16 Eylül 2008 Salı

Radikal

Avrasyacılık, ulusalcılık ve Ergenekon’a dair...

CENGİZ ÇANDAR
YORUM / 14/09/2008
Aleksandr Dugin ismi bizim kamuoyumuz tarafından çok bilinen bir isim değil. Onu bilenler elbette var. Daha fazla olması gerekiyor. Çünkü, Türkiye’deki ulusalcı-Ergenekoncu çevrelerin daha geniş bir uluslararası plandaki ‘guru’su Aleksandr Dugin ve günümüz Rus milliyetçiliğinin ‘baba figürü’, yazar ve siyasi eylemci olarak tanıtılıyor. Dugin, aynı zamanda, Rusya’da ortaya çıkan Uluslararası Avrasya Hareketi’nin kurucusu ve ‘Avrasyacılık’ ile eşanlamlı kullanılan Rus ‘ulusalcılığı’nın en önemli kuramcısı olarak da görülüyor.Aleksandr Dugin, Türkiye’deki Ergenekon davasının tutuklu-tutuksuz bazı sanıklarının, Türkiye’nin bazı bilinen isimlerinin, İlhan Selçuk’tan Attila İlhan’a, Doğu Perinçek’ten, eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’a uzanan geniş yelpazenin, yani ‘Avrasyacılık’tan anti-Amerikancılık ve anti-AB’ciliğe uzanan, ‘Amerika’ya karşı Rusya ve İran’la beraber olabiliriz’ çizgisinin ‘Rus versiyonu’. Vladimir Putin’le de pek yakın.Wikipedia, onu “Kremlin ve Rus askeri istihbaratıyla sıkı ilişkisi olan, Rus yayılmacılığı ve milliyetçiliğinin en etkili ideologlarından biri, bir politolog” diye tanımlıyor ve ‘Ulusal Bolşevik Partisi ve Ulusal Bolşevik Cephe’nin en önde gelen örgütleyicisi’ olduğunu belirttikten sonra, “Siyasi faaliyetleri Gürcistan ve Ukrayna gibi eski Sovyet cumhuriyetlerinin bölünmesi ve özellikle Doğu Ukrayna ve Kırım gibi Rusça konuşulan toprakların yeniden birleştirilmesi yoluyla Rus İmparatorluğu’nun yeniden kurulmasını hedef alıyor” diyor.Avrasya Hareketi ise 2002 yılında kurulmuş ve Vladimir Putin’den malî ve örgütsel destek elde etmiş. Avrasya Hareketi’nin kuruluş gerekçesi, Dugin’in Rusya ile Avrupa ve başta İran, Ortadoğu ülkeleri arasında bir stratejik ittifak kurulması rüyasının gerçekleştirilmesi diye ifade ediliyor.Bu cümleleri biz Türkiye’de yıllarda önce MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç’ın ağzından duymuş olduğumuz için, Dugin’in görüşlerine yabancı sayılmayız.Bununla birlikte, yine Wikipedia’nın, ‘Dugin’in düşünceleri, düşüncelerinin özellikle Avrasya sahasında bir Türkî-Slav ittifakı kurulmasına ilişkin bölümü yakın geçmişte Türkiye’deki belirli ulusalcı çevrelerde popüler oldu’ diye yazdığını göz önüne alırsak, bu bilginin isabeti hakkında düşünmeye zorlanırız.Zira, Dugin 1962 doğumlu. Avrasya Hareketi’nin kuruluş tarihi 2002 yılı. Oysa, ondan tam 37 yaş büyük olan İlhan Selçuk, ‘Kızıl Elma’ yazısını Avrasya Hareketi’nin kuruluşundan tam 10 yıl önce 1992’de yazmıştı. İlhan Selçuk’un ‘Kızıl Elma’sı ile ve Dugin’in görüşleri büyük ölçüde örtüşüyor; ama İlhan Selçuk, Dugin’e oranla 10 yıl ön almış durumda.
***
Aleksandr Dugin’in düşüncelerinin özü, kendi ağzından şu söyle:“İlke olarak, Avrasya ve bizim alanımız, Rusya heartland’ı, bir yeni anti-burjuva, anti-Amerikan devrimin başlatılacağı yerdir. Yeni Avrasya imparatorluğu ortak düşman temel ilkesi üzerinde kurulacaktır: Atlantikçiliğin ve ABD’nin stratejik denetiminin ve ayrıca liberal değerlerin bize hükmetmesinin reddi. Siyasi ve stratejik birliğimizin temeli, bu ortak uygarlık dürtüsü olacaktır.”Bu sözlere ve dile getirdiği ‘stratejik ilke’ye, ‘anti-liberal’ duruşuna imza atacak ne kadar çok sayıda asker ve sivilin (çok sayıda ve ünlü köşe yazarı dahil) bulunduğunu aklınızdan geçirebiliyor musunuz?Aleksandr Dugin adını yeniden hatırlamama, Los Angeles Times gazetesinin kendisiyle yaptığı bir mülâkatı okumam neden oldu. Los Angeles Times muhabiri, Dugin’in Moskova’daki bürosunun üzerinde ‘Pax Russica’ yazan bayraklarla donanmış olduğunu belirtiyor.Dugin, son derece açık sözlü. Gürcistan’daki son gelişmelere ilişkin Rusya’nın aldığı tutumun ‘perde arkası’nı gayet gerçekçi ve dikkate değer bilgilerle anlatıyor. Bunun Putin ve Medvedev tarafından yürürlüğe konulan bir ‘planlanmış stratejik taarruz’ olmadığını, bir ‘tepki’ olduğuna değiniyor.Savaşın (ya da ihtilafın) sona ermekten çok uzak olduğunu, gerçek, çok ciddi ve herkes için çok tehlikeli bir durumun, ‘bizlerle’ Amerikalılar arasındaki bir çatışmanın başında bulunduğumuzu vurguluyor. “Gürcistan’da işimiz bitmedi. Saakaşvili’nin kellesine ihtiyacımız var” diye konuşuyor. Ayrıca, Saakaşvili’nin suç ortağı olarak gördükleri Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko’ya karşı da Rus silahlı kuvvetlerinin harekete geçebileceğini öne sürüyor.Nasıl mı?“Biliyorsunuz” diyor Aleksandr Dugin, “Doğu Ukrayna ve Kırım’da benim düşüncelerim çok popüler. Orada Avrasya Hareketi’ni destekleyen yüzbinlerce insan var. Eğer Ukrayna, NATO’ya yönelirse, Rusya’nın tepkisinin Ukrayna’nın doğu bölgelerinde ve Kırım’da bir ayaklanmayı desteklemek olacağını sanıyorum. Ve, Osetya senaryosunda olduğu gibi, Rus ordusunun oraya girmesi ihtimalini de göz önünde tutuyorum.”
***
Önümüzdeki dönem, Karadeniz-Kafkasya ekseninde hayli heyecanlı gelişmeler bekleyebiliriz. Türkiye’nin stratejik çıkarlarının nerede, kimlerle nasıl birlikte olmakta, kimlere, nelere uzak durmakta yattığını sürekli düşünmeye zorlanacağız.AB’den uzaklaşmanın, solcu makyajlı ‘anti-Amerikanizm’in, ‘ulusalcılık’ın geniş bir dış çerçeve dışında ele alınamayacağını hep düşündüm. Ergenekonculuğun dış boyutunu gözden kaçırmamaya dikkat etmeye çalıştım.Ergenekoncuların ‘vatanseverliği’ ve ‘ulusalcı’ zihniyetin, Rus milliyetçiliği ve yayılmacılığı ile ilişkisini, dolayısıyla böylelerinin pek de ‘vatansever’ ve o kadar da ‘ulusal’ olmadıklarını daha önceleri de çeşitli vesilelerle vurguladım.Türkiye’de bazı akımlar, bazı örgütlenmeler ve bazı kişilerin, Rus devletince ‘kullanım süreleri’nin henüz dolmadığının farkındayım...

Okuyucu Yorumu: 15.09.2008

ERGENEKON’ culuk, ULUSAL’cılık, AVRASYA’cılık

Güç ilişkileri dünyasında ve yeni bir güçler kutuplaşması içersine girmekte olduğumuz bu evrede toplumun her kesiminin, ayrı ayrı çıkarların taraftarı ve sözcüsü olarak tavır almaları gayet doğal.Ama yaşadığımız evreye daha yakından bakarsak, küreselleşme denen olgu, ABD’nin nalıncı keseri gibi ,imparatorluk özlemleriyle kendi hegemonyası adına deforme ettiği,etmeye çalıştığı, Sistemin kaçınılmaz bir evresi. B u gün ayakları üzerine dikilmeye başlayan Rusya da, kendi gücünü kabul ettirme, hiyerarşisini pekiştirme ve açıkca ifade etmese de kaçınılmaz olarak, kendini kutbuna oturtma peşinde. Soğuk sıcak, savaş tehditleri altında, Güçler hiyerarşisinde yer almaya zorlanan insanları nasıl bir gelecek bekliyor? Yeniden kutuplar oluşumuna yönelen Dünyamızda asıl sorun, Sistemin ve onun odağında yer alan İnsanın geleceği ve varlık sorunudur. Sistem, daha bu günden, doruğundan eteklerine yayılacak olan, bir derin krizin eşiğindedir. Artık,Sistemi kendi bütünlüğü içinde kavramadan, İnsan’ın bütünselliğinin, sistemle bağını kurmadan, reel dünyanın görülebilen gerçekliği içinde, ancak kurulu değirmenlerin su dolaplarını döndürebiliriz. Ortalama aklı kullanmanın zamanı çoktan geçti. O akıl artık yetmiyor bu dünyaya. Şimdi,ortak aklı yaratmanın, yollarını aramalıyız.
Yurdaer Erşan

9 Eylül 2008 Salı

BEKLENEN SES

BEKLENEN SES




Dedelerim, Abhazya’da, Kodor ırmağına hakim bir tepeden bakan,Tsabal kalesi ve civarında yaşarlarmış. Çarlık Rusya’sıyla uzun yıllar süren mücadeleler sonunda, 1867 yılında Dağlara sığınanlar yanında, bir kısmı da gemilerle, sürgün yollarına dökülmüşler. Karadeniz’de telef olanlardan arta kalanların torunlarıyız bizler.

İnsanoğlunun dünden bu güne akan koca nehrinde, atalarımın yaşadığı ve bende derin izleri olan bir serüvendir bu. Hepimizin geçmişten bu güne akışında, üzerimizde izleri olan benzeri yaşam serüvenleri vardır. Derimizin rengi,gözümüzün rengi, dilimiz, her şeyimiz farklı da olsa, taşıdığımız ve yaşadığımız acılar nedeniyle döktüğümüz göz yaşları, aynı.İnsan göz yaşlarıdır.

Farkında olalım, ya da olmayalım, ortak acımız,içimizdeki İNSAN’ı yaratmada çektiğimiz acıdır. O insan ki;özgür, kendi yaşamı hakkında karar veren, bütünlüğünü bilen, yaratıcı gücünde İnsanlığını yaşayan, yarattıkça mutlu olan İNSAN’dır. İNSAN OLARAK hepimizin yaşayacağı bir dünyayı, yaratmanın sancılarını çekiyoruz.

Geçmişimizden bugüne, dünyamızda yaşanan, İNSAN’ın varoluş serüvenidir. İnsanlığın ortak mirası olan bu geçmişimiz, içinde geleceğimizi de taşımaktadır.

Dün,güç ilişkileri içinde, büyük güçlerin kutuplaşmalarıyla gerilip titreyen, bugün tek kutuplu bir yapılaşmada, krizler içinde kıvranarak küreselleşmekte olan dünyamızda, içlerindeki İNSAN’ı yakalayanların çığlıkları yükseliyor.

Bu gün, Kaf dağının doruklarında da, aynı çığlıklar yankılanıyor. Apsını’ dan yükselen bu ses, Apsuva’ların sesidir. Dün, dedelerimizin sürülüp, çıkarıldığı ata yurdumuzdan yükselen bu ses, tüm insanları, birlikte, insan gibi yaşayacağımız,demokratik bir dünyayı yaratmaya çağırıyor.
Küreselleşen,yerelleşen, aynı zamanda balkanlaşarak özgürleşen toplumlar, sistemin demokratikleşmesinin kaçınılmaz adımlarını atıyorlar. Abhazya da bu adımı atmakta olan küçük bir ülke.

Katılımcı, demokratik bir dünyayı, güç ilişkilerinin hiyerarşisinden sıyırarak, ortak akla, ortak çıkarlara dayalı, yeni bir dünya düzeninin oluşumunda, ilk adımlarını atıyorlar. İnsanın özgürce, yaratıcı gücünü seferber edebileceği, koşulları oluşturmakta olan sistemin derdi, ortalama aklı ve onun düzenini aşan, ortak akla, diyaloga, uzlaşmaya ve insana saygıya dayalı, yepyeni bir dünya düzenidir.

Evrenin temel ilişkisi olan, enerji alış verişi ilişkisinin, insan bütünlüğündeki ifadesi olarak bilinen, mübadele ilişkileri evrilip, geliştikce, yeni toplumsal yapılanmalar ortaya çıktı.Türlü çeşitli devlet deneyimlerinden geçerek, imparatorluk dünyalarını aşıp, ulus devletlere ulaşan toplumsal yapılanmalar, insanın donanımını zenginleştirdi. Bilgi ve maddi güç birikimini devasa boyutlara yükseltti.

Kafkas halklarının geçmişleri de, benzeri insani ilişkilere ve ilkelere dayalı, ama sınırlı donanımlı,birer toplumsal yaşam örneğidir. Abazalar, 1992 yılındaki Gürcü saldırısında yağmalanan Müzelerinin giriş kapısının iki yanında yer alan heykelleriyle sanki karakterlerini ifade eden dağ keçileri gibi, Kafkas Dağlarında özgürlüğün şarkısını söylüyorlar şimdi. Giderek seslerini de yükseltiyorlar. Balkanlarda, Alplerde, Karpatlarda, Kayalık dağlarda,Ant dağlarında Himalayalarda, dünyanın tüm zirvelerinde yavaş yavaş bu sesin yankılandığını duyuyorlar.Çünkü bu ses SİSTEMİN de beklediği sestir.

Yurdaer Erşan

4 Eylül 2008 Perşembe


I 04.09.2008 Cheney: Kafkasya’daki müttefiklerimizi koruyacağız

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, ABD’nin Kafkasya’daki müttefik ülkeleri koruyacağını açıkladı.

Reuters haber ajansının haberine göre dün Kafkasya gezisi kapsamında Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile görüşen Cheney, ikili görüşme sonrası yapılan basın açıklamasında Aliyev ile görüşmesinin Rusya’nın Gürcistan’a karşı düzenlediği askeri operasyonun gölgesinde yapıldığını, ABD’nin Kafkasya’da müttefik ülkeleri korumak için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkladı.

Azerbaycan’a ABD Devlet Başkanı George Bush’un isteği ile geldiğini kaydeden Cheney, Bush’un kendisi ile bölge ülkelerine ABD’nin müttefiklerinin çıkarlarını her zaman koruyacağı mesajını gönderdiğinin altını çizdi.

ABD’nin Azerbaycan ile enerji alanındaki işbirliğini daha da geliştirmek istediğini ifade eden Cheney, ABD’nin bölgede üretilen petrol ve doğal gazı Rusya’yı dışarıda bırakacak şekilde taşınması projelerinin çeşitlendirilmesi gerektiğine inandığını açıkladı.

Cheney, Azerbaycan ziyaretinden sonra Gürcistan’a oradan da Ukrayna’ya geçecek.

(Rusya.ru)

Yorum tarihi: 04.09.2008

Yorum:


ABD, içinde yaşadığımız Sistem’i, bir elinde havuç(softpower)bir elinde sopayla(hardpower) bugünlere taşıyan son hegemonik lider. Ve onun son Başkan yardımcısı CHENEY,elinde sopası, belinde tabancası ve vaatleriyle ile çıkıyor yeni bir dünya turuna. Sistemin ulaştığı bu KÜRESELLEŞME ve demokratikleşme evresinde, ABD hegemonyasına dayalı, İmparatorluk hayali ile süslü YENİ DÜNYA DÜZEN’lemelerine baş kaldıranları, isterlerine ve çıkarlarına aykırı davrananları, hizaya getirmek ,gücüne eklemlediği güçleri denetlemek için. ABD’nin çirkin yüzü bu!.. Bir de bugün, biraz geri planda kalan, güzel bir yüzü var ABD’nin!.. Tüm insanları mutlu eden, donatan, insan’ı emeğinin kölesi olmaktan kurtaracak olan bu sistemin, gelişimine çok yönlü katkıları olan ve bu günleri gerçekleştiren bir ülke olmasıyla tanıdığımız yüzü!.... Belki de farkında olmadan önünü açtığı Balkanlaşmayla(sıra dağlar gibi peş peşe), bağımsızlaşan Ülkeler nedeniyle güç hiyerarşisinin halkalarını zayıflatan bir ülke. Ve dolaysıyla Demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmaya aday ülkelerin doğuşuna neden olmasıyla, küreselleşme sürecinin demokratikleşmesinin de, giderek yolunu açan bir ülke. Artık tüm dünya giderek farkına varıyor ve görüyor ki, Küreselleşme sistemin zorunlu bir evresi.Odağında insan olan bu Sistem’in en büyük değeri de artık İNSAN. Ve bu sistem onun için var ve onu yaratıcı gücüyle var. Artık zor ve şiddetle yürümez, yürüyemez bu SİSTEM. Kapsadıklarıyla,yani İNSAN'ı ve DOĞAsıyla beraber ÇÜRÜR ve YOKOLUR!.. Ufukta görünen bu. Ortalama akılla tutulan yol da bu!..

yurdaer erşan

2 Eylül 2008 Salı


I 01.09.2008 Babacan: Kafkasya krizi diplomatik araçlar ile çözülmelidir .

Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Rusya ve Gürcistan arasında yaşanan Güney Osetya ve Abhazya krizinin diplomatik yollar ile çözülmesi gerektiğini açıkladı.

Bugün, Gürcistan Dışişleri Bakanı Eka Tkeşelaşvili’yi İstanbul’da kabul eden Babacan ikili görüşmeler sonrası yaptığı basın açıklamasında Kafkasya’da yaşanan krizi detaylı olarak ele aldıklarını, Güney Osetya ve Kafkasya sorunun sadece barışçıl yollar ile çözülmesi gerektiğini belirtti.

Türkiye’nin Gürcistan’ın toprak bütünlüğüne önem verdiğini ve iki ülke arasında hem ekonomik hem de siyasi ilişkilerin son derece geliştiğinin altını çizen Babacan, “Krizin çözülmesi için tarafların soğuk kanlılıkla hareket etmesi gerekiyor. Kafkasya’daki barış ortamı hepimizin geleceğini oluşturacaktır ” diye konuştu.

Türkiye’nin bu amaçla 11 Ağustos tarihinde Kafkasya İşbirliği ev İstikrar Platformu kurulmasını önerdiğini kaydeden Babacan, Türkiye’nin bölgede barışın sağlanması için elinden geleni yapacaktır” dedi.

Gürcistan Dışişleri Bakanı Tkeşelaşvili ise Rusya’nın Güney Osetya ve Abhazya’nın bağımsızlığını tanıyarak uluslararası hukuk kurallarını ihlal ettiğini ve bölgede yayılmacı bir politika izlediğini belirtti.

Gürcistan’da bugün yaşanan problemin Avrupa’nın geleceğini ilgilendirdiğini kaydeden Tkeşelaşvili, bugün tüm dünyanın Rusya’nın krizin çözülmesi için üstüne düşen görevleri yapmasını beklediğinin altını çizdi.

Krizin çözülmesi için Rusya ordusunun Gürcistan topraklarından derhal çıkması gerektiğini ifade eden Tkeşelaşvili, ayrıca Rusya’nın iki taraf arasında imzalanan barış antlaşmasına da uyması gerektiğini sözlerine ekledi.

(Rusya.ru)


Yorum tarihi: 01.09.2008
Yorum:
Bugün yaşanan sorunlar ,Yeni bir dünya düzeni’nin doğuş ve kuruluş sancılarıdır.Söz konusu olan Yeni Dünya Düzeni, ne NEOCON’ların tahayyül ettiği, tek kutuplu bir yeni dünya, ne de dün yaşanan iki kutuplu bir dünyadır. Artık içinde yaşadığımız Sistem’in dayattığı ve odağında İNSAN’ın yer aldığı yepyeni bir dünyadır, söz konusu olması gereken.
Bugüne kadar,içinde yaşaya geldiğimiz sınıflı toplumun,GÜÇ İLİŞKİLERİNE dayalı, köleci, feodal,burjuva tüm kurum, kural ve değerlerle bezediğimiz dünyamızda, artık MİYADINI doldurdu, aşılıyor.Ve SİSTEM’in geldiği bu evre gereği, geçmişe bağlı tüm değerler, kavramlar ve kurumlar sorgulanıyor.Güç ilişkilerinin ve çatışmalarının yarattığı sorunların,gene güçle,güçler ittifakıyla aşılamayacağı anlaşılmaya başlıyor.Çözülemeyen sorunlar, her zamanki gibi dondurulmaya çalışılıyor.Çifte standart denen, nalıncı keserini,tarafların ellerinden bırakmadan, süreci kendinlerinin çıkarına yontmaya uğraşıyorlar..Sonuçta insanlar ölüyor. Bin bir zorlukla oluşturdukları tüm varlıkları yok oluyor. Kime ne? Benim insanım,senin insanın çatışmasında, olan İNSAN’a oluyor.
Kendilerinin katılmadığı ve kendileri hakkında başkalarının karar verdiği bir dünyada,Kafkas halkları da,diğer tüm halklar gibi yaşamak zorunda kaldıkları gerçekliklerden,uygulamaya çalışılan standartlardan İnsan olarak çok yıprandılar,yoruldular.Fakat kararlılıklarından ve insan onurlarından asla hiçbir şey kaybetmediler. Çünkü onları yaşatan, TÜM İNSANLARLA BİRLİKTE içinde İNSAN olarak YAŞAYACAKLARI, YARATACAKLARI ve VAR OLACAKLARI, YEPYENİ bir dünya hayalidir.

yurdaer erşan

I 01.09.2008 Medvedev'in olmazsa olmaz beş koşulu
Devlet Başkanı Dmitriy Medvedev Rusya’nın dış politikasında izleyeceği beş temel noktayı ilan etti:

1- Uluslararası hukuka uyulacak. Medvedev, herkesin uyması gereken hukuk kurallarına ülkesinin de riayet edeceğini söyledi.

2- Tek kutuplu dünya kabul edilemez. Medvedev, "tüm kararların tek merkezden verilmesi kabul edilemez, bu şekliyle tehdit ve çatışma bitmez" dedi.
3- Cepheleşmeye karşıyız. İzole edilmek için aranmıyoruz. ABD de dahil tüm ülkelerle dostane ilişkiler geliştirmek istiyoruz.
4- Dünyanın neresinde olursa olsun tüm Rus vatandaşlarının hayatını koruyacağız. Başkan Medvedev bu maddeyle de Güney Osetya savaşına atıfta bulunmuş oldu.
5- Sadece komşularıyla değil, dostluk isteyen tüm bölgelerle ilişkileri geliştireceğiz. Medvedev, böylelikle Venezüella’dan Libya’ya geniş bir coğrafya için mesaj vermiş oldu.

Devlet Başkanı Medvedev ayrıca, “Yaptırım dediğiniz şey sadece çok uç durumlarda kullanılır.” şeklinde konuştu.
(Rusya.ru)


Yorum tarihi: 01.09.2008
Yorum:
Sayın Dmitry Medvedev'in, beyanatında vurguladığı beş nokta, üzerinde durup, irdelenmesi gereken önemli beş nokta.
1- Uluslararası hukuk, bugün artık birçok noktada aşınmış ve delinmiştir. Sistem’in küreselleşme sürecinin ABD’nin,hegemonyası altında, onun İmparatorluk özlemleriyle çarpıtılması sonucu yaşanan ve tüm dünyaya ağır bedeller ödeten bir süreçten geçmekteyiz. Sistem’i ve onun odağında yer alan insanı yeniden, bir sistem olarak kendi bütünlüğü içinde kavramadan, süreci düzenleyecek kuralları ve tabii ki Hukuku yeniden biçimlendirmek mümkün olamaz. Eski elbise dar ve yırtılmış, yenisinin dikimi ise,çok farklı bir sürecin yaşanmasını, konsensüsü kısacası ortalama akıldan nitelikce çok farklı bir ORTAK AKLI gerektiriyor.
2- Tek kutuplu dünya da, iki kutuplu dünya da yaşanan ve dersler alınan birer evre. Her yönüyle, insanlığı soğuk savaşı ile ayazında dondurdu ve verdirdiği kayıplarla, yerinde saydıran ve sistemi krize sokan evreler bunlar. Artık, hepimizin birbiri için yaşadığı, yarattığı, rahatca mübadele ettiği, EDEBİLDİĞİ değerlerle donanmış, tüm geçmişimizin, çıkarcı ve zalim eğilimlerin aşıldığı, yeni bir dünya düzeni, hem biz İNSANLARIN, hem de SİSTEM'in beklentisi.
3- Cepheleşme, çatışma, abluka, savaş, tüm bunlar güç ilişkileri dünyasının,kavganın,çıkar çatışmasının araçları ve artık terk edilmesi gereken, geçmiş düzenin kavramları. Yeni Dünya düzeni, gerçek insan ilişkilerinin üzerinde yükselecek olan, uygarlığın düzenidir.Yeni insan ilişkiler,ilk başta diyaloğa,uzlaşmaya ve ortak akla dayanmalıdır.Sistemin dayattığı ve filizlenmekte olan bu yeni ilişkilerin dünyası, gerçek demokrasinin ve demokratların dünyasıdır.
4- Biz bu noktada,dünyanın neresinde olursa olsun, hangi etnik rengi, hangi inancı vb. taşırsa taşısın tüm insanların, İNSAN OLARAK yaşamları değerlidir,denmek istendiğini düşünüyoruz.
5- Hepimiz birbirimizle, hepimiz birbirimiz için varız. İnsan olarak yarattığımız her şey, İNSAN için diyoruz ve böyle biliyoruz. Kısaca ,açılımladığımız bu beş noktanın daha da zenginleştirilerek hayata geçirilmesi, geçirilme yolunda ufakta olsa, adımlar atılmasıdır dileğimiz..
yurdaer erşan