31 Aralık 2012 Pazartesi


           BAKIŞIMIZ!..

                                                                 Olan olması gerekendir.

                                                                   Gerekeni belirleyen de,    

                                                                   İnsandır”

             1992 yılı  başlarında  tanıştığım   rahmetli  A’şamba Mümtaz ile kurduğumuz diyaloğun gelişimi çerçevesinde, aynı yılın Temmuz ayında Abhazya’ya gidecek bir gurubun içinde yer aldım.  Demir perdenin yıkılması  ve  S.S.C.B’nin dağılması  sürecinde, yeniden biçimlenen Cumhuriyetlerden biri olan Gürcistan ile Stalin’in ona 1931’li yıllarda armağan ettiği Abhazya arasında yaşanan gerginlikler tam da bu sırada, Gürcistan’ın Üniter devlet hayaline bağlı olarak, tırmanışa geçmişti. Düşüncemiz, taraflar arasında yaşanan bu gerginliğin nelere gebe olduğuna ilişkin bilgilenmek ve gelişmelere hazırlıklı olmaktı. 1992 Temmuz ayının sonlarına doğru, Trabzon’dan kalkan gemiyle, beş altı saat sonra Sohum Limanı’na vardığımızda, W.Ardzınba’nın da Türkiye’ye gitmiş olduğunu öğrendik.

             Kaldığımız  bir haftalık süreçte, Abaza, Gürcü, Ermeni, Rus parlementerler ve toplumun diğer ileri gelenleriyle yaptığımız görüşmelerde, sukunetin ve sessizliğin altında kaynayanın ne olduğu hissetmiştik. İlan edilen “egemenliğin” sevinciyle, belirsizlik ve savaş beklentisi içinde yaşanan gerginliğe tanık olmuştuk. Türkiye’ye dönüşümüzden bir hafta sonra, Gürcistan’ın 14 Ağustos 1992 tarihinde topyekûn imha gayesi ile Abhazya’ya saldırması Türkiyedeki,  Kafkas diasporası üstünde şok etkisi yarattı. 23 Ağustos 1992 tarihinde Türkiyedeki tüm Kafkas derneklerimizden temsilcilerin ve camiamız  ileri gelenlerinin heyecan ve endişe ile koşup geldikleri Üsküdar/Selimiyedeki Dernek lokalinde, Abhazya’ya destek olmak için “KAFKAS DAYANIŞMA KOMİTESİ” (KADK) kuruldu.

              Abaza,  Adige, Asetin, Çeçen Derneklerinden temsilcilerin de katımlıyla oluşan, tüzel  kişiliği olmayan, ancak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nce meşru bir kuruluş olarak algılanan KAFKAS DAYANIŞMA KOMİTESİ (KADK) , o günün şartlarında Türkiyedeki  Kafkas diasporasının  birlikte yarattığı bir oluşumdu.Abhazya’ya her türlü maddi, manevi, politik desteği, gücü oranında oluşturmaya, örgütlemeye çalıştı bu  oluşum. İçişleri Bakanlığının onayı ve resmi izni ile Türkiye çapında nakdi ve ayni yardımlar  topladı, Kızılayın da katkılarıyla bunların oraya ulaşımını sağladı. Istanbul’da, Ankara’da, Sakarya’da mitingler ve toplantılar düzenledi. Savaş sürecinde  diasporadan Abhazya’ya her türlü desteği örgütledi. Savaş esnasında ateş hattına kadar ulaşarak, maddi ve moral destek oluşturmaya çalıştı.Ateşkes ile başlayan yeni süreçte, Sohum’da, Moskova’da ve Türkiyedeki görüşmelerde taraf oldu.

Yine, zaman içinde Türkiye Cumhuriyet’i devleti nezdinde ikili görüşmeler yaptığı gibi yurt dışında Abhazya ile ilgili görüşmelere taraf veya gözlemci olarak katıldı.

             Kısaca özetlemeye çalıştığım, bu yaşanan silahlı çatışma sürecinden, başarı ile çıkan, Gürcü saldırısını püskürterek, fiilen egemenliğini ilan eden Abhazya, yeni bir döneme adım attı. Ateşkes ile başlayan, barış görüşmeleri, fiili durumu hukukileştirme sürecine evrildi. Bu süreçte de Komite, hem Şavarnadze’nin yönetimindeki Gürcistan, hem Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, Rusya , ABD ve AB, UNPO temsilcileri ile, oluşan duruma ilişkin görüşlerini paylaştı. Her türlü çözümün ön koşulu olarak, Gürcistan’ın bu gün bile kabul etmeye yanaşmadığı, Uluslararası garantörlüğe dayalı, saldırmazlık garantisi talebini destekledi.

             Bu süreçte, Kafkaslardaki gelişmelerden farklı farklı etkilenen kardeşlerimiz, tepkilerini farklı yapılarda oluşturmak adına, fiilen bozulan Kafkas bütünlüğünün doğal sonucu olarak, Komitemizden ayrıldılar, kendi örgütlenmeleri içinde etkinliklerini sürdürmeye yöneldiler. Tüm diğer halklar gibi, Kafkas halkları ve diyasporaları da bizim katkılarına her daim şükran duyduğumuz, birlikte insanca yaşanır bir dünya yaratmada kol kola yürüyeceğimiz, kardeşlerimizdir.

             Yeni süreçte, KAFKAS  ABHAZ  DAYANIŞMA   KOMİTESİ’ ne   dönüşen, Komite  bazen yılda, bazen iki yılda bir genel kurullar yaparak seçimlerle yenilendi. Başkanları değişti,  gerektiğinde takviyelerle yönetimini güçlendirdi.  Komite  tüm gücüyle,  Abhazya’nın bu yeniden kuruluş sürecinde yanında ve destek olmaya çaba sarfetti.  Bu süreç 10 yıl  kadar sürdü.

             Özellikle, sıcak savaş döneminde, yüz elli yıla yakın bir zaman diliminden sonra, atavatan ile ilgili yaşanan şok, Kafkas kökenli  diasporayı  farklı derecelerde de olsa hareketlendirirken,  bu kabaran dalga,  yeni süreçte giderek geri çekilmeye başladı. Komite,  güç alacağı toplumun giderek, işleri kendine havale edip, denetlemeye bile gerek duymadan kaybolan heyecanı ile birlikte, günlük yaşamının sorunlarına gömüldüğünü gördü. Kendini,toplumla diyalog içinde yenileyemeyen,  ve zaman zaman yükselen eleştirilere yanıt veremeyen, kendi içinde tartışmalar yaşayan Komite, çözümü büzülmede buldu. Dayanışma Komitesi sanki süreç içinde dayanışamamaya, birilerinin günlük işleri yüklenerek, zorlukları kısa vadeli çözümlerle aşmasıyla  yürüyen, kol kırılır yen içinde hesabı, sürdürülen bir Komita’ya dönüştü.

             Bütün bunların yanında, kuruluşunda bulunduğum, üyesi olmakla onur duyduğum  Komitenin yadsınamayacak başarılarında katkısı olan ilk Komite Başkanı  Sn.Atay CEYİŞAKAR’a,  savaş yıllarının başkanı Sn. Dr.Cemalettin ÜMİT’e,  son zor yılların Başkanı,  Sn. İrfan ARGUN’a ve bu yolda çaba sarfeden,  emeği geçen herkese, bu camianın bir mensubu olarak, teşekkürüde bir borç bilirim.

             Dernekler yoluyla dayandığı zemininin de dalgalandığını, içinden çıkıp da muhalefet edenlerin, kısmen toplumdan, derneklerden ve daha çok da, onların kardeş derneklerle oluşturduğu KAFFED’ten yönelttikleri haklı- haksız eleştiriler, ortamı kutuplaşmaya götürdü.  Komite yönetiminin bunlar karşısındaki  yalnızlığı, çözümsüzlüğü ve içe kapanması sonucu, tüm toplumu dalgalandıran muhaliflerin yıpratıcı tavırları, kaçınılmaz olarak Komitenin gündemine, tüm Abaza derneklerinin oluşturacağı bir üst yapıda, Abaza Dernekleri Federasyonunda, tüzel   bir kimlikte birleşmeyi getirdi. İyi yönetilemeyen bu süreç, beklenen bütünlüğü değil, garip bir iki başlılığı yarattı. Siyasetin, yaşanan ülke koşullarında oynadığı demokratik temsil oyununun garip cilvesi, iktidar muhalefet oyunu, özlenen ve beklenen bütünlüğü bozdu. Bu oyunun son perdesi de, son defa gidilen Abhazya’da, oynandı. Böylece, toplumumuzda, içinde yaşadığımız toplumda ve dışımızdaki dünya da  oynanan aynı temsili  demokrasinin, temsil  oyunlarıyla bütünleşmemiz sağlandı. Ve bu sürece, içinde yaşadığımız ülkedeki gibi, dünyadaki gibi,  güç ilişkileri dünyasının temsili demokrasisinin, temsil etmek ve temsilcilik müsameresi damgasını vurdu.  Tek bir kişinin üstünde kalmış bir Komite, onunda istifasıyla zaten son bulmuştu. Soruna neşter vurmaya kalkanlar, soruna bütün yönleriyle bakmak, bakılmasını sağlayacak uyarılar yapmak, toplumu  sorunu konuşmaya yöneltmek zorundalar. Çözüme ilişkin yaklaşımı onların kararıyla üretmek zorundalar. Sahip olunan olanaklar, İNSANLARI İNSAN YERİNE KOYUP, KATILIMLARINI SAĞLAMAYI mümkün kılmalıdır .Hangi toplum içinde yer alırsak alalım, bizi de kapsayan İNSAN TOPLUMUNUN bir parçasıyız.

Bugün, öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, insanlar ve toplumlar varlıklarını  ancak İNSAN OLARAK sürdürebilirler.İçinde yaşadıkları  sistemin isterlerine göre parçalanıp, kendilerini  dünkü etnik, dinsel, siyasal, sosyal  ve kültürel farklılıklarıyla, oluşturdukları yuvarlara hapseden,  hatta ulusal toplum parçalarına bağlayan kimliklerini, birer  zenginlik olarak torbalarına koyup, İNSAN  temel kimliği ve karakteri ile varlık sorunlarına  sürdürebilecek bir dünyada, diğer insanları da kendilerine katabilmenin ve onlarla bütünleşebilmenin yollarını aramalılar. Varlıkları  sürdürebilmeleri, torbalarındaki bu zenginlikleriyle kendilerini dönüşebilmelerine ve diğer İNSANLARLA bütünleştirebilmelerine bağlıdır.

 

              Artık, açık seçik ortada ki, bize ve bizim gibi toplumsal yapılara dayatılan bu “temsil”  kaosu, gelenekselin de, modernin de ötesinde , yeni bir dünyaya gebe olan dünyamızın gereklerine ayak uyduracak  bir biçimde çözümlenmeyi dayatmaktadır.

             Gerçekte, parçala, böl yönet, yönetim ilkesinin, “temsili demokrasi” temsilinin, güçleri bölüp, parçalayarak yönetme ilkesi olduğu apaçık ortadayken, biz katılımcı bir demokratik  yapılanma hayali taşırken ve buna mümkün olduğunca tüm toplumu katabilmenin yolunu tahayyül ederken , hatta Abhazya ile mümkün olduğunca birlikte davranabilmenin yollarını ararken olup bitenler, hepimize büyük ders olmalıdır.

             Güç ilişkilerinin egemen olduğu, güçlülerin, gücü ele geçirenlerin parçalayıp bölerek yönettiği toplumsal yapılanmalarda, küçük toplumlar her zaman, yöneten  hegemonik  güçlerin baskı, denetim ve kontrolünde, hegemonun isterlerine uyarlı olarak varlıklarını sürdürebilirler. Yaşadığımız dünyaya hala yön veren, vermeye çalışan bu güçler hiyerarşisidir. Ve onun doruklarıdır.

             Ancak, gücümüzü ve insanlığımızı diğer insanlarla paylaşabildiğimiz ölçüde, insan olarak var olabiliriz.Bugün hepimiz biliyoruz ki, insanoğlunun insan olarak başladığı varlık süreci, yüzyıllardır, insan dışı yaşam koşullarında sürdüyse, bu İNSAN  gibi yaşayacağı bir dünyayı yaratmak içindi. Bugün sistemin yaşamakta ve yaşatmakta olduğu bunalım, koşulları oluşmuş bu yeni dünyanın kapısındaki insanların, bu gerçeği görüp de ona göre davranma olanağını yaratamamasından dolayı, derinleşmekte,  yeni yeni  çatışma ve yıkım  süreçlerinin alarmlarını vermektedir.

             Geçmiş tufandan bu yaklaşan sosyal tufana bakarken, Kafkas dağlarının doruklarından bakar gibi dünyaya bakalım, küçük halkların zorunlu olarak ve daha kolay söyleyebilecekleri  insanlığa davet çağrısı, sistemin yaklaşan afetinden kurtuluşa da davettir.Her adımda bütünleşerek, sesimizi yükseltelim.Bu ses parçalanmışlığın, sınıf savaşının değil, bütünlenmenin, insanlaşmanın sesi olmalıdır.

Şimdiye kadar yalnızlığın, parçalanmışlığın, sınıfının, kimliğinin şarkısını söyleyenlerin kaderi, ancak böylece birlikte, bütünleşerek değişebilir…

Yurdaer Erşan

 

3 Temmuz 2012 Salı

ÖZGÜRLÜK YOLU ÜSTÜNE





Dünyanın dört bir yanında, kendilerinin insan olarak yaşayacakları bir dünyayı yaratmaya çabalayan tüm kardeşlerimizi, bugün burada toplanarak, insanca yaşanacak bir dünyanın kendi somutumuzda, önümüze getirdiği sorunları konuşmak, tartışmak ve çözüm yaklaşımları oluşturmak düşüncesi ile bir araya gelen sizleri, uzaklardan, yakınlardan gelip de, dünyanın her coğrafyasında yaşayan toplumların giderek derinleşen ekonomik krizle, ortaya çıkan siyasal, sosyal ve kültürel alanlarda bunalımlardan, ortaya çıkan kaotik ortamlardan, bizlere aktaracakları bilgilerle tutturacağımız yolu aydınlatacak ve oluşturacağımız ortak akla katkıda bulunmaya, o aklı paylaşmaya çalışacak herkesi, sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Öncelikle, böyle anlamlı bir toplantıyı gerçekleştiren,ve yirminci yılını dolduran, Kafkas Abhaz DAYANIŞMA Komitesinin gelmiş geçmiş tüm değerli üyelerine, Düzce Abhaz Kültür Derneği mensuplarına, bu toplantıya katılarak, düşünceleri, görüşleri ve belirlemeleriyle ortak aklımıza katkı verecek olan tüm kardeşlerimize de, bu çabalarından dolayı şimdiden teşekkür ederim.

Her zaman, ortak aklımızın oluşmasına katkı vereceğimiz, insani birlikteliğimizin giderek gelişmesi ve pekişmesi dileğiyle, dün olduğu gibi bu gün de, Ançe,hazkulaz amyöy, ahahşüy yırlaşayd! TANRI ya da, Bir parçası olduğumuz DOĞAMIZ, ÇIKTIĞIMIZ YOLU VE AKLIMIZI AYDINLATSIN…

Hepimiz bilmeliyiz ki, tuttuğumuz, çıktığımız yol Özgürlük yoludur. Bu yol, insanoğlunun varoluşundan bu yana tuttuğu, TUTMAK ZORUNDA olduğu yoldur. İnsanoğlunun binlerce yıldır katettiği bu tarihsel yolun tek hedefi vardır, o da insanın özgür-yaratıcı bir birey olarak yaşayacağı bir dünyayı yaratmak.

Bundan yıllarca önce aynı umutlarla çıkılan yolda, acılar ve büyük kayıplarla yaşanan, büyük deneyimden sonra, 1990’ lı yıllarda dağılan zoraki birliktelik yerini, içine hapsettiği halkların yeni özgürlük yolu arayışlarına bıraktı.

İnsanoğlu dün kavrayabildiğimiz Termodinamiğin yasalarını, sanki varoluşundan bu yana biliyormuşcasına, entropiye karşı, bizi var eden, tüm kainatı var eden enerjinin, yok oluşuna, ve buna neden olan, ısısal soğumaya karşı, enerjiyi örgütleyerek, ve de kıymetini bilip koruyarak, kendi var oluş koşullarını yaratmaya başladı. Enerjinin bir başka boyutu olan bilgiyi üretmeyi, biriktirmeyi ve paylaşmayı da öğrendi. Öğrendikçe de, Çağına damgasını vurabildi.

Bildiğimiz tarihsel süreçleri burada tekrara gerek duymuyorum, ama insanoğlu yapısında taşıdığı en büyük zaafıyla, en güçlü varlık oluş özelliğini de bu süreçte yaratmak zorunda kalmıştır. Beyninin yarattığı arzu ve ihtiyaçlarla, bedeninin güçsüzlüğü arasındaki çelişkiyi, türü arasında güç ilişkileri düzenini ve sosyal, toplumsal birliktelikleri yaratmaya soyunarak halletmeye zorlanmıştır. Giderek, yatayına ve Dikeyine iş bölümleri içinde parçalanarak, otlamaktan toplamaktan, avlanmaktan, çobanlıktan ders alarak, Kölecilik beylik,prensliklerden,krallıklardan geçip, imparatorluklar, ulus devletler yaratıp, yeni, yeni birliktelikler içinde yer aldı ve boy attı.Köylülükten, işçilikten, kentliliğe doğru uzun bir yolculuk yaptı.

Bütün bu süreç, insanoğlunun insan gibi yaşayacağı bir dünyayı yaratmak için gerekli birikimi oluşturmak adına yaşandı. Bu birikimi en rasyonel biçimde yaratırken, medenileşti. Kısaca kentlileşti. Birbirini ötekileştirmekten kurtuldu. İnsanı, yani kendini tanımaya, insanlaşmaya, farklılıklarını ve değerlerini paylaşmaya başladı. Bunu ilk kavrayanlardan biridir Abaza halkı. Onun yarattığı Alöyfe, xabze, diğer dağlı halklarda olduğu gibi, , yaşam, birliktelik, insan çerçevesinde ORTAYA KONMUŞ, ORTAK AKLA MAL OLMUŞ değerler ve kurallar bütünlüğüdür.

Bu gün, dünya çapında yaşanan ve giderek daha derinleşen kriz, bu güç ilişkileri sisteminin krizidir. İktisat bilimine göre bu, bir dönüşüm krizidir.Ürünler ve para bir yerde, yoksulluktan geleceğini yiyenler ve tüketerek dönüşümü gerçekleştiremeyenler bir yerde. İnsan parçalanmış iki yerde. Gücü ve insanı ,Yöneten insanlar , gücün ve insanın yönettiği insanlar. Hepsi de yarım yarım insanlar.

Bu gün, sistemin odağında görmek istediği, bu iki kutupta parçalanmış insanlar değil, bütünlenmiş, insanlaşma yolunda, yaratıcı-üretici gücünü kullanabilecek özgür, kendi kaderini belirleyebilecek, farklılıklarını insanlığın zenginliği olarak değerlendirebilecek insanlardır. Bu İnsanların giderek çoğunluğu oluşturması ve demokratik dönüşümlere yolun açılmasıdır mesele.

Kafkas dağlarının doruklarından dünyaya bakarak, bu manzarayı yüreğiyle, beyniyle görüp düşünenler, insanın bir parçasının değil bütününün sesine kulak verenler, insanlığın bir parçasının değil bütünün sesini duyabilenler, insanca bir dünya özleminin, bugün ortak aklın zemini olabileceğini düşünebilirler.

1992’ de bu sesi duyduğuna inandığım ve bu sesi dillendirdiğini hissettiğim insan Ardzınba,tüm Abhazya halkı için özgürlük yoluna çıkarken,BU SESİ TÜM DÜNYA İLE PAYLAŞMAK İSTEMİŞTİ.


Ama dünya, güç ilişkileri dünyası, büyük bir dönüşüm sürecinin arifesinde, sistemin öncü sarsıntıları, şiddetli fay kırılmaları, ekonomik tusunamileriyle boğuşurken,kutupları eriyen dünya, yeni imparatorluk hayalleri, komplolar ve hegemonya oyunlarıyla meşguldü.Alan paylaşımları, kaynak paylaşımları sorunları ve temsili demokrasi oyunları tüm dünyanın gündemini belirliyordu.

Ardzınbanın sesi de, kendisi de bu komplolar dünyasında eridi gitti. Ama anısı, özgürlük çağrısı, hala yankılanmakta, dünyanın bütün sokaklarında. Bunu duyanlar dayanışmalı. Dünyada, giderek hiçbir insan kalmamalı bu sesi duymayan. Bu yola çıkmayan.İnsanın varoluşu, yok oluşu sorunudur bu. Tanrı bize bu aklı, hep birlikte var olmak için verdi. Birbirimizi ve onu da yok edelim diye değil.

Yarınımızın, tüm insanlar için insanca bir dünyanın, ancak katılımcı, demokratik, doğasıyla kendisinin bütünlüğünün bilincinde olan, kendi kendini yönetebilen, insanların birlikte yaratacakları ortak akılla, bu aklın oluşturduğu birliktelikle kurulabileceğine inanalardanım.

Bu özgürlük yolunda ilerlemeyi, nefesimizi kesen, güce dayanan, temsili demokrasi oyununda gerçeği karartan, koca koca iktidar yapılarını, bunların yarattığı ideolojik, kurumsal ve kavramsal tüm engelleri, küçük küçük birlikteliklerimizle, işbirliği ve dayanışma içinde, farklılıklarımızı öne çıkararak değil, insan olma temel karakterimize basarak ve dünkü kendimizi ve kimliklerimizi aşarak gerçekleştirebiliriz.

Bu gün, çatışan taraflardan birinin yanında olmak günü değil, arafta olmak, önemli. Güç için çatışan, irili ufaklı filler, ayaklarının dibindekileri ezip bitirirler.

YURDAER ERŞAN

(01 / 07 / 2012 günü Düzce' de yapılan konuşmanın metni)