4 Mart 2015 Çarşamba


Ben YURDAER ERŞAN,

Öncelikle bu “Konferans” biçiminde oluşturulan birlikteliğe katılan, tüm topluluğu, konuşanı ve dinleyeniyle tüm izleyenleri, Saygıyla selamlarım!.,Geç haberdar olduğum için birlikte, karşılıklı konuşabilme olanağını bulamadım. Belki bulamazdım da!..

Tam 150 yıl önce APSINIDAN SÜRÜLEN, BİR APSUVA AİLESİNİN bir ferdi, T.CUMHURİYETİ vatandaşı bir insanım.

 

 Bu güne kadar ki yaşam deneyim ve bilgi birikimim bana gösterdi ki, kaçınılmaz olarak içinde yaşaya geldiğimiz, ama giderek sürdürülebilirliğini yitiren yaşam tarzımızla, hem kendimizi, hem de bizi bütünleyen doğamızla yarattığımız bir insan dışı dünyadayız. Önümüze dikilen, yolumuzu kesen,  çözüm bekleyen hiçbir sorunu; yatayına ve dikeyine  iş bölümüyle, parçalanmış bütünlüğümüzle yer edindiğimiz konumlardan, bizi birer kafes gibi saran, her türlü kimliğimizle kendimizi yücelttiğimiz tepelerden, üstelik bizi biz olmaktan çıkaran ideolojik at gözlüklerinin çarpıttığı bir gerçeklik algısıyla  bakarak, çözemeyiz.

 

 

ARTIK,

KAFDAĞLARIMIZDAN İNELİM VE KENDİMİZİ  Bİ BİLELİM!..

 HANGİ TOPLUMUN İÇİNDE YER ALIRSAK ALALIM,

HANGİ ETNİK, DİNSEL, MESLEKİ KİMLİĞİN TAŞIYICISI OLURSAK OLALIM, TÜM BU FARKLILIKLARIMIZIN DA ÜSTÜNDE   TÜMÜMÜZÜ KAPSAYAN BİR İNSAN TOPLUMUNUN PARÇASI, BİR İNSAN TOPLUMUNUN HÜCRESİ VE NİHAYET ŞU EVRENDE, ONUN BİR ZERRESİYİZ KİM BİLİR BELKİ DE ARANIPTA BULUNAMAYAN, TANRI PARÇACIĞIYIZ  BİZ!..İNSAN OLARAK!..

 

Şaka bir yana derdim, dünyamıza ve kendimize, sıkıştırıldığımız çemberleri kırarak, aşarak,  İNSAN gibi bakmamızın gereğini vurgulamak.

 

Bugün, öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, farklılıklarıyla kendilerini yok olmanın esiğine getiren insanlar ve toplumlar, varlıklarını ancak zenginlikleri olan farklılıklarını, zenginlikleri olarak koruyup, İNSAN OLARAK nasıl var olabilir ? Toplumsal bütünlüğümüzü, diğer toplumsal yapılanmalarla birlikte nasıl koruyup,  sürdürebiliriz? Bu ve bunun gibi sorunları birlikte düşünmek zorundalar..İçinde yaşadığımız sistemin isterlerine göre parçalanıp, etnik, dinsel, siyasal, sosyal ve kültürel farklılıklarıyla, oluşturdukları yuvarlara hapsolan, hatta ulusal toplum parçalarına tıkılan bizler, tüm  kimliklerimizi, birer zenginlik olarak torbalarımıza koyup, İNSAN temel kimliği ve karakteri ile, aklımızla varlık sorunlarımızı sürdürülebilir bir dünyada, nasıl gerçekleştirebiliriz?..Nasıl  diğer insanlarla, diğer toplumlarla, birlikte yaşanan bu ve benzeri sorunları konuşabilmeyi becerebiliriz? Nasıl  birbirimize katılabilmenin ve bütünleşebilmenin yolunu birlikte bulabiliriz?. ÖNCELİKLİ SORUNUMUZ, SORUMUZ BU DEĞİL Mİ?

 

Artık, tüm bu insanların varlıklarını sürdürebilmeleri, torbalarındaki bu zenginlikleriyle kendilerini dönüşebilmelerine ve diğer İNSANLARLA bütünleştirebilmelerine bağlı DEĞİL Mİ?..

 

 

Artık, açık seçik ortada ki, bize ve bizim gibi toplumsal yapılara dayatılan bu kaotik “TEMSİLİ DEMOKRASİ” oyunu, gelenekselin de, modernin de ötesinde , yeni bir dünyaya gebe olan dünyamızın ve İNSANIN gereklerine, ihtiyaçlarına ayak uyduracak bir biçimde, aşılmayı dayatmaktadır. VEKALET VE VESAYET DÜNYASINDAN çıkmadan, ondan kurtulmadan, İNSAN OLMAK mümkün mü?

 

Gerçekte, “parçala, böl yönet, yönetim ilkesinin, “temsili demokrasi” temsilinin, oyununun, güçleri bölüp, parçalayarak yönetme ilkesine göre oynanmakta olduğu apaçık ortadayken, biz nasıl katılımcı bir bütünlük oluşturabiliriz? Katılımcı bir demokratik yapılanma hayali taşırken  bizler, buna mümkün olduğunca tüm toplumu katabilmenin yolunu tahayyül ederken , hatta Abhazya ile mümkün olduğunca birlikte davranabilmenin yollarını ararken olup bitenler, hepimizin üzerinde düşünüp tartışması gereken büyük ders olmalı, .

 

Güç ilişkilerinin egemen olduğu, güçlülerin, gücü ele geçirenlerin parçalayıp bölerek yönettiği toplumsal yapılanmalarda, küçük toplumlar her zaman, yöneten hegemonik-“GÜDÜCÜ” güçlerin baskı, denetim ve kontrolünde, hegemonun-“GÜDÜCÜNÜN” isterlerine uyarlı olarak varlıklarını sürdürebilirler. Ve hepimizi “insanlıktan çıkaran” Yaşadığımız dünyaya hala yön veren, vermeye çalışan bu güçler hiyerarşisidir. Ve onun doruklarıdır.

 

Ancak, akıl gücümüzü ve insanlığımızın bu temel karakterestiğini, aklımıza dayalı gücümüzü diğer insanlarla paylaşabildiğimiz, eşitleyebildiğimiz ölçüde, insan olarak var olabiliriz.Bugün hepimiz biliyoruz ki, insanoğlunun insan olarak başladığı var olma süreci, yüzyıllardır, insan dışı yaşam koşullarında sürdüyse, bu İNSAN gibi yaşayacağı bir dünyayı yaratmak ve donatmak içindi. Bugün sistemin yaşamakta ve yaşatmakta olduğu bunalım, ve krizler, ödettiği ağır bedeller, koşulları oluşmuş bu yeni dünyanın kapısındaki insanların, bu gerçeği görüp de ona göre davranma olanağını yaratamamasından dolayı, derinleşmekte, yeni yeni çatışma ve yıkım süreçlerinin alarmlarını vermektedir.

 

Geçmiş tufandan, bu yaklaşan sosyal tufana ve yıkımlara bakarken, Kafkas dağlarının doruklarından bakar gibi dünyaya da, tüm bu sosyal, ekonomik ve siyasal dalgalanmalara da, herkesin bakmakta olduğu düzeylerden değil, biraz daha yukarılardan, doruklardan  bakalım!..Dünyamızda ulaşabildiğimiz gelişmişlik düzeyinde, küçük halkların zorunlu olarak ve daha kolay söyleyebilecekleri, ortak akla dayalı, insanlığa davet çağrısı, aynı zamanda sistemin yaklaşan afetinden kurtuluşa da davetin de çağrısı olmalı.Her adımda ve her sosyal hücrede, aklımızı paylaşıp,  bütünleşerek sesimizi yükseltelim.Bu ses, parçalanmışlığın, sınıf savaşının değil, bütünlenmenin, İNSANLAŞMANIN SESİ OLMALIDIR!..

 

Şimdiye kadar yalnızlığın, parçalanmışlığın, sınıfının,ulusunun, her türlü kimliğinin şarkısını söyleyenlerin kaderi, ancak böylece birlikte, aklı ortak kılıp eşitlenerek, bütünleşerek değişebilir…Birlikte BİZ DE ,aklımızı başımıza toplayalım, paylaşalım, ortak aklımızla şarkımızı yazalım ve YAVAŞ YAVAŞ SÖYLENMEYE BAŞLAYAN ŞARKIYA, KATALIM, KATILALIM!..  YURDAER ERŞAN    12.12.2014

 
2014 Yılı Aralık ayında Ankara da KAFFED tarafından düzenlenen, geç haber aldığım, çağrılı olmadığım bir Konferans için hazırlayıp, Sayın Yalçın Karataş'a okunabilirse , okunsun diye verdiğim, ama o şansı bulamadığım, düşüncelerimi içeren bir yazı.