9 Eylül 2008 Salı

BEKLENEN SES

BEKLENEN SES




Dedelerim, Abhazya’da, Kodor ırmağına hakim bir tepeden bakan,Tsabal kalesi ve civarında yaşarlarmış. Çarlık Rusya’sıyla uzun yıllar süren mücadeleler sonunda, 1867 yılında Dağlara sığınanlar yanında, bir kısmı da gemilerle, sürgün yollarına dökülmüşler. Karadeniz’de telef olanlardan arta kalanların torunlarıyız bizler.

İnsanoğlunun dünden bu güne akan koca nehrinde, atalarımın yaşadığı ve bende derin izleri olan bir serüvendir bu. Hepimizin geçmişten bu güne akışında, üzerimizde izleri olan benzeri yaşam serüvenleri vardır. Derimizin rengi,gözümüzün rengi, dilimiz, her şeyimiz farklı da olsa, taşıdığımız ve yaşadığımız acılar nedeniyle döktüğümüz göz yaşları, aynı.İnsan göz yaşlarıdır.

Farkında olalım, ya da olmayalım, ortak acımız,içimizdeki İNSAN’ı yaratmada çektiğimiz acıdır. O insan ki;özgür, kendi yaşamı hakkında karar veren, bütünlüğünü bilen, yaratıcı gücünde İnsanlığını yaşayan, yarattıkça mutlu olan İNSAN’dır. İNSAN OLARAK hepimizin yaşayacağı bir dünyayı, yaratmanın sancılarını çekiyoruz.

Geçmişimizden bugüne, dünyamızda yaşanan, İNSAN’ın varoluş serüvenidir. İnsanlığın ortak mirası olan bu geçmişimiz, içinde geleceğimizi de taşımaktadır.

Dün,güç ilişkileri içinde, büyük güçlerin kutuplaşmalarıyla gerilip titreyen, bugün tek kutuplu bir yapılaşmada, krizler içinde kıvranarak küreselleşmekte olan dünyamızda, içlerindeki İNSAN’ı yakalayanların çığlıkları yükseliyor.

Bu gün, Kaf dağının doruklarında da, aynı çığlıklar yankılanıyor. Apsını’ dan yükselen bu ses, Apsuva’ların sesidir. Dün, dedelerimizin sürülüp, çıkarıldığı ata yurdumuzdan yükselen bu ses, tüm insanları, birlikte, insan gibi yaşayacağımız,demokratik bir dünyayı yaratmaya çağırıyor.
Küreselleşen,yerelleşen, aynı zamanda balkanlaşarak özgürleşen toplumlar, sistemin demokratikleşmesinin kaçınılmaz adımlarını atıyorlar. Abhazya da bu adımı atmakta olan küçük bir ülke.

Katılımcı, demokratik bir dünyayı, güç ilişkilerinin hiyerarşisinden sıyırarak, ortak akla, ortak çıkarlara dayalı, yeni bir dünya düzeninin oluşumunda, ilk adımlarını atıyorlar. İnsanın özgürce, yaratıcı gücünü seferber edebileceği, koşulları oluşturmakta olan sistemin derdi, ortalama aklı ve onun düzenini aşan, ortak akla, diyaloga, uzlaşmaya ve insana saygıya dayalı, yepyeni bir dünya düzenidir.

Evrenin temel ilişkisi olan, enerji alış verişi ilişkisinin, insan bütünlüğündeki ifadesi olarak bilinen, mübadele ilişkileri evrilip, geliştikce, yeni toplumsal yapılanmalar ortaya çıktı.Türlü çeşitli devlet deneyimlerinden geçerek, imparatorluk dünyalarını aşıp, ulus devletlere ulaşan toplumsal yapılanmalar, insanın donanımını zenginleştirdi. Bilgi ve maddi güç birikimini devasa boyutlara yükseltti.

Kafkas halklarının geçmişleri de, benzeri insani ilişkilere ve ilkelere dayalı, ama sınırlı donanımlı,birer toplumsal yaşam örneğidir. Abazalar, 1992 yılındaki Gürcü saldırısında yağmalanan Müzelerinin giriş kapısının iki yanında yer alan heykelleriyle sanki karakterlerini ifade eden dağ keçileri gibi, Kafkas Dağlarında özgürlüğün şarkısını söylüyorlar şimdi. Giderek seslerini de yükseltiyorlar. Balkanlarda, Alplerde, Karpatlarda, Kayalık dağlarda,Ant dağlarında Himalayalarda, dünyanın tüm zirvelerinde yavaş yavaş bu sesin yankılandığını duyuyorlar.Çünkü bu ses SİSTEMİN de beklediği sestir.

Yurdaer Erşan

Hiç yorum yok: