3 Ekim 2009 Cumartesi

Europe must stand up for Georgia

Open letter: Twenty years after half of Europe was freed, a new wall is being built – across Georgia, say Vaclav Havel and others Comments (…)

Open letter
As Europe remembers the shame of the Ribbentrop-Molotov pact of 1939 and the Munich agreement of 1938, and as it prepares to celebrate the fall of the Berlin wall and the iron curtain in 1989, one question arises in our minds: Have we learned the lessons of history? Put another way, are we able to avoid repeating the mistakes that cast such a dark shadow over the 20th century?..................................................................................................................
………..The European Union was built against the temptation of Munich and the iron curtain. It would be utterly disastrous if we were to appear in any way to condone the kind of practices that plunged our continent into war and division for most of the last century. At stake is nothing less than the fate of the project to which we continue to dedicate our lives: the peaceful and democratic reunification of the European continent.

Vaclav Havel, Valdas Adamkus, Mart Laar, Vytautas Landsbergis, Otto de Habsbourg, Daniel Cohn Bendit, Timothy Garton Ash, André Glucksmann, Mark Leonard, Bernard-Henri Lévy, Adam Michnik, Josep Ramoneda

guardian.co.uk, Tuesday 22 September 2009 00.05 BST
* * *
Avrupa’nın Özgürleştirilmesinden Yirmi Yıl Sonra
Yeni Bir Duvar Gürcistan’da İnşa Ediliyor


Avrupa, Gürcistan İçin Ayağa Kalkmalı (*)

Açık Mektup
Avrupa’nın 1939 Ribbentrop-Molotov Paktı’nın ve 1938 Münih Antlaşması’nın utancını hatırlamaya ve 1989 yılında Demir Perde’nin ve Berlin Duvarı’nın çöküşünü kutlamaya hazırlandığı şu günlerde, zihinlerimize bir soru takılıyor; Tarihten ders çıkarabildik mi? Ya da başka bir biçimde ifade edecek olursak, 20. yüzyılın üzerine kara bir gölge düşüren hataların tekrarından kaçınabilecek miyiz?
Geçmişteki olaylara üzülmek veya sevinmek eğer onlarda gizli derslere karşı gözlerimiz kapalı ise beyhude bir çabadır. Sadece ve sadece bu olaylar, gelecekte bize benzer durumlarda farklı –ve çok daha bilgece- davranabilmeyi öğretebilmişse, bu tür anmalar bir değere sahip olabilir.
Avrupa’nın bugününe bakıldığında tarihin sonuna gelinmediği ve onun trajik bir şekilde akmaya devam ettiği çok aşikar biçimde görülecektir. Öyle ki, kıtanın yarısının özgürlüğüne kavuşmasının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, Avrupa’da yeni bir duvar –bu kez Gürcistan’ın toprak bütünlüğü üzerinde inşa edilmektedir.
Bu Avrupa’nın yurttaşlarına, kurumlarına ve hükümetlerine karşı büyük bir meydan okumadır. Küçük bir ülkenin sınırlarının güç kullanılarak, tek yanlı olarak değiştirilmesine rıza gösterecek miyiz? Yabancı ülke topraklarının, büyük kuvvetlerce de facto ilhak edilmesini hoş görecek miyiz.
Mektubun başında anımsatılan tarihi yıldönümlerinin Avrupa’nın hem ortak kimliği, hem de ortak geleceği için bir anlam ifade edebilmesi için, AB’nin 27 demokratik ülkesinin liderlerini, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü barışçı yollardan tekrar kazanabilmesine ve Gürcü toprağında yasadışı olarak konuşlanan Rus güçlerinin geri çekilmesini sağlayabilmesine yardımcı olacak pro-aktif bir strateji oluşturmaları için uyarıyoruz.
Hiç kimse Moskova ile bir karşı karşıya gelişi veya Soğuk Savaş’ın düşmanca atmosferini istemiyor. Ama AB’nin ve üye devletlerin mevcut Rus liderliği’ne açık ve net bir mesaj yollamaları da artık şart oldu.
Avrupa Birliği tarafından kurulan ve başkanlığını Heidi Tagliavini’nin yaptığı komisyonun Rus-Gürcü Savaşı ile ilgili hazırladığı raporu yayınlamaya hazırlandığı şu süreçte, tüm Avrupalıları yakın geçmişimizin acı dolu derslerini hatırlamaya davet ediyoruz.
İlk olarak, büyük bir güç bağımsızlığını hazmedemediği bir komşusunu istila etmek için her zaman bir bahane bulur, yoksa yaratır. Hitler’in (tıpkı 1940 yılında Stalin’in, ülkelerini işgal etmeye karar verdiğinde kabahati Finlilerin üzerine yıkması gibi) 1939 yılında Polonyalıları düşmanca hareketlere başlamakla suçlamasını hatırlayalım. Aynı şekilde Gürcistan-Rusya meselesinde de kritik nokta, ilk kurşunu hangi ülkenin askerinin sıktığından ziyade, kimin diğer ülkeyi istila etmiş olduğunu saptamak olmalıdır.
İkinci olarak, batılı demokrasilerin, dost bir ülkenin parçalanmasına karşı koymakta başarısız olmaları, bu ülke her ne kadar küçük bir ülke de olsa, global ölçekte çok vahim sonuçlara neden olabilir.
Avrupa Birliği Münih Anlaşması’nın ve Demir Perde’nin günahlarına karşı inşa edildi. Eğer herhangi bir şekilde, geçen yüzyılın çok büyük bir bölümü boyunca kıtamızı savaşın ve bölünmenin içine çekenlere benzer işleri hoş görür gibi gözükürsek, bunun sonu su katılmamış bir felaket olacaktır. Kurban edilmek üzere olan, sürmesi için hayatlarımızı adadığımız projemizin kaderinden daha azı değildir: Avrupa kıtasının barış içinde ve demokratik yoldan bütünleşmesi.

Vaclav Havel, Valdas Adamkus, Mart Laar, Vytautas Landsbergis, Otto de Habsbourg, Daniel Cohn Bendit, Timothy Garton Ash, André Glucksmann, Mark Leonard, Bernard-Henri Lévy, Adam Michnik, Josep Ramoneda
(*)Bu açık mektup İngiliz Guardian Gazetesi’nde 22 Eylül 2009 günü yayınlandı ve Sayın Av.Anıt Baba
tarafından türkçeye çevrildi.





“Avrupa’yı, Gürcistan İçin Ayağa Kalkmaya” çağıran,
Sayın Baylar;

Vaclav Havel, Valdas Adamkus, Mart Laar, Vytautas Landsbergis, Otto de Habsbourg, Daniel Cohn Bendit, Timothy Garton Ash, André Glucksmann, Mark Leonard, Bernard-Henri Lévy, Adam Michnik, Josep Ramoneda
Önce siz bir ayağa kalkın ki,
dünya sizleri, daha iyi tanısın
!..


Açık Cevap:

Koluna girdiğiniz ve “Abhazya bir gün Gürcistanın olacak!..” diye, öfkeyle ısırdığı kravatını düzeltmeye çalıştığınız Saakaşvili’ye, şöyle bir bakınız..
Onun, ihtirasları, doymaz talepleri ile dünyayı kana bulayan, geçmiş yüzyılların ikiyüzlü Avrupalısı gibi, başkalarının yurdu olan topraklara tutkuyla bakan, az gelişmiş bir Kafkas köylüsü olduğunu göreceksiniz.Eğer gerçekten kafalarınız aydınlık ise!..
Ve gerçekten göreceksiniz ki, dünün trajik tarihinden dersler aldığını ve yeni bir dünyaya yelken açtığını sandığımız Avrupa, sizler gibi aydınların kılavuzluğunda, yaşadığımız dünyada hala var olan bu ihtiraslı kafaları okşayarak, ortak geleceğimizi kararttığının farkında değil. Yeniden kutuplu bir dünyanın inşaşına hizmet ederek, yaratılacak gerilim ortamında, dünyayı ceplerine silkelemek isteyenlerin, yolunu açmaktadır..Geçmişin karanlık günlerinde perende atarak, insanca bir geleceği inşa etmek mümkün mü?
Engin bir bilgi ve deneyim sahibi olarak , dünyaya ün salmış olmanıza rağmen, standardı düşük humanizmanız ile, yüklendiğiniz tüm değerlerin, yaşadığımız dünyayı tanıma ve kavramada dayandığınız tüm kalıplar, içi geçmiş, aşınmış, aşılmıştır. Yaşadığımız dünyanın bu gününü, içinde devindiğimiz sistemler ve ilişkiler hiyerarşisini ve de İNSAN’ı, sahip olduğunuz değerler ve anlayışla kavrayıp anlamanız bile mümkün değildir. Sizler öncelikle kendinizi miadı dolmuş donanımınızdan arındırıp, insan olarak yeniden tanımalı, anlayıp kavramalısınız. Ve de dönüştürmelisiniz!..
Zorunluluklar ve olasılıkların belirleyiciliğinde,, dünden bu güne biçimlenen dünyamızda, olanlar olması gerekenlerdir. Dün, sahip olduğumuz donanımla, ancak olasılıklar dünyasında, diğerlerine rağmen, kendi bireysel, örgütsel, sınıfsal, ulusal, vb çıkarlarımız doğrultusunda, olması gerekeni belirlemede, etkin bir rol oynayabilirdik.Yol göstericilerimiz de o alanları aydınlatan, çıkarlarımızı kollayan aydınlardı. Ama bugünün dünyasında sistemin, insanı ve dünyasını bütünlüğü içinde aydınlatan, insanlara gereksinimi var.
Sizler, koluna girdiğiniz Saakaşvili’nin, çevresinde yükseldiğini tahayyül ettiği duvarlar gibi, kafalarınızda varolan duvarları, yıkıp, aşmalısınız. Kendinizi güncellemelisiniz. Ayrımcılık duvarlarını, ötekileştirme ve öteleme anlayışını terk etmeli, aşmalısınız.
Sizler hala, Avrupa’nın yurttaşları olabilirsiniz. Ama bizler, bu dünyanın insanlarıyız. Dünyaya hala Alplerin zirvelerinden bakarak, yalnız kendinizi insan sanmak ve saymakla, insanlara nasıl bir standart uyguladığınızın farkında mısınız? Sizler herhalde, oluşmakta olan yeni bir dünyanın farkında değilsiniz, yada sistemin dayatan bu yeni evresi, çıkarlarınıza uygun değil...
Oysa bize göre siz, yabancı da değilsiniz, öteki de değilsiniz, bizim gibi birer insansınız.Dert edindiğiniz, savunduğunuz toprak bütünlüğünden önce, zamanımızın, akıl bütünlüğü zamanı olduğunu, bilmelisiniz. Dünün güç ilişkileri ve çıkar çatışmaları dünyasının, güç ve çıkar peşinde koşan, parçalanmış insanının yarım aklı, yeni dünya gerçekliğini hiçbir zaman anlayıp, kavrayamaz, gereğini de yapamaz.
Artık, bütünlenmekte olan dünyamızda bütünlenen insanın aklıdır, bu yeni AKIL. Ortak akıldır, günümüzün çağdaş insanının aklı ve kılavuzu. Dünyanın dün, parsellenip paylaşılan ve uğruna kanlar dökülen topraklarında, insanoğlu, bin bir emekle, ter, kan içinde, bugünlerini hazırladı. Kuşaklar, birlikte yarınlarını dokuyacakları birikimlerini yarattılar. Bu güne kadar içinde devindiğimiz, bütünüyle ne olduğunu hala anlayamadığınız sistem, geleceğimizi, insan gibi dokuyabilmemizin, tüm yaratıcı güçlerimizi seferber edebilmemizin, olanaklarını, zorla da olsa bize oluşturttu ve bugünlere taşıttı..
Hitler gibi, Stalin gibi, aynı kafalı, bir sürü insan, bizlere dünyamızı dar ederlerken, dünden bugüne yolumuzu aydınlatan, tüm insanlığa ışık tutan, kılavuzluk eden, gerçek aydınlarımız da, oldu. Yolumuzu şaşırtan, ağır acılar çektiren ve acılarla dolu yeni yollarda, bizlere kılavuzluk edip, ter ve kan döktüren yarı aydınlarımız da, oldu. Güç ilişkileri ve çıkar kavgalarının, ve de güç, deney ve bilgi birikim sürecinin kaçınılmaz ürünüydü bunların hepsi.
Bugün artık, taşıma akıllı yol göstericiye, kurtarıcıya, kılavuza gereksinimi yok insanın. Kendini tanımasının ve içinde devindiği sistemi kavramasının, varoluşu yolunda karar verebilecek duruma ve konuma gelebilmesinin, gerekli koşulları oluştu. Bunun farkında ve bilincinde olması yeterlidir. O zaman kendi yolunu, kendi aydınlatır hale gelebilecektir ve gelmelidir insan…Sistemin hala fark edilmeyen dayatması da budur.
İki ayağının üzerine, bu sefer gerçekten insan olarak dikilebileceği, yarınlarını özgürce ve insan gibi, dokuyabileceği olanakları yarattı çünkü. Hala, kendi toprakları üzerinde dikilip de, başkalarına bildikleri yolları dayatanların, yada başkalarının yollarını şaşırtanların da, bir gün akılları bütünlenir, ve de kendilerine gelebilirler. Alplerin tepelerinden, biz kardeşlerinin yanına inebilirler belki.
Kafkaslarda yeşeren umudumuz budur.


Yurdaer Erşan

26 Temmuz 2009 Pazar

Hakan Aksay
16.04.2009

Renkli devrimlerin rengi soldu

Moldova ve Gürcistan’daki kitlesel eylemler, bir kez daha “renkli devrimler” konusunu gündeme getirdi.
“Renkli devrim” deyince akla (Eylül 2000’deki Sırbistan olaylarını saymazsak) Gürcistan’da Kasım 2003 (“Gül Devrimi”), Ukrayna’da Kasım 2004-Ocak 2005 (“Turuncu Devrim”) ve Kırgızistan’da Mart 2005 (“Lale Devrimi”) tarihlerinde yaşanan değişimler geliyor.
Çıkış noktası seçimlere itiraz olan kitlesel protesto hareketlerinin, demokratikleşme sloganını öne çıkararak ve Batı’nın desteğini arkasına alarak gerçekleştirdiği iktidar değişimlerinden bugüne ne kaldı?
Gürcistan’da son yıllarda giderek zayıflayan ve sık sık baskıcı yöntemlere başvurarak kendini korumaya çalışan Saakaşvili iktidarı – özellikle Güney Osetya yenilgisinin ardından - artık Batı’nın desteğini de önemli ölçüde yitirerek zor bir döneme girdi.
Ukrayna’da siyasi ve ekonomik kriz, “turuncu güçler”in kendi arasında kavgaya tutuşmasından sonra, ülkenin parçalanma tehlikesini arttırarak derinleşiyor. Başkan Yuşçenko’nun reytingi yüzde beş civarında.
Zaten başından beri öteki “renkli devrimler”den farklı olan ve büyük ölçüde kabileler arası mücadeleyi yansıtan Kırgızistan’daki iktidar değişikliğinden kısa süre sonra yeni yönetim - Batı ile ilişkileri geliştirmek istese de – dış politikasında Rusya ve Çin’e özel önem verdiğini defalarca göstermiş, en son Moskova’dan aldığı yüklü kredilerin hemen ardından ABD’yi Manas Üssü’nden çıkarmıştır.
Moldova: Renkli devrim mi?
5 Nisan parlamento seçimlerinde Devlet Başkanı Voronin’in liderliğini yaptığı Komünist Partisi’nin oyların yüzde 50’sini aldığı açıklandı (Burada Voronin’in ve adı “komünist” olan partisinin, yıllardır uyguladığı politikalarla komünizmden epeyce uzaklaştığını, AB’ye yaklaştığını ve Kremlin’in Transdinyester konusuna ağırlığını koyduğu son birkaç ay öncesinde Rusya ile ciddi gerginlikler yaşadığını belirtelim).
Internet ve SMS iletişimi ile kısa sürede sokağa çıkan ve büyük bölümü 15-25 yaş grubunda olan binlerce insan parlamento binasına ve başkanlık sarayına saldırdı; yakıp yıktı ve oralardaki bilgisayarlardan koltuklara kadar bir dizi malı yağmaladı. Romanya ile birleşilmesini savunan göstericiler, parlamentoya giren üç muhalif parti tarafından açıkça desteklenmedi.
Durumu kontrol altına aldığı izlenimini veren iktidar, olayların sorumluluğunu Romanya’ya, Gabriel Stati adında bir Moldovalı işadamına (Moldova’nın ricasıyla Ukrayna tarafından Odessa’da tutuklandı) ve bazı gençlik gruplarına yükledi.
Avrupalı gözlemcilerin seçimlerde hile yapıldığı iddiasına karşı çıkmaları ve Batı’nın protesto eylemlerine destek vermemesi dikkat çekiciydi.
“Renkli devrimler”de genellikle seçim sürecine yönelik güçlü kuşkular, Batı’nın desteği ve belirgin bir liderlik etrafında örgütlenen etkili bir muhalefetin varlığı gündemdeyken Moldova’da bu gerçekleşmedi.
En azından bugün için.
Burada iki noktaya dikkat çekelim: Birincisi, ABD Başkanı Obama’nın Rusya ile iyi ilişkileri başlatan çağrılarının hemen ardından Moldova’da “sorun çıkarılması” oldukça riskli bir adım olurdu. İkincisi, Moldova’daki olası bir devrimin ülkeyi böleceği ortada (Rus azınlığın Transdinyester Cumhuriyeti zaten fiilen bağımsız durumda ve Rusya’nın siyasi-askeri güvencesi altında). Kosova, Abhazya ve Güney Osetya’dan sonra şimdi de Moldova’da yeni bir kriz doğmasını şu anda ne Batı istiyor, ne de Rusya.
Gürcü muhalefeti birleşti
Gürcistan’daki durum biraz daha farklı. Orada Rusya’nın ciddi bir gücü yok ve bütün etkili siyasi parti ve hareketler Batı yanlısı. Bush yönetimi ile en sıkı ilişkileri kuran liderlerden biri olan Saakaşvili, 2007’deki kitlesel protesto gösterilerini şiddete başvurarak savuşturmasının, ardından düzenlediği tartışmalı başkanlık seçimlerini az bir farkla kazanmasının, en çok da geçen Ağustos ayında Güney Osetya’ya askeri harekat düzenledikten sonra Rusya tarafından yenilgiye uğratılmasının ardından ciddi bir çöküş yaşıyor.
İlk defa kendi arasında birleşmeyi başardığı görüntüsünü veren 17 muhalif Gürcü partisinin Tiflis’te başlattığı mitinglerin amacı, Saakaşvili’nin istifasını sağlamak. Kulislerde, muhalif liderler arasında öne çıkan eski Parlamento Başkanı Burcanadze’nin ve Gürcistan’ın eski BM Temsilcisi Anasaniya’nın “ABD’nin yeni başkan adayları” olduğu konuşuluyor.
Eğer Kafkaslar’da büyük bir sarsıntı yaratmadan iktidarın değiştirilmesinin şartları yaratılırsa, Batı’nın ve hatta “Saakaşvili ile asla masaya oturmam” diyen Rusya’nın desteğini alan yeni bir lider Tiflis yönetiminin başına geçebilir.

rusya.ru


Yorum:
Yorum tarihi: 30.06.2009

Renkleri bozulanlar üstüne!..
Zaten solmaya mahkum olan, turuncu renkli darbelerden daha önemlisi DÜNYANIN rengi soluyor.Yaşanan ekonımik krizin,giderek ağırlaşan koşulları, Sisteme entegre olmaya çabalayan ülkeler başta,tüm toplumlara, oralarda yaşayan insanlara çok ağır yaşam koşulları dayatıyor.Sistemin güç ilişkileri evresinde hala sürdürülen güç ve çıkar kavgaları,kaçınılmaz bir gerginliğin ve yeni bir kutuplaşmanın yolunu açıyor.
Hala dünyayı bu ilişkiler penceresinden görüp, algılayıp, kavrayanların yol göstericiliği,bizleri kaçınılmaz yıkımlardan kurtaramaz.
Kazan-kaybet oyunları , güç dalaşları, fırsat kollayan tilki hesaplarının çağı geçti oysa. Hegemon ülke dayatmaları devri de bitti.Artık sistem, odağında ki gerçek yerini alması gereken İNSAN'ı bekliyor.
Herkesin kazandığı ve kimsenin kaybetmediği, sistemin yeni bir evresinin eşiğindeyiz. Ama bu yeni gerçekliği kavramadan oraya adı atmak mümkün değil.
YAŞANAN TÜM GERGİNLİKLER ancak ortak akılla ve sistemin yeni evresine uyarlı uluslarüstü yapılanmalar ve kurumlar gerçekleştirildikce aşılabilir. Doların egemenliği yerine bir başka ulus parasını egemen kılma aklı ve fırsatcılığının da çıkar yol olmadığının, artık anlaşılması, kavranılması gerek.
Ancak yaratılacak dünya parası, dünyanın derdine derman, onarımına çare olabilir.Tüm yaşananları insanlar konuşabilir, ne yaptığının bilincinde olarak, değişime katılabilirse dünyasını değiştirebilir. Bu yolda umut verici adımlar atılmadıkca, bizleri ipteki cambazlarla oyalayan ve renkli flamalarla koşturan çok olur.Kafamızı daha çook ,parçalanmış aklımızın dibeğinde döğeriz.
Yurdaer Erşan

12 Haziran 2009 Cuma

ABHAZYA ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER

Güç ilişkileri, yaşadığımız dünyanın tüm oluşumlarını, gerçekliklerini halen siyasal olan ilişkilerini tek belirleyen ilişkilerdir.
Dünün yıkılan iki kutuplu dünyasıyla sistem bize, yeni bir evresini dayatıyor. Bu yeni evrenin kısmen yaşanmasına, genellikle beklenir olmasına rağmen, yaşanmakta olduğumuz kriz, kutuplu dünya işleyişinin yeniden inşasından yana olanları , çıkarları burada olanları da hareketlendiriyor. Güçlerini ancak böyle koruyabilecekleri, çıkarlarını daha rahat kollayıp geliştirebilecekleri için, dayatan yapısal değişim ve dönüşümün önünü kesmeye mecburlar.
Oysa sistem, Tito Yugoslavya’sının parçalanıp, balkanlaşması, irili, ufaklı otonom devletlerin bağımsızlaşması süreci ile birlikte, tüm dünyada yeni bir evreye adım attı. SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte bu süreç hızlandı.O yapı içinde yer alan, tüm cumhuriyetler, otonom yapılanmalar bu balkanlaşma sürecine, giderek katılıyorlar.Neden acaba?
Dönemsel krizlerle, 1850 li yıllardan bu yana sarsılan, kırılıp dökülüp, yeniden kurulan sistem, bu gün de böyle derin bir kriz yaşamakta.Her ne kadar güç ilişkiler sisteminin, Nobelli kılavuzları buna finansal kriz deselerde, ABD hegemonyasında, Dünya parası yapılan dolarıyla, bu seferde görünürde patlayan finans balonlarıyla, kapı dışarı ettikleri işsizler ve açlar ordularıyla, soydukları dünyayı, üçüncü büyük dönemsel krize yuvarladılar. FED matbaalarında yeniden dolarlar basıp, hem kendilerini, hem de dünyayı kurtarıyoruz deseler de, sistemin yapısal sorunlarını görmezden gelselerde, artık kendi kaderlerini belirlemek isteyen insanlar, toplumlar, ülkeler,yavaş yavaş ayağa kalkıyorlar. İnsan gibi yaşamanın yolunu arıyorlar. Neden acaba? Bu onların, AYRILIKCI, İSYANCI özgür köleler olduğundan mı?
Yoksa? Artık insan gibi yaşanacak bir dünyanın kurulabileceğini, sezmiş, görmüş ve düşünmüş olmalarından mı?.
Ulaştığı sermaye birikimiyle, üretim sorununu halletmiş olan sistem, ürettiklerini tükettirememenin sancısını çekiyor.Geliştirilen teknolojinin, sokağa bıraktığı parasız iş gücü, üretilenleri, geleceğini bile borçlansa tüketemiyor. Sistem yaşadığı derin dönüşüm sorunları nedeniyle, krizler yaşıyor.İşin kısmen ifade edilen, kısmen gizlenen GERÇEĞİ bu.
Sistem, küreselleşme süreciyle birlikte, yerelleşme, balkanlaşma, süreci yaşıyor. İnsan gibi yaşamak isteyenlerin sesini dağdan dağa taşıyor. Sistem sadece üretici , sadece tüketici, ve bu çerçevede parçalanmış bir dünya ve insanın yerine, üretici-yaratıcı-tüketici bütünlüğünü taşıyan ve yaşayan insanları ve toplumları istiyor. Krizlerle dünyaya kırım ve yıkım yaşatan sistemin odağında yer alan ve insan gibi yaşamak isteyen, bu bilinci taşıyan insanların sesi bu.
Ayaklarının üstünde durabilen, bilinçli, kendine egemen, kendi kaderini kendi belirleyebilen insanlar, toplumlar ve onların oluşturduğu bir dünyayı geleceğimiz olarak öngörüyor.Hala toprak, tarla bütünlüğü düşünen ve kollayan feodal, köylü despotlarının dünyasının sonuna geldiğimizi bize kafamıza krizlerle vura vura gösteriyor. Kendi kaderini kendin belirle diyor, kime?..Anlayana!..
• Bu kısa ön belirlemeden sonra, ayağa kalkmak isteyen Abhazya üzerinde, dün onun kaderini belirleyen güçlerce girişilen, güç kavgasının, yeni bir etabında olduğumuzu belitmek isterim.
• SSCB’nin dağılması sonrası yaşananlar, bugün gelinen durum, kendi kaderini belirleme sürecinin ne kadar sancılı olduğunun işaretidir.
• Ayağa kalkmak isteyen, kendi gücünü, akıl gücünü kullanmak zorundadır.Başkasını gücüyle gerdeğe girilemeyeceğine, yaşanan dünya her olgusuyla şahittir.
• Kurtaranlar, seni değil, kendi çıkarını kollar, kurtarır. Bunu bizlere, tarih çok acı deneylerle öğretti.
• Ayağa kalkmak, kendi kaderini kendi belirlemek isteyen Abhazya, kendi softpower’ına güvenmek, onu yaratmak zorundadır.
• Bu da tüm toplumda, diyalogu, uzlaşmayı ve aynı amaç etrafında,bütünlenmeyi gerektirir.
• Dün ve bugün yaşananın farkında olmak, olanları çok yönlü tartışarak, uzlaşarak, birlik ve beraberliği esas alarak, yani kısaca, atacağımız her adımın arkasında yumruk olarak, yol kesen, bastıran, güçlere karşı durmak ve onları akıl dışılıktan, insan aklının yoluna çekmeye çalışarak, yol almak zorundayız.
• Artık zaman, doğrudan demokrasinin zamanıdır. Herkesin karar oluşturma ve alma süreçlerine, bir biçimde katılmasını sağlayarak, temsililik denen, çıkar çatışmalarının yarattığı ve onlara hizmet eden, kurum ve alanları terk etmek zorundayız.
• Her türlü görüş ve düşünceyi, kapalı süreçlerde karara dönüştürüp, topluma dayatmanın çağı geçti. Gerçek güç, açıklık ve bütünlük, birlikte yaşanan süreçlerde.
• Gizli çıkarlar peşinde koşmak, farklı çıkarlara, çıkar için hizmet etmek denen, dünün dünyasının siyasetini terketmek, onun toplumu parçalayıcı etkisini yok etmek zorundayız.Yoksa, güçlerin lokması olmak kaçınılmaz.
• Bütün bunlar için, soy, sülale, etnik farklılık vb., her türlü farklılığı bir yana koyup, bunun doğallığını bilerek ve saygı göstererek, Abhazya da kader birliği etmiş tüm insanların, birbiriyle insan olarak eşitlik içinde ki ilişkisinde, aynı açıklık, diyalog, uzlaşmayı yaratmak zorundayız.
• Her şeyden önce, aynı akıl ve yol etrafında birleşip, bütünleşmiş BİR Abhazya’nın, çağdaş akıl gücü ve sesi, hem kendi geleceğinin, hem de kendisi gibi olup da, yolu kararanların, yolunu ve geleceğini aydınlatır.
• Güçler dünyasının, güç ilişkileri ortamının yarattığı ve çıkardığı her sorun, her engel ve yolumuza taş koyan her türlü anlayış, kurtarıcının gücüyle değil, kendi akıl gücümüzle aşılabilir.Aklın karatesini yaratmalı, bilginin gücünü yolumuza koşmalıyız.
• İnsan olma yolunda bize görünenleri, göremeyenlere, görmek istemeyenlere, göstermeli ve onları ikna etmeliyiz. Tüm bunları çağdaş bilimin görünür kıldıklarına dayanarak göstermeli ve savunmamalıyız. Bunlarla varlık savaşı vermeli, gerçekliğin her şeyden keskin kılıcıyla, saldırmalıyız.

Yurdaer Erşan
KAFKASEVİ
Büyükelçi İlkin: ‘Türkiye Gürcistan'ın Toprak Bütünlüğünü Destekliyor’

Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) "Türkiye'nin sesi olmak üzere girdiğini, başkasının sesi olarak girmediğini" belirtti.
Büyükelçi İlkin, Türkiye'nin 1 Hazirandan itibaren BM Güvenlik Konseyi (BMGK) başkanlığını üstlenmesi dolayısıyla Türkevi'nde bir araya geldiği Türk gazetecilerin, BMGK'nın gündeminde bulunan konularla ilgili sorularını yanıtladı.
Türkiye'nin BMGK başkanlığında, konseyin gündemindeki tüm konularla ilgilendiğini belirten İlkin, bir soru üzerine, Türkiye'nin öncelikli dış politikaları kapsamında, bu ay BMGK'nın gündemine, Gürcistan'daki BM gücü, Kosova, Irak, Afganistan gibi, Türkiye'nin yakın çevresindeki konuların geleceğini ve bu konuların zaten Türkiye'nin her an gündeminde olduğunu kaydetti.
Büyükelçi İlkin, bir başka soruya karşılık, Türkiye'nin diğer BMGK ülkeleriyle görüş alışverişinde bulunduğunu, görüşlerinin bazı konularda örtüştüğünü, bazı konularda farklı olduğunu düşündüğünü belirterek, şöyle devam etti:
"Türkiye BMGK'ya Türkiye'nin sesi olmak üzere girdi, başkasının sesi olarak girmedi. Bunu başından beri yöneticilerimiz de, bakanlarımız da söyledi. Biz ne doğruysa, neyin doğru olduğuna inanıyorsak onu savunuyoruz ve saygınlığımızı muhafaza edebilmemiz de bununla irtibatlı."
Büyükelçi İlkin, BMGK'da 5 aydır yer alan Türkiye'nin inandığını söylediğini, verdiği sözün arkasında durduğunu ve bunu BM'de herkesin bildiğini ifade ederek, Türkiye'nin BMGK'daki bu tutumunu devam ettireceğini vurguladı.
"Başkasının adına konuşacak değiliz, biz orada bir tek Türkiye adına konuşuruz" diyen İlkin, Türkiye'nin belli konularda belli politikaları bulunduğunu ve kendisinin görevinin de bunları uygulamak olduğunu belirtti.
Büyükelçi İlkin, bir soru üzerine, gelecek yıl Türkiye'nin yine BMGK dönem başkanlığı yapmasının beklendiğini de kaydetti.
GÜRCİSTAN'DAKİ BM GÜCÜ
Gündemdeki değişik sorunlarla ilgili açıklamalarda bulunan Büyükelçi İlkin, Gürcistan konusundaki soru üzerine, geçen yaz bölgede çıkan çatışmalardan sonra oradaki BM gözlemci gücünün hangi sıfatla ve hangi şartlarla görevine devam edebileceği konusunun ortaya çıktığını ve Genel Sekreter Ban Ki-mun'un BM'nin Gürcistan'daki varlığının bundan sonra nasıl olacağı konusunda bir rapor yayımladığını belirtti.
Rusya, ABD ve "Gürcistan'ın dostları grubu" ülkelerinin bir karar tasarısı üzerinde çalıştıklarını bildiren İlkin, karar tasarısının kabul edileceğini umduklarını, çünkü oradaki BM gözlemci gücünün görev süresinin 15 Haziranda sona ereceğini söyledi.
Türkiye'nin Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü desteklediğini belirten İlkin, Türkiye'nin, bölgede yeniden gerginlik ve çatışma çıkmasını kesinlikle istemediğini kaydetti.
Büyükelçi İlkin, BM gözlemcilerinin bölgede bulunmasının yeni bir çatışma ihtimalini çok azaltacağını ifade ederek, BM gücünün bölgede bulunmaması durumunda Güney Osetya, Abhazya, Rusya birliklerinin Gürcü birlikleriyle yine karşı karşıya gelebileceklerini söyledi.
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi İlkin, Türkiye'nin bu çerçevede Gürcistan'daki BM gücünün mevcudiyetini devam ettirmesini istediğini belirtti.
Türkiye'nin BMGK dönem başkanlığı 1 Temmuzda sona erecek. (AA)
Türkiye | yazdır | 03 / 06 / 2009
Yorumlar:
TÜRKİYENİN SESİ
Dünyanın kendisi, bir sistemin parçası olduğu gibi, üzerinde varolan herşey de, birbirleriyle ilişkilerinde birer sistemsel yapılanmadır. İnsanın içinde yer aldığı ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vb.tüm yapılanmalar da bir sistemsel bütünlüktür. Her sistemsel yapılanmada belirleyici olan hegemon güçtür.İçinde yer aldığımız ekonomik yapılanmayı bütünüyle içeren sistemsel yapılanmada da belirleyici olan, hegemonyasını sürdüren güçtür.Bu güç ilişkileri düzeninde, tüm güç odaklarının olduğu gibi bizim de sesimizi belirleyen bu hegemon güçtür. Güçler hiyerarşisi içinde yer aldığımız blokta, stratejik ortaklarımıza akortludur sesimiz. Onlarla ortak çıkarların sesidir sesimiz.Aksi olamaz.Olursa da, o güç blokunda yerimiz olmaz. Güç ilişkilerinin reel dünyasının gerçeği budur.Ama, yepyeni bir evreye giren, odağında insana yere vermek zorunda olan, krizlerle insanlara, toplumlara ağır bedeller ödeten ve böylece kısa sürelerle kendini yenileyen, onaran sistemin, artık onu zorlayan yapısal sorunlarıyla trak dediğinin de farkında olmalıyız. Bugün,sistemin yepyeni bir evresinin eşiğinde olduğumuzu kavrayabilirsek, sesimiz değişir.Bloklardan birine akortlu bir ses olmaktan çıkar ve kendi sesimiz olur. İnsan olarak kendimize, toplumumuza, dünyaya ve geleceğe, sistemin dayattığı yepyeni bir vizyonla bakabilirsek eğer, sesimiz yankı bulur.Sistem, özel ve özgün sesleriyle diyalog içinde olan insanların, toplumların ve de insan gibi yaşamak isteyen herkesin, birlikte yaratmaya koyulduğu, insanca yaşanır bir dünyanın motoru olur. yurdaer erşan

5 Haziran 2009 Cuma

Radikal

Ekonomi
5/6/2009
14:39
Benetton Türkiye Abhazya'dan çekiliyor

Benetton'dan geri adım!

Benetton’un yöneticileri, bir yandan ticaret derken, bir yandan da sistemin isterlerine ayak uydurmanın kendilerinin de, sistemde varoluslarinin da gereği olduğunu unutmamalıydılar. Güç ve çıkar çatısmaları dünyasının artık ticaretin ve dolaysiyle sistemin temel ilişkilerinin gelişim ve yayılımının önünü kestiğini, görebilmeliydiler.Hala güçler dünyasının oyun kurallarına göre, barınmak ve gelismek isteyen bir Benetton, aynı kurallarla oyununu oynayan ve güçler hiyerarşisinde bir yer kapmak isteyen Gürcistan’a yakışan bir partner olabilir. Önce insan diyenlerle, önce para diyenlerin ayrıştığı bir evredeyiz. Sermayenin dahi “ önce insan”dedigi bu evrede, kazan-kaybet oyunu artık çağ dışı bir oyun..Benetton, odağında, yaratıcı,üretici ve tüketici gücüyle bütünlenmiş insanın giderek yerini aldığı, sistemin bu yeni evresinde, elinde savaş baltasıyla, dilinde “toprak bütünlüğü” yavesiyle nara atan ve insanların, toplumların" kendi kaderlerini belirleme hakkını”gaspetmeye yeltenen bu savaş lordlarının tavrını kınamalıydı. Ama sistemin, bu gün gereksinim duyduğu, insan aklının ve yaratıcılığının ona özgü gücünün, kaba güce, zorbalığa, dayatmaya, gasbetmeye, yoketmeye dayanan, güç ilişkileri çağını bitirmesi kaçınılmazdır.Sistem, bu yeni evresinde, ancak barış içinde birlikte yaşama zorunluluğunu kavrayanlarla kendini sürdürebilir. Krizlerini aşabilir.İnsanların artık insanca yaşayabilecekleri bir dünyanın kapılarını aralıyabilir.

Yurdaer Erşan

28 Mayıs 2009 Perşembe

Radikal
Benetton Türkiye'den Abhazya'da mağaza

Ekonomi
Yorum:
28/5/2009
ABHAZYA ve BENETTON
Kafkaslarda, barışa en çok ihtiyaç duyan, güçler dengesinde sürekli okka altına gitme tehlikesi yaşayan, bakir doğasıyla, tüm zenginliklerini ve güzelliklerini dünya ile paylaşmak isteyen, barış ve kardeşlik türküleri dağlarında yankılanan bu küçük ülke Abhazya’ya ufak bir yatırımla adım atan, Benetton’nu kutlamak gerekir. Kafkaslarda barış ve istikrarın sürekliliğini sağlayacak ilk ve önemli, bir örnek adımı attığı için. İzlemesini canı gönülden istediğimiz benzeri uluslar arası adımlar, geliştirilecek ticari bağların yaratacağı uluslar arası ortak çıkarlar zemini, aynı zamanda savaş tehdit ve naralarının duyulmayacağı, barış ve istikrar adalarını oluşturur.B u yoldaki yatırım ve ticaret girişimleri, oralardaki insanların, demokratik, özgür bir toplumun bireyleri olarak, gelişimlerine katkıda bulunur.Yarının dünyasının üretici, tüketici, yaratıcı bireylerinin yetişmesine de olanak sağlar. Bu günün dünyası, sermayenin birikim sürecinin dayattığı çıkar kavgalarını, artık terk etmek, zorundadır.Dünyayı, ortak çıkarlarımızın gerektirdiği, yepyeni bir yapılanmanın eşiğinde, girişim, yatırım ve ticaretin tüm unsurlarıyla gelişmesine, üretim ve tüketim zincirinin tüm dünyada kopmadan dönüşümü gerçekleştirmesine olanak sağlayacak biçimde, yaşadığımız tüm acı deneylerin ışığında yeniden birlikte tasarlamaya gereksinimiz vardır. Sistem de, krizleriyle bunu dayatıyor. Tarih tekerrür etmiyor.Geçmiş, dönemsel kriz reçeteleri bugün artık yetmiyor. Sancılı da olsa, Balkanlaşarak, modülleşerek, sistemin birbirini bütünleyen parçalarında, demokratikleşen toplumlarda özgür bireyler, ayaklarının üstünde durmasını öğrenirler. Akıllarını kendileri, toplumları ve nihayet mensubu oldukları insan türünün varlık ve gelişme sorunlarına yöneltip, yaratıcı güçlerini seferber etme yolunu bulurlar. Dünyamızın yeni gerçekliğini sezen ve görebilenlerin işi oldukça zor. Sabırla, ikna yoluyla çevrelerinde diyalog platformları oluşturmaları, öncelikle bilgi alış verişinin tüm yollarını açık tutarak, açık bir toplum yapısının ilk örneklerini oluşturmaları gerekir. Sistemin yeni evresinin doğuşuna ancak bu yola yardımcı olunabilir. Dağılan SSCB’den dün kopan parçalar, gerçekte sistemin kopmaz parçalarıdır.Sistemle bütünlenmelerine engel olmaya çalışan tüm çağdışı yaklaşımlar, ancak sistemin yeni ortak çıkarlar zemininde, herkesin kazanacağı, oyun olmayan bir yaklaşımla sağlanabilir.Bunun da öncüleri, dünün tacirleri, bugünün çok uluslu girişimcileridir.
yurdaer erşan