12 Haziran 2009 Cuma

ABHAZYA ÜSTÜNE DÜŞÜNCELER

Güç ilişkileri, yaşadığımız dünyanın tüm oluşumlarını, gerçekliklerini halen siyasal olan ilişkilerini tek belirleyen ilişkilerdir.
Dünün yıkılan iki kutuplu dünyasıyla sistem bize, yeni bir evresini dayatıyor. Bu yeni evrenin kısmen yaşanmasına, genellikle beklenir olmasına rağmen, yaşanmakta olduğumuz kriz, kutuplu dünya işleyişinin yeniden inşasından yana olanları , çıkarları burada olanları da hareketlendiriyor. Güçlerini ancak böyle koruyabilecekleri, çıkarlarını daha rahat kollayıp geliştirebilecekleri için, dayatan yapısal değişim ve dönüşümün önünü kesmeye mecburlar.
Oysa sistem, Tito Yugoslavya’sının parçalanıp, balkanlaşması, irili, ufaklı otonom devletlerin bağımsızlaşması süreci ile birlikte, tüm dünyada yeni bir evreye adım attı. SSCB’nin yıkılmasıyla birlikte bu süreç hızlandı.O yapı içinde yer alan, tüm cumhuriyetler, otonom yapılanmalar bu balkanlaşma sürecine, giderek katılıyorlar.Neden acaba?
Dönemsel krizlerle, 1850 li yıllardan bu yana sarsılan, kırılıp dökülüp, yeniden kurulan sistem, bu gün de böyle derin bir kriz yaşamakta.Her ne kadar güç ilişkiler sisteminin, Nobelli kılavuzları buna finansal kriz deselerde, ABD hegemonyasında, Dünya parası yapılan dolarıyla, bu seferde görünürde patlayan finans balonlarıyla, kapı dışarı ettikleri işsizler ve açlar ordularıyla, soydukları dünyayı, üçüncü büyük dönemsel krize yuvarladılar. FED matbaalarında yeniden dolarlar basıp, hem kendilerini, hem de dünyayı kurtarıyoruz deseler de, sistemin yapısal sorunlarını görmezden gelselerde, artık kendi kaderlerini belirlemek isteyen insanlar, toplumlar, ülkeler,yavaş yavaş ayağa kalkıyorlar. İnsan gibi yaşamanın yolunu arıyorlar. Neden acaba? Bu onların, AYRILIKCI, İSYANCI özgür köleler olduğundan mı?
Yoksa? Artık insan gibi yaşanacak bir dünyanın kurulabileceğini, sezmiş, görmüş ve düşünmüş olmalarından mı?.
Ulaştığı sermaye birikimiyle, üretim sorununu halletmiş olan sistem, ürettiklerini tükettirememenin sancısını çekiyor.Geliştirilen teknolojinin, sokağa bıraktığı parasız iş gücü, üretilenleri, geleceğini bile borçlansa tüketemiyor. Sistem yaşadığı derin dönüşüm sorunları nedeniyle, krizler yaşıyor.İşin kısmen ifade edilen, kısmen gizlenen GERÇEĞİ bu.
Sistem, küreselleşme süreciyle birlikte, yerelleşme, balkanlaşma, süreci yaşıyor. İnsan gibi yaşamak isteyenlerin sesini dağdan dağa taşıyor. Sistem sadece üretici , sadece tüketici, ve bu çerçevede parçalanmış bir dünya ve insanın yerine, üretici-yaratıcı-tüketici bütünlüğünü taşıyan ve yaşayan insanları ve toplumları istiyor. Krizlerle dünyaya kırım ve yıkım yaşatan sistemin odağında yer alan ve insan gibi yaşamak isteyen, bu bilinci taşıyan insanların sesi bu.
Ayaklarının üstünde durabilen, bilinçli, kendine egemen, kendi kaderini kendi belirleyebilen insanlar, toplumlar ve onların oluşturduğu bir dünyayı geleceğimiz olarak öngörüyor.Hala toprak, tarla bütünlüğü düşünen ve kollayan feodal, köylü despotlarının dünyasının sonuna geldiğimizi bize kafamıza krizlerle vura vura gösteriyor. Kendi kaderini kendin belirle diyor, kime?..Anlayana!..
• Bu kısa ön belirlemeden sonra, ayağa kalkmak isteyen Abhazya üzerinde, dün onun kaderini belirleyen güçlerce girişilen, güç kavgasının, yeni bir etabında olduğumuzu belitmek isterim.
• SSCB’nin dağılması sonrası yaşananlar, bugün gelinen durum, kendi kaderini belirleme sürecinin ne kadar sancılı olduğunun işaretidir.
• Ayağa kalkmak isteyen, kendi gücünü, akıl gücünü kullanmak zorundadır.Başkasını gücüyle gerdeğe girilemeyeceğine, yaşanan dünya her olgusuyla şahittir.
• Kurtaranlar, seni değil, kendi çıkarını kollar, kurtarır. Bunu bizlere, tarih çok acı deneylerle öğretti.
• Ayağa kalkmak, kendi kaderini kendi belirlemek isteyen Abhazya, kendi softpower’ına güvenmek, onu yaratmak zorundadır.
• Bu da tüm toplumda, diyalogu, uzlaşmayı ve aynı amaç etrafında,bütünlenmeyi gerektirir.
• Dün ve bugün yaşananın farkında olmak, olanları çok yönlü tartışarak, uzlaşarak, birlik ve beraberliği esas alarak, yani kısaca, atacağımız her adımın arkasında yumruk olarak, yol kesen, bastıran, güçlere karşı durmak ve onları akıl dışılıktan, insan aklının yoluna çekmeye çalışarak, yol almak zorundayız.
• Artık zaman, doğrudan demokrasinin zamanıdır. Herkesin karar oluşturma ve alma süreçlerine, bir biçimde katılmasını sağlayarak, temsililik denen, çıkar çatışmalarının yarattığı ve onlara hizmet eden, kurum ve alanları terk etmek zorundayız.
• Her türlü görüş ve düşünceyi, kapalı süreçlerde karara dönüştürüp, topluma dayatmanın çağı geçti. Gerçek güç, açıklık ve bütünlük, birlikte yaşanan süreçlerde.
• Gizli çıkarlar peşinde koşmak, farklı çıkarlara, çıkar için hizmet etmek denen, dünün dünyasının siyasetini terketmek, onun toplumu parçalayıcı etkisini yok etmek zorundayız.Yoksa, güçlerin lokması olmak kaçınılmaz.
• Bütün bunlar için, soy, sülale, etnik farklılık vb., her türlü farklılığı bir yana koyup, bunun doğallığını bilerek ve saygı göstererek, Abhazya da kader birliği etmiş tüm insanların, birbiriyle insan olarak eşitlik içinde ki ilişkisinde, aynı açıklık, diyalog, uzlaşmayı yaratmak zorundayız.
• Her şeyden önce, aynı akıl ve yol etrafında birleşip, bütünleşmiş BİR Abhazya’nın, çağdaş akıl gücü ve sesi, hem kendi geleceğinin, hem de kendisi gibi olup da, yolu kararanların, yolunu ve geleceğini aydınlatır.
• Güçler dünyasının, güç ilişkileri ortamının yarattığı ve çıkardığı her sorun, her engel ve yolumuza taş koyan her türlü anlayış, kurtarıcının gücüyle değil, kendi akıl gücümüzle aşılabilir.Aklın karatesini yaratmalı, bilginin gücünü yolumuza koşmalıyız.
• İnsan olma yolunda bize görünenleri, göremeyenlere, görmek istemeyenlere, göstermeli ve onları ikna etmeliyiz. Tüm bunları çağdaş bilimin görünür kıldıklarına dayanarak göstermeli ve savunmamalıyız. Bunlarla varlık savaşı vermeli, gerçekliğin her şeyden keskin kılıcıyla, saldırmalıyız.

Yurdaer Erşan
KAFKASEVİ
Büyükelçi İlkin: ‘Türkiye Gürcistan'ın Toprak Bütünlüğünü Destekliyor’

Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'ne (BMGK) "Türkiye'nin sesi olmak üzere girdiğini, başkasının sesi olarak girmediğini" belirtti.
Büyükelçi İlkin, Türkiye'nin 1 Hazirandan itibaren BM Güvenlik Konseyi (BMGK) başkanlığını üstlenmesi dolayısıyla Türkevi'nde bir araya geldiği Türk gazetecilerin, BMGK'nın gündeminde bulunan konularla ilgili sorularını yanıtladı.
Türkiye'nin BMGK başkanlığında, konseyin gündemindeki tüm konularla ilgilendiğini belirten İlkin, bir soru üzerine, Türkiye'nin öncelikli dış politikaları kapsamında, bu ay BMGK'nın gündemine, Gürcistan'daki BM gücü, Kosova, Irak, Afganistan gibi, Türkiye'nin yakın çevresindeki konuların geleceğini ve bu konuların zaten Türkiye'nin her an gündeminde olduğunu kaydetti.
Büyükelçi İlkin, bir başka soruya karşılık, Türkiye'nin diğer BMGK ülkeleriyle görüş alışverişinde bulunduğunu, görüşlerinin bazı konularda örtüştüğünü, bazı konularda farklı olduğunu düşündüğünü belirterek, şöyle devam etti:
"Türkiye BMGK'ya Türkiye'nin sesi olmak üzere girdi, başkasının sesi olarak girmedi. Bunu başından beri yöneticilerimiz de, bakanlarımız da söyledi. Biz ne doğruysa, neyin doğru olduğuna inanıyorsak onu savunuyoruz ve saygınlığımızı muhafaza edebilmemiz de bununla irtibatlı."
Büyükelçi İlkin, BMGK'da 5 aydır yer alan Türkiye'nin inandığını söylediğini, verdiği sözün arkasında durduğunu ve bunu BM'de herkesin bildiğini ifade ederek, Türkiye'nin BMGK'daki bu tutumunu devam ettireceğini vurguladı.
"Başkasının adına konuşacak değiliz, biz orada bir tek Türkiye adına konuşuruz" diyen İlkin, Türkiye'nin belli konularda belli politikaları bulunduğunu ve kendisinin görevinin de bunları uygulamak olduğunu belirtti.
Büyükelçi İlkin, bir soru üzerine, gelecek yıl Türkiye'nin yine BMGK dönem başkanlığı yapmasının beklendiğini de kaydetti.
GÜRCİSTAN'DAKİ BM GÜCÜ
Gündemdeki değişik sorunlarla ilgili açıklamalarda bulunan Büyükelçi İlkin, Gürcistan konusundaki soru üzerine, geçen yaz bölgede çıkan çatışmalardan sonra oradaki BM gözlemci gücünün hangi sıfatla ve hangi şartlarla görevine devam edebileceği konusunun ortaya çıktığını ve Genel Sekreter Ban Ki-mun'un BM'nin Gürcistan'daki varlığının bundan sonra nasıl olacağı konusunda bir rapor yayımladığını belirtti.
Rusya, ABD ve "Gürcistan'ın dostları grubu" ülkelerinin bir karar tasarısı üzerinde çalıştıklarını bildiren İlkin, karar tasarısının kabul edileceğini umduklarını, çünkü oradaki BM gözlemci gücünün görev süresinin 15 Haziranda sona ereceğini söyledi.
Türkiye'nin Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü desteklediğini belirten İlkin, Türkiye'nin, bölgede yeniden gerginlik ve çatışma çıkmasını kesinlikle istemediğini kaydetti.
Büyükelçi İlkin, BM gözlemcilerinin bölgede bulunmasının yeni bir çatışma ihtimalini çok azaltacağını ifade ederek, BM gücünün bölgede bulunmaması durumunda Güney Osetya, Abhazya, Rusya birliklerinin Gürcü birlikleriyle yine karşı karşıya gelebileceklerini söyledi.
Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi İlkin, Türkiye'nin bu çerçevede Gürcistan'daki BM gücünün mevcudiyetini devam ettirmesini istediğini belirtti.
Türkiye'nin BMGK dönem başkanlığı 1 Temmuzda sona erecek. (AA)
Türkiye | yazdır | 03 / 06 / 2009
Yorumlar:
TÜRKİYENİN SESİ
Dünyanın kendisi, bir sistemin parçası olduğu gibi, üzerinde varolan herşey de, birbirleriyle ilişkilerinde birer sistemsel yapılanmadır. İnsanın içinde yer aldığı ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel vb.tüm yapılanmalar da bir sistemsel bütünlüktür. Her sistemsel yapılanmada belirleyici olan hegemon güçtür.İçinde yer aldığımız ekonomik yapılanmayı bütünüyle içeren sistemsel yapılanmada da belirleyici olan, hegemonyasını sürdüren güçtür.Bu güç ilişkileri düzeninde, tüm güç odaklarının olduğu gibi bizim de sesimizi belirleyen bu hegemon güçtür. Güçler hiyerarşisi içinde yer aldığımız blokta, stratejik ortaklarımıza akortludur sesimiz. Onlarla ortak çıkarların sesidir sesimiz.Aksi olamaz.Olursa da, o güç blokunda yerimiz olmaz. Güç ilişkilerinin reel dünyasının gerçeği budur.Ama, yepyeni bir evreye giren, odağında insana yere vermek zorunda olan, krizlerle insanlara, toplumlara ağır bedeller ödeten ve böylece kısa sürelerle kendini yenileyen, onaran sistemin, artık onu zorlayan yapısal sorunlarıyla trak dediğinin de farkında olmalıyız. Bugün,sistemin yepyeni bir evresinin eşiğinde olduğumuzu kavrayabilirsek, sesimiz değişir.Bloklardan birine akortlu bir ses olmaktan çıkar ve kendi sesimiz olur. İnsan olarak kendimize, toplumumuza, dünyaya ve geleceğe, sistemin dayattığı yepyeni bir vizyonla bakabilirsek eğer, sesimiz yankı bulur.Sistem, özel ve özgün sesleriyle diyalog içinde olan insanların, toplumların ve de insan gibi yaşamak isteyen herkesin, birlikte yaratmaya koyulduğu, insanca yaşanır bir dünyanın motoru olur. yurdaer erşan

5 Haziran 2009 Cuma

Radikal

Ekonomi
5/6/2009
14:39
Benetton Türkiye Abhazya'dan çekiliyor

Benetton'dan geri adım!

Benetton’un yöneticileri, bir yandan ticaret derken, bir yandan da sistemin isterlerine ayak uydurmanın kendilerinin de, sistemde varoluslarinin da gereği olduğunu unutmamalıydılar. Güç ve çıkar çatısmaları dünyasının artık ticaretin ve dolaysiyle sistemin temel ilişkilerinin gelişim ve yayılımının önünü kestiğini, görebilmeliydiler.Hala güçler dünyasının oyun kurallarına göre, barınmak ve gelismek isteyen bir Benetton, aynı kurallarla oyununu oynayan ve güçler hiyerarşisinde bir yer kapmak isteyen Gürcistan’a yakışan bir partner olabilir. Önce insan diyenlerle, önce para diyenlerin ayrıştığı bir evredeyiz. Sermayenin dahi “ önce insan”dedigi bu evrede, kazan-kaybet oyunu artık çağ dışı bir oyun..Benetton, odağında, yaratıcı,üretici ve tüketici gücüyle bütünlenmiş insanın giderek yerini aldığı, sistemin bu yeni evresinde, elinde savaş baltasıyla, dilinde “toprak bütünlüğü” yavesiyle nara atan ve insanların, toplumların" kendi kaderlerini belirleme hakkını”gaspetmeye yeltenen bu savaş lordlarının tavrını kınamalıydı. Ama sistemin, bu gün gereksinim duyduğu, insan aklının ve yaratıcılığının ona özgü gücünün, kaba güce, zorbalığa, dayatmaya, gasbetmeye, yoketmeye dayanan, güç ilişkileri çağını bitirmesi kaçınılmazdır.Sistem, bu yeni evresinde, ancak barış içinde birlikte yaşama zorunluluğunu kavrayanlarla kendini sürdürebilir. Krizlerini aşabilir.İnsanların artık insanca yaşayabilecekleri bir dünyanın kapılarını aralıyabilir.

Yurdaer Erşan