapıldığını, ABD’nin Kafkasya’da müttefik ülkeleri korumak için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkladı.
Azerbaycan’a ABD Devlet Başkanı George Bush’un isteği ile geldiğini kaydeden Cheney, Bush’un kendisi ile bölge ülkelerine ABD’nin müttefiklerinin çıkarlarını her zaman koruyacağı mesajını gönderdiğinin altını çizdi.
ABD’nin Azerbaycan ile enerji alanındaki işbirliğini daha da geliştirmek istediğini ifade eden Cheney, ABD’nin bölgede üretilen petrol ve doğal gazı Rusya’yı dışarıda bırakacak şekilde taşınması projelerinin çeşitlendirilmesi gerektiğine inandığını açıkladı.
Cheney, Azerbaycan ziyaretinden sonra Gürcistan’a oradan da Ukrayna’ya geçecek.
(Rusya.ru)
Yorum tarihi: 04.09.2008
Reuters haber ajansının haberine göre dün Kafkasya gezisi kapsamında Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile görüşen Cheney, ikili görüşme sonrası yapılan basın açıklamasında Aliyev ile görüşmesinin Rusya’nın Gürcistan’a karşı düzenlediği askeri operasyonun gölgesinde yapıldığını, ABD’nin Kafkasya’da müttefik ülkeleri korumak için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkladı.
Azerbaycan’a ABD Devlet Başkanı George Bush’un isteği ile geldiğini kaydeden Cheney, Bush’un kendisi ile bölge ülkelerine ABD’nin müttefiklerinin çıkarlarını her zaman koruyacağı mesajını gönderdiğinin altını çizdi.
ABD’nin Azerbaycan ile enerji alanındaki işbirliğini daha da geliştirmek istediğini ifade eden Cheney, ABD’nin bölgede üretilen petrol ve doğal gazı Rusya’yı dışarıda bırakacak şekilde taşınması projelerinin çeşitlendirilmesi gerektiğine inandığını açıkladı.
Cheney, Azerbaycan ziyaretinden sonra Gürcistan’a oradan da Ukrayna’ya geçecek.
(Rusya.ru)
Yorum tarihi: 04.09.2008
Yorum:
ABD, içinde yaşadığımız Sistem’i, bir elinde havuç(softpower)bir elinde sopayla(hardpower) bugünlere taşıyan son hegemonik lider. Ve onun son Başkan yardımcısı CHENEY,elinde sopası, belinde tabancası ve vaatleriyle ile çıkıyor yeni bir dünya turuna. Sistemin ulaştığı bu KÜRESELLEŞME ve demokratikleşme evresinde, ABD hegemonyasına dayalı, İmparatorluk hayali ile süslü YENİ DÜNYA DÜZEN’lemelerine baş kaldıranları, isterlerine ve çıkarlarına aykırı davrananları, hizaya getirmek ,gücüne eklemlediği güçleri denetlemek için. ABD’nin çirkin yüzü bu!.. Bir de bugün, biraz geri planda kalan, güzel bir yüzü var ABD’nin!.. Tüm insanları mutlu eden, donatan, insan’ı emeğinin kölesi olmaktan kurtaracak olan bu sistemin, gelişimine çok yönlü katkıları olan ve bu günleri gerçekleştiren bir ülke olmasıyla tanıdığımız yüzü!.... Belki de farkında olmadan önünü açtığı Balkanlaşmayla(sıra dağlar gibi peş peşe), bağımsızlaşan Ülkeler nedeniyle güç hiyerarşisinin halkalarını zayıflatan bir ülke. Ve dolaysıyla Demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmaya aday ülkelerin doğuşuna neden olmasıyla, küreselleşme sürecinin demokratikleşmesinin de, giderek yolunu açan bir ülke. Artık tüm dünya giderek farkına varıyor ve görüyor ki, Küreselleşme sistemin zorunlu bir evresi.Odağında insan olan bu Sistem’in en büyük değeri de artık İNSAN. Ve bu sistem onun için var ve onu yaratıcı gücüyle var. Artık zor ve şiddetle yürümez, yürüyemez bu SİSTEM. Kapsadıklarıyla,yani İNSAN'ı ve DOĞAsıyla beraber ÇÜRÜR ve YOKOLUR!.. Ufukta görünen bu. Ortalama akılla tutulan yol da bu!..
yurdaer erşan
2 Eylül 2008 Salı

I 01.09.2008 Babacan: Kafkasya krizi diplomatik araçlar ile çözülmelidir .
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Rusya ve Gürcistan arasında yaşanan Güney Osetya ve Abhazya krizinin diplomatik yollar ile çözülmesi gerektiğini açıkladı.
Bugün, Gürcistan Dışişleri Bakanı Eka Tkeşelaşvili’yi İstanbul’da kabul eden Babacan ikili görüşmeler sonrası yaptığı basın açıklamasında Kafkasya’da yaşanan krizi detaylı olarak ele aldıklarını, Güney Osetya ve Kafkasya sorunun sadece barışçıl yollar ile çözülmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne önem verdiğini ve iki ülke arasında hem ekonomik hem de siyasi ilişkilerin son derece geliştiğinin altını çizen Babacan, “Krizin çözülmesi için tarafların soğuk kanlılıkla hareket etmesi gerekiyor. Kafkasya’daki barış ortamı hepimizin geleceğini oluşturacaktır ” diye konuştu.
Türkiye’nin bu amaçla 11 Ağustos tarihinde Kafkasya İşbirliği ev İstikrar Platformu kurulmasını önerdiğini kaydeden Babacan, Türkiye’nin bölgede barışın sağlanması için elinden geleni yapacaktır” dedi.
Gürcistan Dışişleri Bakanı Tkeşelaşvili ise Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyarak uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiğini ve bölgede yayılmacı bir politika izlediğini belirtti.
Gürcistan’da bugün yaşanan problemin Avrupa’nın geleceğini ilgilendirdiğini kaydeden Tkeşelaşvili, bugün tüm dünyanın Rusya’nın krizin çözülmesi için üstüne düşen görevleri yapmasını beklediğinin altını çizdi.
Krizin çözülmesi için Rusya ordusunun Gürcistan topraklarından derhal çıkması gerektiğini ifade eden Tkeşelaşvili, ayrıca Rusya’nın iki taraf arasında imzalanan barış antlaşmasına da uyması gerektiğini sözlerine ekledi.
(Rusya.ru)
Yorum tarihi: 01.09.2008
Yorum:
Bugün yaşanan sorunlar ,Yeni bir dünya düzeni’nin doğuş ve kuruluş sancılarıdır.Söz konusu olan Yeni Dünya Düzeni, ne NEOCON’ların tahayyül ettiği, tek kutuplu bir yeni dünya, ne de dün yaşanan iki kutuplu bir dünyadır. Artık içinde yaşadığımız Sistem’in dayattığı ve odağında İNSAN’ın yer aldığı yepyeni bir dünyadır, söz konusu olması gereken.
Bugüne kadar,içinde yaşaya geldiğimiz sınıflı toplumun,GÜÇ İLİŞKİLERİNE dayalı, köleci, feodal,burjuva tüm kurum, kural ve değerlerle bezediğimiz dünyamızda, artık MİYADINI doldurdu, aşılıyor.Ve SİSTEM’in geldiği bu evre gereği, geçmişe bağlı tüm değerler, kavramlar ve kurumlar sorgulanıyor.Güç ilişkilerinin ve çatışmalarının yarattığı sorunların,gene güçle,güçler ittifakıyla aşılamayacağı anlaşılmaya başlıyor.Çözülemeyen sorunlar, her zamanki gibi dondurulmaya çalışılıyor.Çifte standart denen, nalıncı keserini,tarafların ellerinden bırakmadan, süreci kendinlerinin çıkarına yontmaya uğraşıyorlar..Sonuçta insanlar ölüyor. Bin bir zorlukla oluşturdukları tüm varlıkları yok oluyor. Kime ne? Benim insanım,senin insanın çatışmasında, olan İNSAN’a oluyor.
Kendilerinin katılmadığı ve kendileri hakkında başkalarının karar verdiği bir dünyada,Kafkas halkları da,diğer tüm halklar gibi yaşamak zorunda kaldıkları gerçekliklerden,uygulamaya çalışılan standartlardan İnsan olarak çok yıprandılar,yoruldular.Fakat kararlılıklarından ve insan onurlarından asla hiçbir şey kaybetmediler. Çünkü onları yaşatan, TÜM İNSANLARLA BİRLİKTE içinde İNSAN olarak YAŞAYACAKLARI, YARATACAKLARI ve VAR OLACAKLARI, YEPYENİ bir dünya hayalidir.
yurdaer erşan
Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Rusya ve Gürcistan arasında yaşanan Güney Osetya ve Abhazya krizinin diplomatik yollar ile çözülmesi gerektiğini açıkladı.
Bugün, Gürcistan Dışişleri Bakanı Eka Tkeşelaşvili’yi İstanbul’da kabul eden Babacan ikili görüşmeler sonrası yaptığı basın açıklamasında Kafkasya’da yaşanan krizi detaylı olarak ele aldıklarını, Güney Osetya ve Kafkasya sorunun sadece barışçıl yollar ile çözülmesi gerektiğini belirtti.
Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne önem verdiğini ve iki ülke arasında hem ekonomik hem de siyasi ilişkilerin son derece geliştiğinin altını çizen Babacan, “Krizin çözülmesi için tarafların soğuk kanlılıkla hareket etmesi gerekiyor. Kafkasya’daki barış ortamı hepimizin geleceğini oluşturacaktır ” diye konuştu.
Türkiye’nin bu amaçla 11 Ağustos tarihinde Kafkasya İşbirliği ev İstikrar Platformu kurulmasını önerdiğini kaydeden Babacan, Türkiye’nin bölgede barışın sağlanması için elinden geleni yapacaktır” dedi.
Gürcistan Dışişleri Bakanı Tkeşelaşvili ise Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyarak uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiğini ve bölgede yayılmacı bir politika izlediğini belirtti.
Gürcistan’da bugün yaşanan problemin Avrupa’nın geleceğini ilgilendirdiğini kaydeden Tkeşelaşvili, bugün tüm dünyanın Rusya’nın krizin çözülmesi için üstüne düşen görevleri yapmasını beklediğinin altını çizdi.
Krizin çözülmesi için Rusya ordusunun Gürcistan topraklarından derhal çıkması gerektiğini ifade eden Tkeşelaşvili, ayrıca Rusya’nın iki taraf arasında imzalanan barış antlaşmasına da uyması gerektiğini sözlerine ekledi.
(Rusya.ru)
Yorum tarihi: 01.09.2008
Yorum:
Bugün yaşanan sorunlar ,Yeni bir dünya düzeni’nin doğuş ve kuruluş sancılarıdır.Söz konusu olan Yeni Dünya Düzeni, ne NEOCON’ların tahayyül ettiği, tek kutuplu bir yeni dünya, ne de dün yaşanan iki kutuplu bir dünyadır. Artık içinde yaşadığımız Sistem’in dayattığı ve odağında İNSAN’ın yer aldığı yepyeni bir dünyadır, söz konusu olması gereken.
Bugüne kadar,içinde yaşaya geldiğimiz sınıflı toplumun,GÜÇ İLİŞKİLERİNE dayalı, köleci, feodal,burjuva tüm kurum, kural ve değerlerle bezediğimiz dünyamızda, artık MİYADINI doldurdu, aşılıyor.Ve SİSTEM’in geldiği bu evre gereği, geçmişe bağlı tüm değerler, kavramlar ve kurumlar sorgulanıyor.Güç ilişkilerinin ve çatışmalarının yarattığı sorunların,gene güçle,güçler ittifakıyla aşılamayacağı anlaşılmaya başlıyor.Çözülemeyen sorunlar, her zamanki gibi dondurulmaya çalışılıyor.Çifte standart denen, nalıncı keserini,tarafların ellerinden bırakmadan, süreci kendinlerinin çıkarına yontmaya uğraşıyorlar..Sonuçta insanlar ölüyor. Bin bir zorlukla oluşturdukları tüm varlıkları yok oluyor. Kime ne? Benim insanım,senin insanın çatışmasında, olan İNSAN’a oluyor.
Kendilerinin katılmadığı ve kendileri hakkında başkalarının karar verdiği bir dünyada,Kafkas halkları da,diğer tüm halklar gibi yaşamak zorunda kaldıkları gerçekliklerden,uygulamaya çalışılan standartlardan İnsan olarak çok yıprandılar,yoruldular.Fakat kararlılıklarından ve insan onurlarından asla hiçbir şey kaybetmediler. Çünkü onları yaşatan, TÜM İNSANLARLA BİRLİKTE içinde İNSAN olarak YAŞAYACAKLARI, YARATACAKLARI ve VAR OLACAKLARI, YEPYENİ bir dünya hayalidir.
yurdaer erşan

I 01.09.2008 Medvedev'in olmazsa olmaz beş koşulu
Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev Rusya’nın dış politikasında izleyeceği beş temel noktayı ilan etti:
1- Uluslararası hukuka uyulacak. Medvedev, herkesin uyması gereken hukuk kurallarına ülkesinin de riayet edeceğini söyledi.
2- Tek kutuplu dünya kabul edilemez. Medvedev, "tüm kararların tek merkezden verilmesi kabul edilemez, bu şekliyle tehdit ve çatışma bitmez" dedi.
3- Cepheleşmeye karşıyız. İzole edilmek için aranmıyoruz. ABD de dahil tüm ülkelerle dostane ilişkiler geliştirmek istiyoruz.
4- Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Rus vatandaşlarının hayatını koruyacağız. Başkan Medvedev bu maddeyle de Güney Osetya savaşına atıfta bulunmuş oldu.
5- Sadece komşularıyla değil, dostluk isteyen tüm bölgelerle ilişkileri geliştireceğiz. Medvedev, böylelikle Venezüella’dan Libya’ya geniş bir coğrafya için mesaj vermiş oldu.
Devlet Başkanı Medvedev ayrıca, “Yaptırım dediğiniz şey sadece çok uç durumlarda kullanılır.” şeklinde konuştu.
(Rusya.ru)
Yorum tarihi: 01.09.2008
Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev Rusya’nın dış politikasında izleyeceği beş temel noktayı ilan etti:
1- Uluslararası hukuka uyulacak. Medvedev, herkesin uyması gereken hukuk kurallarına ülkesinin de riayet edeceğini söyledi.
2- Tek kutuplu dünya kabul edilemez. Medvedev, "tüm kararların tek merkezden verilmesi kabul edilemez, bu şekliyle tehdit ve çatışma bitmez" dedi.
3- Cepheleşmeye karşıyız. İzole edilmek için aranmıyoruz. ABD de dahil tüm ülkelerle dostane ilişkiler geliştirmek istiyoruz.
4- Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Rus vatandaşlarının hayatını koruyacağız. Başkan Medvedev bu maddeyle de Güney Osetya savaşına atıfta bulunmuş oldu.
5- Sadece komşularıyla değil, dostluk isteyen tüm bölgelerle ilişkileri geliştireceğiz. Medvedev, böylelikle Venezüella’dan Libya’ya geniş bir coğrafya için mesaj vermiş oldu.
Devlet Başkanı Medvedev ayrıca, “Yaptırım dediğiniz şey sadece çok uç durumlarda kullanılır.” şeklinde konuştu.
(Rusya.ru)
Yorum tarihi: 01.09.2008
Yorum:
Sayın Dmitry Medvedev'in, beyanatında vurguladığı beş nokta, üzerinde durup, irdelenmesi gereken önemli beş nokta.
1- Uluslararası hukuk, bugün artık birçok noktada aşınmış ve delinmiştir. Sistem’in küreselleşme sürecinin ABD’nin,hegemonyası altında, onun İmparatorluk özlemleriyle çarpıtılması sonucu yaşanan ve tüm dünyaya ağır bedeller ödeten bir süreçten geçmekteyiz. Sistem’i ve onun odağında yer alan insanı yeniden, bir sistem olarak kendi bütünlüğü içinde kavramadan, süreci düzenleyecek kuralları ve tabii ki Hukuku yeniden biçimlendirmek mümkün olamaz. Eski elbise dar ve yırtılmış, yenisinin dikimi ise,çok farklı bir sürecin yaşanmasını, konsensüsü kısacası ortalama akıldan nitelikce çok farklı bir ORTAK AKLI gerektiriyor.
2- Tek kutuplu dünya da, iki kutuplu dünya da yaşanan ve dersler alınan birer evre. Her yönüyle, insanlığı soğuk savaşı ile ayazında dondurdu ve verdirdiği kayıplarla, yerinde saydıran ve sistemi krize sokan evreler bunlar. Artık, hepimizin birbiri için yaşadığı, yarattığı, rahatca mübadele ettiği, EDEBİLDİĞİ değerlerle donanmış, tüm geçmişimizin, çıkarcı ve zalim eğilimlerin aşıldığı, yeni bir dünya düzeni, hem biz İNSANLARIN, hem de SİSTEM'in beklentisi.
3- Cepheleşme, çatışma, abluka, savaş, tüm bunlar güç ilişkileri dünyasının,kavganın,çıkar çatışmasının araçları ve artık terk edilmesi gereken, geçmiş düzenin kavramları. Yeni Dünya düzeni, gerçek insan ilişkilerinin üzerinde yükselecek olan, uygarlığın düzenidir.Yeni insan ilişkiler,ilk başta diyaloğa,uzlaşmaya ve ortak akla dayanmalıdır.Sistemin dayattığı ve filizlenmekte olan bu yeni ilişkilerin dünyası, gerçek demokrasinin ve demokratların dünyasıdır.
4- Biz bu noktada,dünyanın neresinde olursa olsun, hangi etnik rengi, hangi inancı vb. taşırsa taşısın tüm insanların, İNSAN OLARAK yaşamları değerlidir,denmek istendiğini düşünüyoruz.
5- Hepimiz birbirimizle, hepimiz birbirimiz için varız. İnsan olarak yarattığımız her şey, İNSAN için diyoruz ve böyle biliyoruz. Kısaca ,açılımladığımız bu beş noktanın daha da zenginleştirilerek hayata geçirilmesi, geçirilme yolunda ufakta olsa, adımlar atılmasıdır dileğimiz..
yurdaer erşan
23 Ağustos 2008 Cumartesi
22.08.2008 Lavrov: Abhazya’nın tanınması Saakaşvili’nin tavrına bağlı
Haberin konusu: BDT'den
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’yı resmi olarak tanımasının Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’nin tavrına bağlı olduğunu açıkladı.
Ria Novosti haber ajansının haberine göre, ayrılıkçı Abhazya ve Güney Osetya Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının Rusya tarafından tanınması ile ilgili açıklamalarda bulunan Lavrov, Rusya’nın bu iki cumhuriyetin bağımsızlığını tanımasının Saakaşvili’nin bu konuda alacağa tavra bağlı olduğunu belirtti.
Lavrov açıklamasında, Saakaşvili’nin hangi tavrı alması gerektiği ile ilgili bir açıklamada bulunmadı. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması ile ilgili daha önce açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Rusya’nın bu konuda Abhazya ve Güney Osetya halkının sesini dinleyeceğini açıklamıştı.
Ayrılıkçı Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu 20 Ağustos tarihinde aldığı karar ile Rusya’dan bağımsızlığını tanınmasını talep etmişti. Abhazya ve Güney Osetya daha önce de Rusya’dan bağımsızlıklarını tanımasını istemiş, Rusya bu isteklere olumlu bir cevap vermemişti.
(Rusya.ru)
Yorum:
Yorum tarihi: 22.08.2008
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın Abhazya ve Güney Osetya’yı resmi olarak tanımasının Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’nin tavrına bağlı olduğunu açıkladı.
Ria Novosti haber ajansının haberine göre, ayrılıkçı Abhazya ve Güney Osetya Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının Rusya tarafından tanınması ile ilgili açıklamalarda bulunan Lavrov, Rusya’nın bu iki cumhuriyetin bağımsızlığını tanımasının Saakaşvili’nin bu konuda alacağa tavra bağlı olduğunu belirtti.
Lavrov açıklamasında, Saakaşvili’nin hangi tavrı alması gerektiği ile ilgili bir açıklamada bulunmadı. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının Rusya tarafından tanınması ile ilgili daha önce açıklamalarda bulunan Rusya Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev, Rusya’nın bu konuda Abhazya ve Güney Osetya halkının sesini dinleyeceğini açıklamıştı.
Ayrılıkçı Abhazya Cumhuriyeti Parlamentosu 20 Ağustos tarihinde aldığı karar ile Rusya’dan bağımsızlığını tanınmasını talep etmişti. Abhazya ve Güney Osetya daha önce de Rusya’dan bağımsızlıklarını tanımasını istemiş, Rusya bu isteklere olumlu bir cevap vermemişti.
(Rusya.ru)
Yorum:
Yorum tarihi: 22.08.2008
Abhazya'nın bağımsızlığının,Saakaşvili'nin iki dudağının arasına,ya da tavrına terkedildiği ifade edilen, Ria Novosti'nin haberi, eğer doğruysa, anlaşılır gibi değil.Ria Novosti bu haberle ne anlatmak istiyor.Zaten, ayrılıkcı nitelemesi bu haberi verenlerin, Abhazya'yı nasıl gördüğünü, Abhazyaya nasıl baktıklarını belirtiyor.Bir insanın,bir halkın,bir ülkenin kendi kaderini belirleme hakkına bu seviyede yaklaşanlarlar,hangi çağda yaşıyorlar.Kimi,kimleri insan sayıyorlar.Abhazyalıların, uğrunda can verdikleri insanların,insan gibi yaşama hakları,Saakaşvili'nin (!)takdirine bırakılamayacak kadar değerlidir...
yurdae erşan
22 Ağustos 2008 Cuma
Kafkasya Platformu
21/08/2008
ismet.berkan@radikal.com.tr
Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırması ve ardından kısa zamanda Rusya tarafından püskürtülmesi, yankıları ve etkileri açısından kolay hazmedilebilir bir durum değil.Savaşın ilk günlerinde Rusya’nın açıkça, isim vererek suçladığı iki ülkeden biri olan Türkiye, aktif bir diplomasiyle barışın oluşmasına katkı vermek istiyor. Tabii Rusya’nın önce askeri operasyonlarını durdurması, ardından da Osetya ve Abhazya sınırına kadar çekileceğini açıklaması (ama hâlâ çekilmemesi) uluslararası toplumun müdahalesine gerek olmadan gerçekleşti, o yüzden Türkiye bir rol oynayamadı.Çatışmaların ilk günlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev veya Başbakanı Vladimir Putin’i telefonla aradığı ama karşı tarafın telefona çıkmadığı da yazıldı çizildi. Başbakan Erdoğan telefonla aradığı haberlerini yalanladı ama krizde rol üstlenme isteğini gizlemedi ve ortaya bir fikir attı: Kafkaslar Güvenlik ve İstikrar Platformu.Sonra Erdoğan Moskova’ya gitti, bu fikrini Medvedev ve Putin’e de aktardı. Anlaşılan onlar ‘Hayır’ demediler, teklifin altının doldurulmasını istediler, hatta bu platformu yararlı olabileceğini bile belirttiler. Erdoğan ertesi gün yaralı bereli Tiflis’e gidip aynı teklifi yineledi, onlar can simidi gibi sarıldılar teklife.Şimdi Başbakan dün de Azerbaycan’a gitti, bu teklifi iletmek için. Herhalde Ermenistan’a da aynı teklifi bir biçimde söylenecek.Peki ne bu platform? Ne kadar ciddiye alınabilir bir şey?Öncelikle, ‘platform’ Kafkasya’nın beş ülkesini, Rusya, Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı aynı zeminde buluşturmaya çalışan bir ‘zemin’ olacak. Amaç, ülkelerin birbiriyle konuşması.Fakat biliyorsunuz Rusya yönetimi, Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili ile artık konuşmayacağını duyurdu. Ermenistan halen Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgali altında tutuyor, hoş iki ülke zaman zaman konuşsalar bile pek bir yere varamıyorlar, belki de Rusya’nın orada bir yere varılmasını istememesi nedeniyle. Türkiye, Ermenistan’la diplomatik ilişkilere sahip değil ama bu ülkeyi tanıyor, zaman zaman konuşuluyor ama iki ülke arasında da ciddi sorunlar var.Dolayısıyla, eğer olabilirse Kafkasya Platformu, sırf konuşmaya yarasa bile faydalı olabilir. Üstelik Türkiye de bir fayda elde edebilir.Ama platformdan bunun ötesinde bir başarı beklemek bence hayalcilik olur. Dediğim gibi beş ülkenin aynı masanın etrafında oturup yemek yemesi bile başarı bundan sonra. Eğer bu başarılabilirse ne âlâ...Ancak ben maalesef o kadarını bile ummuyorum. Rusya’nın bu saatten sonra, kendi arka bahçesi saydığı yerlerle ilgili, özellikle de Kafkasya ve Orta Asya ile ilgili başka kimseyle konuşmasını beklemem, konuşsa bile bu konuşmada anlamlı şeyler çıkmasını beklemem.Rusya, dediğini yapıp Abhazya ve Osetya’nın bağımsızlığını tanımaya karar verirse, ortalık daha da karışacak, Rusya’nın ‘Trans-Kafkasya sorunu’nu kendi yolu dışında bir yolla çözüme ulaştırmaya yanaşmayacağı kesinlik kazanacak.Bölgeyi dikkatli izlemek ve sonuçlar çıkarmaya devam etmekte yarar var.
YORUM:
21/8/200815:16
KAFKAS İTTİFAKI MI yoksa KAFKAS İSTİKRAR VE İŞBİRLİĞİ PLATFORMU MU?
İttifak, güç ilişkileri ortamında bir sorunu yada karşılaşılan sorunları,gücün her türlüsüne dayanarak ve onların ittifakını yaratarak çözmeye yönelmektir.Bedeli ne olursa olsun. Platform ise, adı üstünde güç hiyerarşisine dayanmayan,diyalog ve uzlaşma yoluyla karşılaşılan sorun yada sorunlara,oluşturulacak ortak akılla, birlikte çözüm yolları aramaktır.Biri geçmiş dünyanın, güçle çözüm dayatma yöntemi, diğeri çağdaş dünyanın,demokratik çözüm üretme yöntemidir. Bu karmaşa da yapılmak istenen hangisi?Gerçi, daha işin başında ne yapılmak istendiği belli. Adı tam konamasa da, pragmatik ve reel olan,var olan yapılaşmalara, güç ilişkilerine uyarlı, istikrar ve statükoyu, geçici de olsa korumaya elverişli olanı gerçekleştirmek. Her zaman olduğu gibi bekleyip göreceğiz.Deneyip dersimizi alacağız!.
yurdaer erşan
21/08/2008
ismet.berkan@radikal.com.tr
Gürcistan’ın Güney Osetya’ya saldırması ve ardından kısa zamanda Rusya tarafından püskürtülmesi, yankıları ve etkileri açısından kolay hazmedilebilir bir durum değil.Savaşın ilk günlerinde Rusya’nın açıkça, isim vererek suçladığı iki ülkeden biri olan Türkiye, aktif bir diplomasiyle barışın oluşmasına katkı vermek istiyor. Tabii Rusya’nın önce askeri operasyonlarını durdurması, ardından da Osetya ve Abhazya sınırına kadar çekileceğini açıklaması (ama hâlâ çekilmemesi) uluslararası toplumun müdahalesine gerek olmadan gerçekleşti, o yüzden Türkiye bir rol oynayamadı.Çatışmaların ilk günlerinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev veya Başbakanı Vladimir Putin’i telefonla aradığı ama karşı tarafın telefona çıkmadığı da yazıldı çizildi. Başbakan Erdoğan telefonla aradığı haberlerini yalanladı ama krizde rol üstlenme isteğini gizlemedi ve ortaya bir fikir attı: Kafkaslar Güvenlik ve İstikrar Platformu.Sonra Erdoğan Moskova’ya gitti, bu fikrini Medvedev ve Putin’e de aktardı. Anlaşılan onlar ‘Hayır’ demediler, teklifin altının doldurulmasını istediler, hatta bu platformu yararlı olabileceğini bile belirttiler. Erdoğan ertesi gün yaralı bereli Tiflis’e gidip aynı teklifi yineledi, onlar can simidi gibi sarıldılar teklife.Şimdi Başbakan dün de Azerbaycan’a gitti, bu teklifi iletmek için. Herhalde Ermenistan’a da aynı teklifi bir biçimde söylenecek.Peki ne bu platform? Ne kadar ciddiye alınabilir bir şey?Öncelikle, ‘platform’ Kafkasya’nın beş ülkesini, Rusya, Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan ve Ermenistan’ı aynı zeminde buluşturmaya çalışan bir ‘zemin’ olacak. Amaç, ülkelerin birbiriyle konuşması.Fakat biliyorsunuz Rusya yönetimi, Gürcistan Cumhurbaşkanı Saakaşvili ile artık konuşmayacağını duyurdu. Ermenistan halen Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgali altında tutuyor, hoş iki ülke zaman zaman konuşsalar bile pek bir yere varamıyorlar, belki de Rusya’nın orada bir yere varılmasını istememesi nedeniyle. Türkiye, Ermenistan’la diplomatik ilişkilere sahip değil ama bu ülkeyi tanıyor, zaman zaman konuşuluyor ama iki ülke arasında da ciddi sorunlar var.Dolayısıyla, eğer olabilirse Kafkasya Platformu, sırf konuşmaya yarasa bile faydalı olabilir. Üstelik Türkiye de bir fayda elde edebilir.Ama platformdan bunun ötesinde bir başarı beklemek bence hayalcilik olur. Dediğim gibi beş ülkenin aynı masanın etrafında oturup yemek yemesi bile başarı bundan sonra. Eğer bu başarılabilirse ne âlâ...Ancak ben maalesef o kadarını bile ummuyorum. Rusya’nın bu saatten sonra, kendi arka bahçesi saydığı yerlerle ilgili, özellikle de Kafkasya ve Orta Asya ile ilgili başka kimseyle konuşmasını beklemem, konuşsa bile bu konuşmada anlamlı şeyler çıkmasını beklemem.Rusya, dediğini yapıp Abhazya ve Osetya’nın bağımsızlığını tanımaya karar verirse, ortalık daha da karışacak, Rusya’nın ‘Trans-Kafkasya sorunu’nu kendi yolu dışında bir yolla çözüme ulaştırmaya yanaşmayacağı kesinlik kazanacak.Bölgeyi dikkatli izlemek ve sonuçlar çıkarmaya devam etmekte yarar var.
YORUM:
21/8/200815:16
KAFKAS İTTİFAKI MI yoksa KAFKAS İSTİKRAR VE İŞBİRLİĞİ PLATFORMU MU?
İttifak, güç ilişkileri ortamında bir sorunu yada karşılaşılan sorunları,gücün her türlüsüne dayanarak ve onların ittifakını yaratarak çözmeye yönelmektir.Bedeli ne olursa olsun. Platform ise, adı üstünde güç hiyerarşisine dayanmayan,diyalog ve uzlaşma yoluyla karşılaşılan sorun yada sorunlara,oluşturulacak ortak akılla, birlikte çözüm yolları aramaktır.Biri geçmiş dünyanın, güçle çözüm dayatma yöntemi, diğeri çağdaş dünyanın,demokratik çözüm üretme yöntemidir. Bu karmaşa da yapılmak istenen hangisi?Gerçi, daha işin başında ne yapılmak istendiği belli. Adı tam konamasa da, pragmatik ve reel olan,var olan yapılaşmalara, güç ilişkilerine uyarlı, istikrar ve statükoyu, geçici de olsa korumaya elverişli olanı gerçekleştirmek. Her zaman olduğu gibi bekleyip göreceğiz.Deneyip dersimizi alacağız!.
yurdaer erşan
I 20.08.2008 Alman basını NATO'yu eleştirdi.
NATO'nun aldığı "Rusya ile ilişkileri soğutma kararı" Almanya'da farklı tepkilere yol açtı. Büyük gazeteler özetle şu değerlendirmeleri yapıyor.
-FRANKFURTER ALLGEMENIE ZEITUNG
“Batı, Kremlin karşısında sertleşmeye başladı. Hatta Almanya’nın hükümet sözcüsü Rusya ile ilişkilerde önemli bir dönüm noktasına gelindiğini söyledi. Rusya’nın siyasi ve askeri uzlaşmazlığını bu kez de Kafkasya’da sergilemesi Avrupa Birliği’ni inandırıcılık sınavına soktu. Bölgenin siyasi ve ekonomik istikrara kavuşturulması amacıyla AB tarafından bir plan hazırlanması yanlış olmaz. Ama daha önemlisi NATO üyelerinin ittifakın doğu sınırları konusunda mutabakata varmalarıdır. Moskova bir kez daha ittifakın bütünlüğünü sınıyor. Çünkü NATO içindeki çatlakların Soğuk Savaş’tan sonra büyüdüğünün farkında.”
-SÜDDEUTSCHE ZEITUNG
“Rusya’nın işgalle aşağıladığı Gürcistan’ın bağımsızlık ve hürriyet garantisine her zamankinden çok ihtiyacı var. Almanya Başbakanı bu görevin NATO’ya düştüğünü düşünmekte haklı. Rusya, devletler hukukunu ayaklar altına alan bu askeri macerayla, belli bir nüfuz bölgesinin süper gücü olarak serbest hareket etme hakkını vurgulamış oldu. NATO, buna karşı çıkmadığı takdirde Gürcistan’dan çok daha fazlasını kaybeder. NATO Dışişleri bakanları, Brüksel buluşmmasında Rusya’ya açık mesaj göndermeye mecburlar. Rus birliklerinin tahrip ettiği askeri altyapının da NATO’nun yardımıyla yeniden kurulması gerekiyor.”
-WESTDEUTSCHE ZEITUNG
“Almanya Fransa ile birlikte, tehditkar tavır takınmamak şartıyla taraflar üzerindeki baskıyı arttırmalıdır. Gürcistan’a NATO perspektifi sunmak hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi Rusya’ya yöneltilmiş ağır bir tehdit de olur. Aksine, geleceğin askeri çatışmaları Rusya ile NATO arasındaki yeni soğuk savaşı sıcak savaşa dönüştürebilir. Sayın Saakaşvvili için buna değmez.”
(AB Haber)
Yorum:
Yorum tarihi: 20.08.2008
Güç ilişkilerinin ve çıkar kavgalarının hala egemen olduğu günümüzde,küreselleşen ve bütünlenmekte olan bir dünyadan bahsedebilir miyiz?.Yeniden kutuplar yaratmak, salt kendi çıkarını kollamak için sağa sola saldıran,birbirini tehdit eden, kapışan, yeniden SOĞUK ŞAVAŞ naraları atan, büyük güçlerin hegemonyasında bu sistem nasıl bütünlenir?Bütünlene bilir mi ? İnsanı odağına koyduklarını söyledikleri Sistem, eski anlayış, yapı, kurum ve Hukukla yürüyebilir mi? Demokratikleşme,artık sistemin temel sorunuyken, her türlü sosyal birlikteliğin, kendisi hakkında karar verme hakkını gasp edenler, hangi Uluslararası Hukuka dayanırlar.Güçlü olanın haklı olduğu anlayışı, hala çağ dışı değilse, bu bize ,insana guguk değil mi?Sistemin gelişimine köstek olan tüm bu kurum ve anlayışların FEODAL niteliği,ne zaman aşılacak.Doğrudan, katılımcı demokrasinin, ,uygulanması gereğini, Sistemsel yapının işleyişinin dayattığı bir evrede, temsili demokrasinin bile yozlaştırıldığı günümüz de sosyal, ekonomik, ekolojik ve yapısal krizler neyin işareti. Hukuksuzluğun,diyalogsuzluğun, sistemin iki adım ilerisini görememenin değil mi?Sürekli KORKU yaratarak, korkunun ticaretini yaparak, insanları damda tutmak anlayışı,BİLGİ ÇAĞI ile bağdaşır mı?
NATO'nun aldığı "Rusya ile ilişkileri soğutma kararı" Almanya'da farklı tepkilere yol açtı. Büyük gazeteler özetle şu değerlendirmeleri yapıyor.
-FRANKFURTER ALLGEMENIE ZEITUNG
“Batı, Kremlin karşısında sertleşmeye başladı. Hatta Almanya’nın hükümet sözcüsü Rusya ile ilişkilerde önemli bir dönüm noktasına gelindiğini söyledi. Rusya’nın siyasi ve askeri uzlaşmazlığını bu kez de Kafkasya’da sergilemesi Avrupa Birliği’ni inandırıcılık sınavına soktu. Bölgenin siyasi ve ekonomik istikrara kavuşturulması amacıyla AB tarafından bir plan hazırlanması yanlış olmaz. Ama daha önemlisi NATO üyelerinin ittifakın doğu sınırları konusunda mutabakata varmalarıdır. Moskova bir kez daha ittifakın bütünlüğünü sınıyor. Çünkü NATO içindeki çatlakların Soğuk Savaş’tan sonra büyüdüğünün farkında.”
-SÜDDEUTSCHE ZEITUNG
“Rusya’nın işgalle aşağıladığı Gürcistan’ın bağımsızlık ve hürriyet garantisine her zamankinden çok ihtiyacı var. Almanya Başbakanı bu görevin NATO’ya düştüğünü düşünmekte haklı. Rusya, devletler hukukunu ayaklar altına alan bu askeri macerayla, belli bir nüfuz bölgesinin süper gücü olarak serbest hareket etme hakkını vurgulamış oldu. NATO, buna karşı çıkmadığı takdirde Gürcistan’dan çok daha fazlasını kaybeder. NATO Dışişleri bakanları, Brüksel buluşmmasında Rusya’ya açık mesaj göndermeye mecburlar. Rus birliklerinin tahrip ettiği askeri altyapının da NATO’nun yardımıyla yeniden kurulması gerekiyor.”
-WESTDEUTSCHE ZEITUNG
“Almanya Fransa ile birlikte, tehditkar tavır takınmamak şartıyla taraflar üzerindeki baskıyı arttırmalıdır. Gürcistan’a NATO perspektifi sunmak hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi Rusya’ya yöneltilmiş ağır bir tehdit de olur. Aksine, geleceğin askeri çatışmaları Rusya ile NATO arasındaki yeni soğuk savaşı sıcak savaşa dönüştürebilir. Sayın Saakaşvvili için buna değmez.”
(AB Haber)
Yorum:
Yorum tarihi: 20.08.2008
Güç ilişkilerinin ve çıkar kavgalarının hala egemen olduğu günümüzde,küreselleşen ve bütünlenmekte olan bir dünyadan bahsedebilir miyiz?.Yeniden kutuplar yaratmak, salt kendi çıkarını kollamak için sağa sola saldıran,birbirini tehdit eden, kapışan, yeniden SOĞUK ŞAVAŞ naraları atan, büyük güçlerin hegemonyasında bu sistem nasıl bütünlenir?Bütünlene bilir mi ? İnsanı odağına koyduklarını söyledikleri Sistem, eski anlayış, yapı, kurum ve Hukukla yürüyebilir mi? Demokratikleşme,artık sistemin temel sorunuyken, her türlü sosyal birlikteliğin, kendisi hakkında karar verme hakkını gasp edenler, hangi Uluslararası Hukuka dayanırlar.Güçlü olanın haklı olduğu anlayışı, hala çağ dışı değilse, bu bize ,insana guguk değil mi?Sistemin gelişimine köstek olan tüm bu kurum ve anlayışların FEODAL niteliği,ne zaman aşılacak.Doğrudan, katılımcı demokrasinin, ,uygulanması gereğini, Sistemsel yapının işleyişinin dayattığı bir evrede, temsili demokrasinin bile yozlaştırıldığı günümüz de sosyal, ekonomik, ekolojik ve yapısal krizler neyin işareti. Hukuksuzluğun,diyalogsuzluğun, sistemin iki adım ilerisini görememenin değil mi?Sürekli KORKU yaratarak, korkunun ticaretini yaparak, insanları damda tutmak anlayışı,BİLGİ ÇAĞI ile bağdaşır mı?
yurdaer erşan
18.08.2008
Stalin'den Rus güzellere kadar 'YORUM'
Savaş kandır, gözyaşıdır, trajedidir.
Savaşla ilgili herkesin farklı yorumlara sahip olması doğaldır.
Ama...
Bir ciddiyet olmalıdır, insanların ölümü ve trajediler üzerine yazarken.
Geçtiğimiz günlerde Rus-Gürcü savaşı üzerine çıkan çok sayıda makale arasında yalan ve uydurma da vardı, bilgi hataları da vardı, kafa karışıklığı da...
Hepsi olabilir, oluyor.
Ama Bugün gazetesinde Hakan Aygün'ün yazdığı "yorum" farklı bir kategorideydi.
Yazı sanki 5-10 dakikada "döktürülmüş" gibi bir çorba üslubu taşımasından ve birçok konuya yarım yamalak değinmesinden başka, "bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor" gibi talihsiz bir "kahvehane edebiyatı"nı da içeriyor. İnsan okudukça irkiliyor bu "derin analizi"...
Bir de siz okumayı deneyin:
"Gürcistan’daki sorunun nedeni Gürcü Stalin!
Rusya, Gürcistan’da sürekli ilerliyor. Ardından sürekli Rus Dışişleri’nden, “yalanlama” geliyor. Oysa TV’lerde izliyoruz, görüntüler yalan söylemiyor! Ortaya çıkan manzara, Gürcistan’ın işgal altında olduğu gerçeği. Sanırım bugün yarın Tiflis’e de girecekler, ardından da yalanlayacaklar.
Ruslar yalanlarken “sözcük oyunu” yapıyor. “Yaptığımız işgal sayılmaz, sadece bölgedeki güvenliği sağlıyoruz” demeye getiriyorlar. Bilinçaltlarında “Burası zaten bizim toprağımız” havası var.
Enteresan bir durum da Türkiye’deki Kafkas kökenliler arasında yaşanıyor. Görüyoruz ki, Gürcistan’daki etnik gruplarla akraba olan Kafkas vatandaşlarımız, Rusya’nın işgalinden gayet memnun. Hatta Türkiye’nin Gürcistan’dan taraf olmasına kızıyorlar.
Oysa, Gürcistan’daki ayaklanan etnik gruplar asla Rusya’nın denetimi altında mutlu olamayacaklar. Çünkü Putin, Saakaşvili’den çok daha tehlikeli bir politikacı.
Dün de Başbakan Erdoğan’la beraber seyrettiğimiz Saakaşvili de sağlam pabuç değil. Sürekli oynuyor. Çok tehlikeli bir tip.
Ancak Rusların pis oynadığı kadar kimse oynamıyor. Yalanlar havada uçuşuyor.
Geçen gece TV’de Stalin belgeseli izledim. Sözde insancıl komünizm sırasında nasıl bir vahşet ve ırkçılık yaşandığını bir kez daha anımsadım.
Ne enteresandır ki, Gürcü kökenli Stalin döneminde Kafkasya’da çizilen sınırlar, şimdi sorun olmaya devam ediyor…
Sovyet dönemi öncesi Gürcistan’la sosyal, kültürel, ekonomik ilişkileri yok mesabesinde olan Abhazya ve Güney Osetya, Sovyet diktatörlüğü kurulurken coğrafi olarak Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti içinde gösterildiler.
Şimdi Gürcistan, Gürcü lider Stalin’in çektiği “kıyağın” sıkıntılarını yaşıyor.
Rusya coğrafyasında geçmişte oynanan pis oyunlar, günümüzde de sürüyor.
Hadi yaz münasebetiyle “espri”yle noktalayalım: Açıkçası bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor! Ama siz siz olun, onlara bile güvenmeyin!"
Böyle diyor Hakan Aygün.
"Çok tehlikeli bir tip", "pis oyun", "kıyak"... Hadi bu "terminoloji"yi ve "argumanları" bir yana bırakalım.
"Bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor" diye bitiriyor, "yaz münasebetiyle" (ne demekse?) ve ekliyor: "Ama siz siz olun, onlara bile güvenmeyin!"
Öyle ya, onu aldatmak mümkün olmaz, ama siz aldanabilirsiniz...
Onun kadar esnek ve "analitik" zekaya sahip değilsiniz ki!..
Medya Mikrobu
Yorum:
Yorum tarihi: 19.08.2008
Gori kentinin göbeğinde ki koca Stalin heykeli sanki hala ,Gürcü yönetiminin simgesi gibi. Ama olayı yıllardır taşıdığımız farklı ideolojik gözlüklerle algılayıp değerlendirirsek,farklı çıkarların sözcüsü ve kavgacısı olmak tan kurtulamayız..Kısa bir hatırlatma ile devam etmek istiyorum.1921 Gürcü anayasasında bile, Gürcistan’ın bağımsız bir devlet olarak tanıdığı bir Devlettir Abhazya. 17. Cumhuriyet olarak Sovyet sisteminde yer almak için girişimde bulunan ve bekleyen Abhazya, Lenin’in ölümü sonrası sürekli baskı altında tutulup, oyalanarak,1931 de Stalin tarafından Statüsü de düşürülerek Gürcistan'a hediye edildi.90'lı yıllara kadar varlığı ezilerek, baskılara sürekli direnerek geldi Abhazya. Bu yıllarda,SSCB’nin dağılmasında, yaşanan sürecin doğal sonucu olarak,kendi kaderini belirlemeye çalışırken,Batı onu, tıpkı Stalin’in yaptığı gibi, AGİT onaylı bir senetle,Gürcistan’ın parçası sayıp,onu ikinci defa Gürcistan toprak bütünlüğüne sokdu. Sanki Abhazya’nın başına ikinci Stalin oldu.Osetya da benzeri bir serüvenin kurbanı oldu.Şimdi tüm olup bitenlere bu çerçeveden bakarsak, küreselleşen ve bütünlenmekte olan dünyamızın, yaşanmakta olan demokratikleşme sürecinde, karşı karşıya olduğu sorunları daha iyi anlarız. Sistem’in kurulmasını zorladığı YENİ DÜNYA DÜZENİNİN temel sorunu ne? Bu düzen tek kutuplu mu kurulmalı, iki kutuplu mu olmalı , yoksa çok kutuplu bir oluşuma doğru mu yol almalı?Demokratikleşme sürecine hangisi hizmet eder?. Sorunun bam teli bu mu?Kutupların ve yarattığı gerilimlerin olmayacağı bir dünya değil mi yoksa özlemimiz? Özgür,yaratıcı-üretici ve aynı zamanda ürettiklerini,yeni bir üretim için, rahatca tüketebilen, bütünlenmiş İNSAN DEĞİL Mİ HEDEFİMİZ? Yoksa kavga, yeniden oluşmakta olan kutuplarla ,oralarda toplananların yıkıcı çıkar kavgaları mı? Kendine güvenemiyen, dolaysiyle kimselere güvenmeyen,sadece güce tapanların kavgası değil mi bu?Eğer öyle ise, insanları yok eden, güce ve onun hiyerarşisine dayanan, bu güç kavgasının, ne sisteme, ne de onun odağında yer alan İNSANA YARARI YOK. Çünkü, artık insanların ortak çıkarlarıdır, sistemin SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ sağlayacak olan. Sistem bizi, çıkar çatışmaları dünyasını aşmaya, birikimimizi ve ortak kaynaklarımızı, ortak akılla, hepimizin yararına kullanmaya zorluyor. Artık, siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal, ekolojik, vb. tüm alanlardaki sorunlarımıza,ortak akılla, en verimli çözümleri bulmakla uğraşmalıyız. İdeolojik yaklaşımlarımızın, ağır bedelli fantezileriyle zaman, enerji, güç ve en önemlisi İNSAN kaybetmemeliyiz.
yurdaererşan
Stalin'den Rus güzellere kadar 'YORUM'
Savaş kandır, gözyaşıdır, trajedidir.
Savaşla ilgili herkesin farklı yorumlara sahip olması doğaldır.
Ama...
Bir ciddiyet olmalıdır, insanların ölümü ve trajediler üzerine yazarken.
Geçtiğimiz günlerde Rus-Gürcü savaşı üzerine çıkan çok sayıda makale arasında yalan ve uydurma da vardı, bilgi hataları da vardı, kafa karışıklığı da...
Hepsi olabilir, oluyor.
Ama Bugün gazetesinde Hakan Aygün'ün yazdığı "yorum" farklı bir kategorideydi.
Yazı sanki 5-10 dakikada "döktürülmüş" gibi bir çorba üslubu taşımasından ve birçok konuya yarım yamalak değinmesinden başka, "bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor" gibi talihsiz bir "kahvehane edebiyatı"nı da içeriyor. İnsan okudukça irkiliyor bu "derin analizi"...
Bir de siz okumayı deneyin:
"Gürcistan’daki sorunun nedeni Gürcü Stalin!
Rusya, Gürcistan’da sürekli ilerliyor. Ardından sürekli Rus Dışişleri’nden, “yalanlama” geliyor. Oysa TV’lerde izliyoruz, görüntüler yalan söylemiyor! Ortaya çıkan manzara, Gürcistan’ın işgal altında olduğu gerçeği. Sanırım bugün yarın Tiflis’e de girecekler, ardından da yalanlayacaklar.
Ruslar yalanlarken “sözcük oyunu” yapıyor. “Yaptığımız işgal sayılmaz, sadece bölgedeki güvenliği sağlıyoruz” demeye getiriyorlar. Bilinçaltlarında “Burası zaten bizim toprağımız” havası var.
Enteresan bir durum da Türkiye’deki Kafkas kökenliler arasında yaşanıyor. Görüyoruz ki, Gürcistan’daki etnik gruplarla akraba olan Kafkas vatandaşlarımız, Rusya’nın işgalinden gayet memnun. Hatta Türkiye’nin Gürcistan’dan taraf olmasına kızıyorlar.
Oysa, Gürcistan’daki ayaklanan etnik gruplar asla Rusya’nın denetimi altında mutlu olamayacaklar. Çünkü Putin, Saakaşvili’den çok daha tehlikeli bir politikacı.
Dün de Başbakan Erdoğan’la beraber seyrettiğimiz Saakaşvili de sağlam pabuç değil. Sürekli oynuyor. Çok tehlikeli bir tip.
Ancak Rusların pis oynadığı kadar kimse oynamıyor. Yalanlar havada uçuşuyor.
Geçen gece TV’de Stalin belgeseli izledim. Sözde insancıl komünizm sırasında nasıl bir vahşet ve ırkçılık yaşandığını bir kez daha anımsadım.
Ne enteresandır ki, Gürcü kökenli Stalin döneminde Kafkasya’da çizilen sınırlar, şimdi sorun olmaya devam ediyor…
Sovyet dönemi öncesi Gürcistan’la sosyal, kültürel, ekonomik ilişkileri yok mesabesinde olan Abhazya ve Güney Osetya, Sovyet diktatörlüğü kurulurken coğrafi olarak Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti içinde gösterildiler.
Şimdi Gürcistan, Gürcü lider Stalin’in çektiği “kıyağın” sıkıntılarını yaşıyor.
Rusya coğrafyasında geçmişte oynanan pis oyunlar, günümüzde de sürüyor.
Hadi yaz münasebetiyle “espri”yle noktalayalım: Açıkçası bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor! Ama siz siz olun, onlara bile güvenmeyin!"
Böyle diyor Hakan Aygün.
"Çok tehlikeli bir tip", "pis oyun", "kıyak"... Hadi bu "terminoloji"yi ve "argumanları" bir yana bırakalım.
"Bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor" diye bitiriyor, "yaz münasebetiyle" (ne demekse?) ve ekliyor: "Ama siz siz olun, onlara bile güvenmeyin!"
Öyle ya, onu aldatmak mümkün olmaz, ama siz aldanabilirsiniz...
Onun kadar esnek ve "analitik" zekaya sahip değilsiniz ki!..
Medya Mikrobu
Yorum:
Yorum tarihi: 19.08.2008
Gori kentinin göbeğinde ki koca Stalin heykeli sanki hala ,Gürcü yönetiminin simgesi gibi. Ama olayı yıllardır taşıdığımız farklı ideolojik gözlüklerle algılayıp değerlendirirsek,farklı çıkarların sözcüsü ve kavgacısı olmak tan kurtulamayız..Kısa bir hatırlatma ile devam etmek istiyorum.1921 Gürcü anayasasında bile, Gürcistan’ın bağımsız bir devlet olarak tanıdığı bir Devlettir Abhazya. 17. Cumhuriyet olarak Sovyet sisteminde yer almak için girişimde bulunan ve bekleyen Abhazya, Lenin’in ölümü sonrası sürekli baskı altında tutulup, oyalanarak,1931 de Stalin tarafından Statüsü de düşürülerek Gürcistan'a hediye edildi.90'lı yıllara kadar varlığı ezilerek, baskılara sürekli direnerek geldi Abhazya. Bu yıllarda,SSCB’nin dağılmasında, yaşanan sürecin doğal sonucu olarak,kendi kaderini belirlemeye çalışırken,Batı onu, tıpkı Stalin’in yaptığı gibi, AGİT onaylı bir senetle,Gürcistan’ın parçası sayıp,onu ikinci defa Gürcistan toprak bütünlüğüne sokdu. Sanki Abhazya’nın başına ikinci Stalin oldu.Osetya da benzeri bir serüvenin kurbanı oldu.Şimdi tüm olup bitenlere bu çerçeveden bakarsak, küreselleşen ve bütünlenmekte olan dünyamızın, yaşanmakta olan demokratikleşme sürecinde, karşı karşıya olduğu sorunları daha iyi anlarız. Sistem’in kurulmasını zorladığı YENİ DÜNYA DÜZENİNİN temel sorunu ne? Bu düzen tek kutuplu mu kurulmalı, iki kutuplu mu olmalı , yoksa çok kutuplu bir oluşuma doğru mu yol almalı?Demokratikleşme sürecine hangisi hizmet eder?. Sorunun bam teli bu mu?Kutupların ve yarattığı gerilimlerin olmayacağı bir dünya değil mi yoksa özlemimiz? Özgür,yaratıcı-üretici ve aynı zamanda ürettiklerini,yeni bir üretim için, rahatca tüketebilen, bütünlenmiş İNSAN DEĞİL Mİ HEDEFİMİZ? Yoksa kavga, yeniden oluşmakta olan kutuplarla ,oralarda toplananların yıkıcı çıkar kavgaları mı? Kendine güvenemiyen, dolaysiyle kimselere güvenmeyen,sadece güce tapanların kavgası değil mi bu?Eğer öyle ise, insanları yok eden, güce ve onun hiyerarşisine dayanan, bu güç kavgasının, ne sisteme, ne de onun odağında yer alan İNSANA YARARI YOK. Çünkü, artık insanların ortak çıkarlarıdır, sistemin SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ sağlayacak olan. Sistem bizi, çıkar çatışmaları dünyasını aşmaya, birikimimizi ve ortak kaynaklarımızı, ortak akılla, hepimizin yararına kullanmaya zorluyor. Artık, siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal, ekolojik, vb. tüm alanlardaki sorunlarımıza,ortak akılla, en verimli çözümleri bulmakla uğraşmalıyız. İdeolojik yaklaşımlarımızın, ağır bedelli fantezileriyle zaman, enerji, güç ve en önemlisi İNSAN kaybetmemeliyiz.
yurdaererşan

16.08.2008 Şevardnadze: Ben bu hatayı yapmazdım
Şevardnadze,"Güney Osetya'ya girme hakkımız vardı. Orası da Abhazya gibi bizim topraklarımız içinde. Ama bu tür adımların düşünülerek atılması gerekiyordu. Sonuçlar öngörülemedi" dedi. Eski Gürcü lider, Tiflis'in ayrılıkçı bölge Güney Osetya'nın başkenti Tshinvali'de başlattığı operasyon için, ölçülüp biçilmeden atılan bir adımdı diyor.
Şevardnadze'ye, Osetya hamlesi yüzünden Saakaşvili'ye yöneltilen eleştiriler hatırlatıldı, "devlet başkanı siz olsaydınız ne yapardınız?" sorusu soruldu.
Şevardnadze, "Biz bu acıları daha önce de çektik. Gürcü askerler daha önce de Tshinvali'ye hazırlıksız girdi. Savaşı kaybettik. Yeniden hata yapılmaması gerekiyordu. Ben de olayların böyle gelişmesini beklemiyordum. Saakaşvili'nin kendi hesapları vardı. Biraz ağır sonuçları oldu, ben olsaydım girmezdim" dedi.
Şevardnadze'ye göre çözüm savaştan değil diyalogdan geçiyor.
Eski Gürcü lider, daha önce Süleyman Demirel tarafından dillendirilen, son günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da gündeme getirdiği Kafkas İstikrar Paktı'na da değindi.
Şevardnadze, "Demirel bunlardan söz ediyordu. Demirel'i yakından tanırım, sevdiğim bir arkadaşımdır. Ama proje o gün için gerçekçi görünmüyordu" diye konuştu.
Şevardnadze, "mevcut koşullar altında Gürcistan'ın toprak bütünlüğünden artık bahsedilemez" diyen Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u eleştirdi.
Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapan Başbakan Erdoğan'ın Tiflis ziyaretine de değinen Şevardnadze, Türkiye ve Gürcistan arasındaki dostluk ilişkilerine dikkat çekti.
Şevardnadze, "İki taraf arasındaki dostane ilişkiler Atatürk dönemine dayanıyor. Demirel döneminde izlenen politikalarla da bu ilişkiler perçinlendi" dedi.
(CnnTürk)
Yorum tarihi: 16.08.2008
Yorum:
Sayın Şevardnadze de bilirler ki, 1921 de Sovyet sisteminde 17.Cumhuriyet olarak yer almak için baş vuran Abhazya'yı Gürcistan 1921 anayasalarında resmen bir Devlet olarak tanır.Lenin'in ölümüyle yıllarca oyalanan Abhazya, Stalin tarafından statüsü düşürülüp, 1931 yılında Özerk Cumhuriyet statüsüyle, Gürcistan'a hediye edilir.1990 lara kadar, konumunu sindiremeyen ve çatışmalar yaşayan Abhazya, aynı yılda başlayan dağılma sürecinde, konumunu belirlemek için diyalog yollarını ararken, Gürcistan kendisini dışlayan 1921 anayasasına döndü.Ve ABHAZYA, kısa sürede AGİT kararıyla,kendisinin onayı bile alınmadan, Gürcistan'a hediye edildiğini gördü.Gürcistan' a tarla, yada arazi gibi bahşedildi.Orada yaşayan insanların, tıpkı Gürcistanda yaşayan insanlar gibi KENDİ KADERLERİNİ BELİRLEME HAKKI TANINMADI bile. Sayın Şevardnadze bunları unutmuş olamaz.Bilmem, Sayın Lavrov hatırlatma gereği duymadı mı?
yurdaer erşan
Şevardnadze,"Güney Osetya'ya girme hakkımız vardı. Orası da Abhazya gibi bizim topraklarımız içinde. Ama bu tür adımların düşünülerek atılması gerekiyordu. Sonuçlar öngörülemedi" dedi. Eski Gürcü lider, Tiflis'in ayrılıkçı bölge Güney Osetya'nın başkenti Tshinvali'de başlattığı operasyon için, ölçülüp biçilmeden atılan bir adımdı diyor.
Şevardnadze'ye, Osetya hamlesi yüzünden Saakaşvili'ye yöneltilen eleştiriler hatırlatıldı, "devlet başkanı siz olsaydınız ne yapardınız?" sorusu soruldu.
Şevardnadze, "Biz bu acıları daha önce de çektik. Gürcü askerler daha önce de Tshinvali'ye hazırlıksız girdi. Savaşı kaybettik. Yeniden hata yapılmaması gerekiyordu. Ben de olayların böyle gelişmesini beklemiyordum. Saakaşvili'nin kendi hesapları vardı. Biraz ağır sonuçları oldu, ben olsaydım girmezdim" dedi.
Şevardnadze'ye göre çözüm savaştan değil diyalogdan geçiyor.
Eski Gürcü lider, daha önce Süleyman Demirel tarafından dillendirilen, son günlerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da gündeme getirdiği Kafkas İstikrar Paktı'na da değindi.
Şevardnadze, "Demirel bunlardan söz ediyordu. Demirel'i yakından tanırım, sevdiğim bir arkadaşımdır. Ama proje o gün için gerçekçi görünmüyordu" diye konuştu.
Şevardnadze, "mevcut koşullar altında Gürcistan'ın toprak bütünlüğünden artık bahsedilemez" diyen Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u eleştirdi.
Gürcistan'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapan Başbakan Erdoğan'ın Tiflis ziyaretine de değinen Şevardnadze, Türkiye ve Gürcistan arasındaki dostluk ilişkilerine dikkat çekti.
Şevardnadze, "İki taraf arasındaki dostane ilişkiler Atatürk dönemine dayanıyor. Demirel döneminde izlenen politikalarla da bu ilişkiler perçinlendi" dedi.
(CnnTürk)
Yorum tarihi: 16.08.2008
Yorum:
Sayın Şevardnadze de bilirler ki, 1921 de Sovyet sisteminde 17.Cumhuriyet olarak yer almak için baş vuran Abhazya'yı Gürcistan 1921 anayasalarında resmen bir Devlet olarak tanır.Lenin'in ölümüyle yıllarca oyalanan Abhazya, Stalin tarafından statüsü düşürülüp, 1931 yılında Özerk Cumhuriyet statüsüyle, Gürcistan'a hediye edilir.1990 lara kadar, konumunu sindiremeyen ve çatışmalar yaşayan Abhazya, aynı yılda başlayan dağılma sürecinde, konumunu belirlemek için diyalog yollarını ararken, Gürcistan kendisini dışlayan 1921 anayasasına döndü.Ve ABHAZYA, kısa sürede AGİT kararıyla,kendisinin onayı bile alınmadan, Gürcistan'a hediye edildiğini gördü.Gürcistan' a tarla, yada arazi gibi bahşedildi.Orada yaşayan insanların, tıpkı Gürcistanda yaşayan insanlar gibi KENDİ KADERLERİNİ BELİRLEME HAKKI TANINMADI bile. Sayın Şevardnadze bunları unutmuş olamaz.Bilmem, Sayın Lavrov hatırlatma gereği duymadı mı?
yurdaer erşan
21 Ağustos 2008 Perşembe
Gürcistan’ın NATO üyesi olması bölgede sorunların çözülmesine engel olur Haberin konusu: BDT

I 12.07.2008 Lavrov: Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Gürcistan’ın NATO üyesi olması durumunda Güney Osetya ve Abhazya problemlerinin çözümünün imkansız olacağını açıkladı.
Abhazya Devlet Başkanı Sergey Bagapş ile görüşmesinden sonra basın mensuplarının Güney Osetya ve Abhazya sorunları ile ilgili sorularını cevaplayan Lavrov, Gürcistan’ın NATO ile üyelik sürecinin resmi bir şekilde başlaması durumunda bölgede siyasi problemlerinin çözülmesinin imkansız hale geleceğini kaydetti.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’nin Gürcistan’ın NATO üyesi olması için resmi belgelerin Gürcistan’a verileceğini ve bu durumun Güney Osetya ve Abhazya sorununu çözeceğini söylediğini duyduklarını belirten Lavrov, “Bu durum bölge sorunların çözülmesini tamamı ile engelleyecektir” dedi.
Gürcistan’ın NATO üyesi olma isteğini değerlendiren Bagapş ise Gürcistan’ın NATO üyesi olmasının bölgede sorunları çözmeyeceğini ve Güney Osetya’nın NATO üyesi olmak istemediğini ifade etti.
(Haber: Ali Yalçın)
Yorumu Oku
Yorum tarihi: 13.07.2008
Küreselleşen ve bütünlenen bir dünyadan bahsederken,Sistemin bütünüyle yepyeni bir evreye girdiğini göremeyenler,dünden devralınan sorunları artık dünün değerleri,kurumları,anlayışları çerçevesinde çözemezler.Yaşanan, çözülenemeyip kördüğüm olan tüm sorunlar, bunun açık bir göstergesidir.Hala, kaybettirilme kuralının işletildiği,feodal kurum ve değerlerin egemen olduğu,kıyımın, kavganın acımasızca ve bencilce, sınırlı çıkarlar adına sürdürüldüğü bir dünyadayız .Değişimin zorunlulukları dayatırken bir yandan, bir yandan da,yaşadığımız dünyada da, kutupsal,hegemonik,gurupsal, ulusal, hatta etnik çıkarların kararttığı gözler, dünyanın felaketini hazırlıyor. İNSANI ve onun, dayatan varoluş sorununu göremiyor.İnsanların, toplumların kendi kaderlerini belirleme hakkı, sadece bir sakız gibi agızlarda çiğneniyor. Çıkarlarına UYMADIĞINDA TÜKÜRÜLÜP atılıyor..Ne yazık ki, ABHAZYA ve benzeri ülkeler, toplumlar ve orada yaşayan insanlar,bu en doğal haklarını elde etmek için çok daha sabırla ve dirençle,bu yolda yürümek zorundalar.Dünyanın tüm demokrat insanlarına ulaşmak, onları yanlarına almak ve tüm dünyaya var güçleriyle haykırarak, İnsan gibi yaşamanın yolunu göstermek zorundalar.
yurdaer erşan
Abhazya Devlet Başkanı Sergey Bagapş ile görüşmesinden sonra basın mensuplarının Güney Osetya ve Abhazya sorunları ile ilgili sorularını cevaplayan Lavrov, Gürcistan’ın NATO ile üyelik sürecinin resmi bir şekilde başlaması durumunda bölgede siyasi problemlerinin çözülmesinin imkansız hale geleceğini kaydetti.
ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’nin Gürcistan’ın NATO üyesi olması için resmi belgelerin Gürcistan’a verileceğini ve bu durumun Güney Osetya ve Abhazya sorununu çözeceğini söylediğini duyduklarını belirten Lavrov, “Bu durum bölge sorunların çözülmesini tamamı ile engelleyecektir” dedi.
Gürcistan’ın NATO üyesi olma isteğini değerlendiren Bagapş ise Gürcistan’ın NATO üyesi olmasının bölgede sorunları çözmeyeceğini ve Güney Osetya’nın NATO üyesi olmak istemediğini ifade etti.
(Haber: Ali Yalçın)
Yorumu Oku
Yorum tarihi: 13.07.2008
Küreselleşen ve bütünlenen bir dünyadan bahsederken,Sistemin bütünüyle yepyeni bir evreye girdiğini göremeyenler,dünden devralınan sorunları artık dünün değerleri,kurumları,anlayışları çerçevesinde çözemezler.Yaşanan, çözülenemeyip kördüğüm olan tüm sorunlar, bunun açık bir göstergesidir.Hala, kaybettirilme kuralının işletildiği,feodal kurum ve değerlerin egemen olduğu,kıyımın, kavganın acımasızca ve bencilce, sınırlı çıkarlar adına sürdürüldüğü bir dünyadayız .Değişimin zorunlulukları dayatırken bir yandan, bir yandan da,yaşadığımız dünyada da, kutupsal,hegemonik,gurupsal, ulusal, hatta etnik çıkarların kararttığı gözler, dünyanın felaketini hazırlıyor. İNSANI ve onun, dayatan varoluş sorununu göremiyor.İnsanların, toplumların kendi kaderlerini belirleme hakkı, sadece bir sakız gibi agızlarda çiğneniyor. Çıkarlarına UYMADIĞINDA TÜKÜRÜLÜP atılıyor..Ne yazık ki, ABHAZYA ve benzeri ülkeler, toplumlar ve orada yaşayan insanlar,bu en doğal haklarını elde etmek için çok daha sabırla ve dirençle,bu yolda yürümek zorundalar.Dünyanın tüm demokrat insanlarına ulaşmak, onları yanlarına almak ve tüm dünyaya var güçleriyle haykırarak, İnsan gibi yaşamanın yolunu göstermek zorundalar.
yurdaer erşan
24 Temmuz 2008 Perşembe
KORKMUYORUZ AMA
İNSAN OLARAK UTANIYORUZ!..
Birbirimizi boğazlayarak, kanlı savaşlarda birbirimizi budayarak, yarattığımız İki kutuplu, gerilimli bir dünyayı,ağır kayıplar vererek paylaştık ve yıktık.
Tek kutupluluğun, şiddet ve baskının kol gezdiği , kartallar ve güvercinlerin birbirine karıştığı, birbirini kırdığı ,çifte standartın siyasetin temeli olduğu bir dünyadayız hala.Ama korkmuyoruz.
İnsanlığın yaşadığımız bu son yüzyılında, Küreselleşen bir sistemin odağına İNSANI aldığı bu evrede; umudumuz,kutuplardan arınmış, bütünlenmiş, insanca, insan gibi ve artık insan olarak yaşayacağımız bir dünya. Onu özlüyoruz. Onun için de hala savaş çığlıkları atanlarımızdan utanıyoruz..
Bir yanında Gürcistan, bir yanında Rusya…Önü deniz, Karadeniz…Arkası Kaf DAĞI..Dağın eteğinde bir ülke Abhazya…
Dağ gibi dimdik, insan gibi yaşamak için direniyor ve sesleniyor tüm çağdaş, barış yanlısı, dünyanın bütün çiçekleriyle bir arda yaşamaktan mutlu olacak insanlara, yapılara ,kurumlara ve devletlere; Tanıyın Abhazya yı tıpkı Kosova gibi. Kosovanın bağımsızlığını tanıyan ülkelerin yönetenleri, bu olanağı sağlayan Uluslararası Hukuk kurallarını birde Abhazya için,oradaki insanlar için okuyun…
Tutkularının, çıkarlarının uğruna, dün olduğu gibi bugün de insan soyunu kıyama uğratmaktan çekinmeyenleri; bir an durup aklının ve yüreğinin artık duymadığı ,kaybettiği sesini, dinlemeye çağıralım.
Birbirimizin aklının ve yüreğinin sesini dinleyelim. Yirmibirinci yüzyıl insanına yaraşır bir biçimde, sorunlarımızda çözümsüzlüklere savaş değil, ortak aklın,aklımızın ışığında, empatiyle yaklaşarak, diyalogla, barış içinde çözüm üretelim.Tek taraflı kararla ve güçle dayatma, hep çözümsüzlüktür. Savaştır. İnsan için utançtır.
Unutmayalım, insan için en önemli hak; yaşama hakkıdır.YAŞAMAKTIR!..
yurdaer erşan
İNSAN OLARAK UTANIYORUZ!..
Birbirimizi boğazlayarak, kanlı savaşlarda birbirimizi budayarak, yarattığımız İki kutuplu, gerilimli bir dünyayı,ağır kayıplar vererek paylaştık ve yıktık.
Tek kutupluluğun, şiddet ve baskının kol gezdiği , kartallar ve güvercinlerin birbirine karıştığı, birbirini kırdığı ,çifte standartın siyasetin temeli olduğu bir dünyadayız hala.Ama korkmuyoruz.
İnsanlığın yaşadığımız bu son yüzyılında, Küreselleşen bir sistemin odağına İNSANI aldığı bu evrede; umudumuz,kutuplardan arınmış, bütünlenmiş, insanca, insan gibi ve artık insan olarak yaşayacağımız bir dünya. Onu özlüyoruz. Onun için de hala savaş çığlıkları atanlarımızdan utanıyoruz..
Bir yanında Gürcistan, bir yanında Rusya…Önü deniz, Karadeniz…Arkası Kaf DAĞI..Dağın eteğinde bir ülke Abhazya…
Dağ gibi dimdik, insan gibi yaşamak için direniyor ve sesleniyor tüm çağdaş, barış yanlısı, dünyanın bütün çiçekleriyle bir arda yaşamaktan mutlu olacak insanlara, yapılara ,kurumlara ve devletlere; Tanıyın Abhazya yı tıpkı Kosova gibi. Kosovanın bağımsızlığını tanıyan ülkelerin yönetenleri, bu olanağı sağlayan Uluslararası Hukuk kurallarını birde Abhazya için,oradaki insanlar için okuyun…
Tutkularının, çıkarlarının uğruna, dün olduğu gibi bugün de insan soyunu kıyama uğratmaktan çekinmeyenleri; bir an durup aklının ve yüreğinin artık duymadığı ,kaybettiği sesini, dinlemeye çağıralım.
Birbirimizin aklının ve yüreğinin sesini dinleyelim. Yirmibirinci yüzyıl insanına yaraşır bir biçimde, sorunlarımızda çözümsüzlüklere savaş değil, ortak aklın,aklımızın ışığında, empatiyle yaklaşarak, diyalogla, barış içinde çözüm üretelim.Tek taraflı kararla ve güçle dayatma, hep çözümsüzlüktür. Savaştır. İnsan için utançtır.
Unutmayalım, insan için en önemli hak; yaşama hakkıdır.YAŞAMAKTIR!..
yurdaer erşan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



