18.08.2008
Stalin'den Rus güzellere kadar 'YORUM'
Savaş kandır, gözyaşıdır, trajedidir.
Savaşla ilgili herkesin farklı yorumlara sahip olması doğaldır.
Ama...
Bir ciddiyet olmalıdır, insanların ölümü ve trajediler üzerine yazarken.
Geçtiğimiz günlerde Rus-Gürcü savaşı üzerine çıkan çok sayıda makale arasında yalan ve uydurma da vardı, bilgi hataları da vardı, kafa karışıklığı da...
Hepsi olabilir, oluyor.
Ama Bugün gazetesinde Hakan Aygün'ün yazdığı "yorum" farklı bir kategorideydi.
Yazı sanki 5-10 dakikada "döktürülmüş" gibi bir çorba üslubu taşımasından ve birçok konuya yarım yamalak değinmesinden başka, "bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor" gibi talihsiz bir "kahvehane edebiyatı"nı da içeriyor. İnsan okudukça irkiliyor bu "derin analizi"...
Bir de siz okumayı deneyin:
"Gürcistan’daki sorunun nedeni Gürcü Stalin!
Rusya, Gürcistan’da sürekli ilerliyor. Ardından sürekli Rus Dışişleri’nden, “yalanlama” geliyor. Oysa TV’lerde izliyoruz, görüntüler yalan söylemiyor! Ortaya çıkan manzara, Gürcistan’ın işgal altında olduğu gerçeği. Sanırım bugün yarın Tiflis’e de girecekler, ardından da yalanlayacaklar.
Ruslar yalanlarken “sözcük oyunu” yapıyor. “Yaptığımız işgal sayılmaz, sadece bölgedeki güvenliği sağlıyoruz” demeye getiriyorlar. Bilinçaltlarında “Burası zaten bizim toprağımız” havası var.
Enteresan bir durum da Türkiye’deki Kafkas kökenliler arasında yaşanıyor. Görüyoruz ki, Gürcistan’daki etnik gruplarla akraba olan Kafkas vatandaşlarımız, Rusya’nın işgalinden gayet memnun. Hatta Türkiye’nin Gürcistan’dan taraf olmasına kızıyorlar.
Oysa, Gürcistan’daki ayaklanan etnik gruplar asla Rusya’nın denetimi altında mutlu olamayacaklar. Çünkü Putin, Saakaşvili’den çok daha tehlikeli bir politikacı.
Dün de Başbakan Erdoğan’la beraber seyrettiğimiz Saakaşvili de sağlam pabuç değil. Sürekli oynuyor. Çok tehlikeli bir tip.
Ancak Rusların pis oynadığı kadar kimse oynamıyor. Yalanlar havada uçuşuyor.
Geçen gece TV’de Stalin belgeseli izledim. Sözde insancıl komünizm sırasında nasıl bir vahşet ve ırkçılık yaşandığını bir kez daha anımsadım.
Ne enteresandır ki, Gürcü kökenli Stalin döneminde Kafkasya’da çizilen sınırlar, şimdi sorun olmaya devam ediyor…
Sovyet dönemi öncesi Gürcistan’la sosyal, kültürel, ekonomik ilişkileri yok mesabesinde olan Abhazya ve Güney Osetya, Sovyet diktatörlüğü kurulurken coğrafi olarak Gürcistan Sovyet Cumhuriyeti içinde gösterildiler.
Şimdi Gürcistan, Gürcü lider Stalin’in çektiği “kıyağın” sıkıntılarını yaşıyor.
Rusya coğrafyasında geçmişte oynanan pis oyunlar, günümüzde de sürüyor.
Hadi yaz münasebetiyle “espri”yle noktalayalım: Açıkçası bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor! Ama siz siz olun, onlara bile güvenmeyin!"
Böyle diyor Hakan Aygün.
"Çok tehlikeli bir tip", "pis oyun", "kıyak"... Hadi bu "terminoloji"yi ve "argumanları" bir yana bırakalım.
"Bizim sahillerdeki Rus güzeller dışındaki Ruslara pek güvenesim gelmiyor" diye bitiriyor, "yaz münasebetiyle" (ne demekse?) ve ekliyor: "Ama siz siz olun, onlara bile güvenmeyin!"
Öyle ya, onu aldatmak mümkün olmaz, ama siz aldanabilirsiniz...
Onun kadar esnek ve "analitik" zekaya sahip değilsiniz ki!..
Medya Mikrobu
Yorum:
Yorum tarihi: 19.08.2008
Gori kentinin göbeğinde ki koca Stalin heykeli sanki hala ,Gürcü yönetiminin simgesi gibi. Ama olayı yıllardır taşıdığımız farklı ideolojik gözlüklerle algılayıp değerlendirirsek,farklı çıkarların sözcüsü ve kavgacısı olmak tan kurtulamayız..Kısa bir hatırlatma ile devam etmek istiyorum.1921 Gürcü anayasasında bile, Gürcistan’ın bağımsız bir devlet olarak tanıdığı bir Devlettir Abhazya. 17. Cumhuriyet olarak Sovyet sisteminde yer almak için girişimde bulunan ve bekleyen Abhazya, Lenin’in ölümü sonrası sürekli baskı altında tutulup, oyalanarak,1931 de Stalin tarafından Statüsü de düşürülerek Gürcistan'a hediye edildi.90'lı yıllara kadar varlığı ezilerek, baskılara sürekli direnerek geldi Abhazya. Bu yıllarda,SSCB’nin dağılmasında, yaşanan sürecin doğal sonucu olarak,kendi kaderini belirlemeye çalışırken,Batı onu, tıpkı Stalin’in yaptığı gibi, AGİT onaylı bir senetle,Gürcistan’ın parçası sayıp,onu ikinci defa Gürcistan toprak bütünlüğüne sokdu. Sanki Abhazya’nın başına ikinci Stalin oldu.Osetya da benzeri bir serüvenin kurbanı oldu.Şimdi tüm olup bitenlere bu çerçeveden bakarsak, küreselleşen ve bütünlenmekte olan dünyamızın, yaşanmakta olan demokratikleşme sürecinde, karşı karşıya olduğu sorunları daha iyi anlarız. Sistem’in kurulmasını zorladığı YENİ DÜNYA DÜZENİNİN temel sorunu ne? Bu düzen tek kutuplu mu kurulmalı, iki kutuplu mu olmalı , yoksa çok kutuplu bir oluşuma doğru mu yol almalı?Demokratikleşme sürecine hangisi hizmet eder?. Sorunun bam teli bu mu?Kutupların ve yarattığı gerilimlerin olmayacağı bir dünya değil mi yoksa özlemimiz? Özgür,yaratıcı-üretici ve aynı zamanda ürettiklerini,yeni bir üretim için, rahatca tüketebilen, bütünlenmiş İNSAN DEĞİL Mİ HEDEFİMİZ? Yoksa kavga, yeniden oluşmakta olan kutuplarla ,oralarda toplananların yıkıcı çıkar kavgaları mı? Kendine güvenemiyen, dolaysiyle kimselere güvenmeyen,sadece güce tapanların kavgası değil mi bu?Eğer öyle ise, insanları yok eden, güce ve onun hiyerarşisine dayanan, bu güç kavgasının, ne sisteme, ne de onun odağında yer alan İNSANA YARARI YOK. Çünkü, artık insanların ortak çıkarlarıdır, sistemin SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİ sağlayacak olan. Sistem bizi, çıkar çatışmaları dünyasını aşmaya, birikimimizi ve ortak kaynaklarımızı, ortak akılla, hepimizin yararına kullanmaya zorluyor. Artık, siyasal, ekonomik, kültürel, sosyal, ekolojik, vb. tüm alanlardaki sorunlarımıza,ortak akılla, en verimli çözümleri bulmakla uğraşmalıyız. İdeolojik yaklaşımlarımızın, ağır bedelli fantezileriyle zaman, enerji, güç ve en önemlisi İNSAN kaybetmemeliyiz.
yurdaererşan
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder