3 Ekim 2009 Cumartesi

Europe must stand up for Georgia

Open letter: Twenty years after half of Europe was freed, a new wall is being built – across Georgia, say Vaclav Havel and others Comments (…)

Open letter
As Europe remembers the shame of the Ribbentrop-Molotov pact of 1939 and the Munich agreement of 1938, and as it prepares to celebrate the fall of the Berlin wall and the iron curtain in 1989, one question arises in our minds: Have we learned the lessons of history? Put another way, are we able to avoid repeating the mistakes that cast such a dark shadow over the 20th century?..................................................................................................................
………..The European Union was built against the temptation of Munich and the iron curtain. It would be utterly disastrous if we were to appear in any way to condone the kind of practices that plunged our continent into war and division for most of the last century. At stake is nothing less than the fate of the project to which we continue to dedicate our lives: the peaceful and democratic reunification of the European continent.

Vaclav Havel, Valdas Adamkus, Mart Laar, Vytautas Landsbergis, Otto de Habsbourg, Daniel Cohn Bendit, Timothy Garton Ash, André Glucksmann, Mark Leonard, Bernard-Henri Lévy, Adam Michnik, Josep Ramoneda

guardian.co.uk, Tuesday 22 September 2009 00.05 BST
* * *
Avrupa’nın Özgürleştirilmesinden Yirmi Yıl Sonra
Yeni Bir Duvar Gürcistan’da İnşa Ediliyor


Avrupa, Gürcistan İçin Ayağa Kalkmalı (*)

Açık Mektup
Avrupa’nın 1939 Ribbentrop-Molotov Paktı’nın ve 1938 Münih Antlaşması’nın utancını hatırlamaya ve 1989 yılında Demir Perde’nin ve Berlin Duvarı’nın çöküşünü kutlamaya hazırlandığı şu günlerde, zihinlerimize bir soru takılıyor; Tarihten ders çıkarabildik mi? Ya da başka bir biçimde ifade edecek olursak, 20. yüzyılın üzerine kara bir gölge düşüren hataların tekrarından kaçınabilecek miyiz?
Geçmişteki olaylara üzülmek veya sevinmek eğer onlarda gizli derslere karşı gözlerimiz kapalı ise beyhude bir çabadır. Sadece ve sadece bu olaylar, gelecekte bize benzer durumlarda farklı –ve çok daha bilgece- davranabilmeyi öğretebilmişse, bu tür anmalar bir değere sahip olabilir.
Avrupa’nın bugününe bakıldığında tarihin sonuna gelinmediği ve onun trajik bir şekilde akmaya devam ettiği çok aşikar biçimde görülecektir. Öyle ki, kıtanın yarısının özgürlüğüne kavuşmasının üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra, Avrupa’da yeni bir duvar –bu kez Gürcistan’ın toprak bütünlüğü üzerinde inşa edilmektedir.
Bu Avrupa’nın yurttaşlarına, kurumlarına ve hükümetlerine karşı büyük bir meydan okumadır. Küçük bir ülkenin sınırlarının güç kullanılarak, tek yanlı olarak değiştirilmesine rıza gösterecek miyiz? Yabancı ülke topraklarının, büyük kuvvetlerce de facto ilhak edilmesini hoş görecek miyiz.
Mektubun başında anımsatılan tarihi yıldönümlerinin Avrupa’nın hem ortak kimliği, hem de ortak geleceği için bir anlam ifade edebilmesi için, AB’nin 27 demokratik ülkesinin liderlerini, Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü barışçı yollardan tekrar kazanabilmesine ve Gürcü toprağında yasadışı olarak konuşlanan Rus güçlerinin geri çekilmesini sağlayabilmesine yardımcı olacak pro-aktif bir strateji oluşturmaları için uyarıyoruz.
Hiç kimse Moskova ile bir karşı karşıya gelişi veya Soğuk Savaş’ın düşmanca atmosferini istemiyor. Ama AB’nin ve üye devletlerin mevcut Rus liderliği’ne açık ve net bir mesaj yollamaları da artık şart oldu.
Avrupa Birliği tarafından kurulan ve başkanlığını Heidi Tagliavini’nin yaptığı komisyonun Rus-Gürcü Savaşı ile ilgili hazırladığı raporu yayınlamaya hazırlandığı şu süreçte, tüm Avrupalıları yakın geçmişimizin acı dolu derslerini hatırlamaya davet ediyoruz.
İlk olarak, büyük bir güç bağımsızlığını hazmedemediği bir komşusunu istila etmek için her zaman bir bahane bulur, yoksa yaratır. Hitler’in (tıpkı 1940 yılında Stalin’in, ülkelerini işgal etmeye karar verdiğinde kabahati Finlilerin üzerine yıkması gibi) 1939 yılında Polonyalıları düşmanca hareketlere başlamakla suçlamasını hatırlayalım. Aynı şekilde Gürcistan-Rusya meselesinde de kritik nokta, ilk kurşunu hangi ülkenin askerinin sıktığından ziyade, kimin diğer ülkeyi istila etmiş olduğunu saptamak olmalıdır.
İkinci olarak, batılı demokrasilerin, dost bir ülkenin parçalanmasına karşı koymakta başarısız olmaları, bu ülke her ne kadar küçük bir ülke de olsa, global ölçekte çok vahim sonuçlara neden olabilir.
Avrupa Birliği Münih Anlaşması’nın ve Demir Perde’nin günahlarına karşı inşa edildi. Eğer herhangi bir şekilde, geçen yüzyılın çok büyük bir bölümü boyunca kıtamızı savaşın ve bölünmenin içine çekenlere benzer işleri hoş görür gibi gözükürsek, bunun sonu su katılmamış bir felaket olacaktır. Kurban edilmek üzere olan, sürmesi için hayatlarımızı adadığımız projemizin kaderinden daha azı değildir: Avrupa kıtasının barış içinde ve demokratik yoldan bütünleşmesi.

Vaclav Havel, Valdas Adamkus, Mart Laar, Vytautas Landsbergis, Otto de Habsbourg, Daniel Cohn Bendit, Timothy Garton Ash, André Glucksmann, Mark Leonard, Bernard-Henri Lévy, Adam Michnik, Josep Ramoneda
(*)Bu açık mektup İngiliz Guardian Gazetesi’nde 22 Eylül 2009 günü yayınlandı ve Sayın Av.Anıt Baba
tarafından türkçeye çevrildi.





“Avrupa’yı, Gürcistan İçin Ayağa Kalkmaya” çağıran,
Sayın Baylar;

Vaclav Havel, Valdas Adamkus, Mart Laar, Vytautas Landsbergis, Otto de Habsbourg, Daniel Cohn Bendit, Timothy Garton Ash, André Glucksmann, Mark Leonard, Bernard-Henri Lévy, Adam Michnik, Josep Ramoneda
Önce siz bir ayağa kalkın ki,
dünya sizleri, daha iyi tanısın
!..


Açık Cevap:

Koluna girdiğiniz ve “Abhazya bir gün Gürcistanın olacak!..” diye, öfkeyle ısırdığı kravatını düzeltmeye çalıştığınız Saakaşvili’ye, şöyle bir bakınız..
Onun, ihtirasları, doymaz talepleri ile dünyayı kana bulayan, geçmiş yüzyılların ikiyüzlü Avrupalısı gibi, başkalarının yurdu olan topraklara tutkuyla bakan, az gelişmiş bir Kafkas köylüsü olduğunu göreceksiniz.Eğer gerçekten kafalarınız aydınlık ise!..
Ve gerçekten göreceksiniz ki, dünün trajik tarihinden dersler aldığını ve yeni bir dünyaya yelken açtığını sandığımız Avrupa, sizler gibi aydınların kılavuzluğunda, yaşadığımız dünyada hala var olan bu ihtiraslı kafaları okşayarak, ortak geleceğimizi kararttığının farkında değil. Yeniden kutuplu bir dünyanın inşaşına hizmet ederek, yaratılacak gerilim ortamında, dünyayı ceplerine silkelemek isteyenlerin, yolunu açmaktadır..Geçmişin karanlık günlerinde perende atarak, insanca bir geleceği inşa etmek mümkün mü?
Engin bir bilgi ve deneyim sahibi olarak , dünyaya ün salmış olmanıza rağmen, standardı düşük humanizmanız ile, yüklendiğiniz tüm değerlerin, yaşadığımız dünyayı tanıma ve kavramada dayandığınız tüm kalıplar, içi geçmiş, aşınmış, aşılmıştır. Yaşadığımız dünyanın bu gününü, içinde devindiğimiz sistemler ve ilişkiler hiyerarşisini ve de İNSAN’ı, sahip olduğunuz değerler ve anlayışla kavrayıp anlamanız bile mümkün değildir. Sizler öncelikle kendinizi miadı dolmuş donanımınızdan arındırıp, insan olarak yeniden tanımalı, anlayıp kavramalısınız. Ve de dönüştürmelisiniz!..
Zorunluluklar ve olasılıkların belirleyiciliğinde,, dünden bu güne biçimlenen dünyamızda, olanlar olması gerekenlerdir. Dün, sahip olduğumuz donanımla, ancak olasılıklar dünyasında, diğerlerine rağmen, kendi bireysel, örgütsel, sınıfsal, ulusal, vb çıkarlarımız doğrultusunda, olması gerekeni belirlemede, etkin bir rol oynayabilirdik.Yol göstericilerimiz de o alanları aydınlatan, çıkarlarımızı kollayan aydınlardı. Ama bugünün dünyasında sistemin, insanı ve dünyasını bütünlüğü içinde aydınlatan, insanlara gereksinimi var.
Sizler, koluna girdiğiniz Saakaşvili’nin, çevresinde yükseldiğini tahayyül ettiği duvarlar gibi, kafalarınızda varolan duvarları, yıkıp, aşmalısınız. Kendinizi güncellemelisiniz. Ayrımcılık duvarlarını, ötekileştirme ve öteleme anlayışını terk etmeli, aşmalısınız.
Sizler hala, Avrupa’nın yurttaşları olabilirsiniz. Ama bizler, bu dünyanın insanlarıyız. Dünyaya hala Alplerin zirvelerinden bakarak, yalnız kendinizi insan sanmak ve saymakla, insanlara nasıl bir standart uyguladığınızın farkında mısınız? Sizler herhalde, oluşmakta olan yeni bir dünyanın farkında değilsiniz, yada sistemin dayatan bu yeni evresi, çıkarlarınıza uygun değil...
Oysa bize göre siz, yabancı da değilsiniz, öteki de değilsiniz, bizim gibi birer insansınız.Dert edindiğiniz, savunduğunuz toprak bütünlüğünden önce, zamanımızın, akıl bütünlüğü zamanı olduğunu, bilmelisiniz. Dünün güç ilişkileri ve çıkar çatışmaları dünyasının, güç ve çıkar peşinde koşan, parçalanmış insanının yarım aklı, yeni dünya gerçekliğini hiçbir zaman anlayıp, kavrayamaz, gereğini de yapamaz.
Artık, bütünlenmekte olan dünyamızda bütünlenen insanın aklıdır, bu yeni AKIL. Ortak akıldır, günümüzün çağdaş insanının aklı ve kılavuzu. Dünyanın dün, parsellenip paylaşılan ve uğruna kanlar dökülen topraklarında, insanoğlu, bin bir emekle, ter, kan içinde, bugünlerini hazırladı. Kuşaklar, birlikte yarınlarını dokuyacakları birikimlerini yarattılar. Bu güne kadar içinde devindiğimiz, bütünüyle ne olduğunu hala anlayamadığınız sistem, geleceğimizi, insan gibi dokuyabilmemizin, tüm yaratıcı güçlerimizi seferber edebilmemizin, olanaklarını, zorla da olsa bize oluşturttu ve bugünlere taşıttı..
Hitler gibi, Stalin gibi, aynı kafalı, bir sürü insan, bizlere dünyamızı dar ederlerken, dünden bugüne yolumuzu aydınlatan, tüm insanlığa ışık tutan, kılavuzluk eden, gerçek aydınlarımız da, oldu. Yolumuzu şaşırtan, ağır acılar çektiren ve acılarla dolu yeni yollarda, bizlere kılavuzluk edip, ter ve kan döktüren yarı aydınlarımız da, oldu. Güç ilişkileri ve çıkar kavgalarının, ve de güç, deney ve bilgi birikim sürecinin kaçınılmaz ürünüydü bunların hepsi.
Bugün artık, taşıma akıllı yol göstericiye, kurtarıcıya, kılavuza gereksinimi yok insanın. Kendini tanımasının ve içinde devindiği sistemi kavramasının, varoluşu yolunda karar verebilecek duruma ve konuma gelebilmesinin, gerekli koşulları oluştu. Bunun farkında ve bilincinde olması yeterlidir. O zaman kendi yolunu, kendi aydınlatır hale gelebilecektir ve gelmelidir insan…Sistemin hala fark edilmeyen dayatması da budur.
İki ayağının üzerine, bu sefer gerçekten insan olarak dikilebileceği, yarınlarını özgürce ve insan gibi, dokuyabileceği olanakları yarattı çünkü. Hala, kendi toprakları üzerinde dikilip de, başkalarına bildikleri yolları dayatanların, yada başkalarının yollarını şaşırtanların da, bir gün akılları bütünlenir, ve de kendilerine gelebilirler. Alplerin tepelerinden, biz kardeşlerinin yanına inebilirler belki.
Kafkaslarda yeşeren umudumuz budur.


Yurdaer Erşan