26 Temmuz 2009 Pazar

Hakan Aksay
16.04.2009

Renkli devrimlerin rengi soldu

Moldova ve Gürcistan’daki kitlesel eylemler, bir kez daha “renkli devrimler” konusunu gündeme getirdi.
“Renkli devrim” deyince akla (Eylül 2000’deki Sırbistan olaylarını saymazsak) Gürcistan’da Kasım 2003 (“Gül Devrimi”), Ukrayna’da Kasım 2004-Ocak 2005 (“Turuncu Devrim”) ve Kırgızistan’da Mart 2005 (“Lale Devrimi”) tarihlerinde yaşanan değişimler geliyor.
Çıkış noktası seçimlere itiraz olan kitlesel protesto hareketlerinin, demokratikleşme sloganını öne çıkararak ve Batı’nın desteğini arkasına alarak gerçekleştirdiği iktidar değişimlerinden bugüne ne kaldı?
Gürcistan’da son yıllarda giderek zayıflayan ve sık sık baskıcı yöntemlere başvurarak kendini korumaya çalışan Saakaşvili iktidarı – özellikle Güney Osetya yenilgisinin ardından - artık Batı’nın desteğini de önemli ölçüde yitirerek zor bir döneme girdi.
Ukrayna’da siyasi ve ekonomik kriz, “turuncu güçler”in kendi arasında kavgaya tutuşmasından sonra, ülkenin parçalanma tehlikesini arttırarak derinleşiyor. Başkan Yuşçenko’nun reytingi yüzde beş civarında.
Zaten başından beri öteki “renkli devrimler”den farklı olan ve büyük ölçüde kabileler arası mücadeleyi yansıtan Kırgızistan’daki iktidar değişikliğinden kısa süre sonra yeni yönetim - Batı ile ilişkileri geliştirmek istese de – dış politikasında Rusya ve Çin’e özel önem verdiğini defalarca göstermiş, en son Moskova’dan aldığı yüklü kredilerin hemen ardından ABD’yi Manas Üssü’nden çıkarmıştır.
Moldova: Renkli devrim mi?
5 Nisan parlamento seçimlerinde Devlet Başkanı Voronin’in liderliğini yaptığı Komünist Partisi’nin oyların yüzde 50’sini aldığı açıklandı (Burada Voronin’in ve adı “komünist” olan partisinin, yıllardır uyguladığı politikalarla komünizmden epeyce uzaklaştığını, AB’ye yaklaştığını ve Kremlin’in Transdinyester konusuna ağırlığını koyduğu son birkaç ay öncesinde Rusya ile ciddi gerginlikler yaşadığını belirtelim).
Internet ve SMS iletişimi ile kısa sürede sokağa çıkan ve büyük bölümü 15-25 yaş grubunda olan binlerce insan parlamento binasına ve başkanlık sarayına saldırdı; yakıp yıktı ve oralardaki bilgisayarlardan koltuklara kadar bir dizi malı yağmaladı. Romanya ile birleşilmesini savunan göstericiler, parlamentoya giren üç muhalif parti tarafından açıkça desteklenmedi.
Durumu kontrol altına aldığı izlenimini veren iktidar, olayların sorumluluğunu Romanya’ya, Gabriel Stati adında bir Moldovalı işadamına (Moldova’nın ricasıyla Ukrayna tarafından Odessa’da tutuklandı) ve bazı gençlik gruplarına yükledi.
Avrupalı gözlemcilerin seçimlerde hile yapıldığı iddiasına karşı çıkmaları ve Batı’nın protesto eylemlerine destek vermemesi dikkat çekiciydi.
“Renkli devrimler”de genellikle seçim sürecine yönelik güçlü kuşkular, Batı’nın desteği ve belirgin bir liderlik etrafında örgütlenen etkili bir muhalefetin varlığı gündemdeyken Moldova’da bu gerçekleşmedi.
En azından bugün için.
Burada iki noktaya dikkat çekelim: Birincisi, ABD Başkanı Obama’nın Rusya ile iyi ilişkileri başlatan çağrılarının hemen ardından Moldova’da “sorun çıkarılması” oldukça riskli bir adım olurdu. İkincisi, Moldova’daki olası bir devrimin ülkeyi böleceği ortada (Rus azınlığın Transdinyester Cumhuriyeti zaten fiilen bağımsız durumda ve Rusya’nın siyasi-askeri güvencesi altında). Kosova, Abhazya ve Güney Osetya’dan sonra şimdi de Moldova’da yeni bir kriz doğmasını şu anda ne Batı istiyor, ne de Rusya.
Gürcü muhalefeti birleşti
Gürcistan’daki durum biraz daha farklı. Orada Rusya’nın ciddi bir gücü yok ve bütün etkili siyasi parti ve hareketler Batı yanlısı. Bush yönetimi ile en sıkı ilişkileri kuran liderlerden biri olan Saakaşvili, 2007’deki kitlesel protesto gösterilerini şiddete başvurarak savuşturmasının, ardından düzenlediği tartışmalı başkanlık seçimlerini az bir farkla kazanmasının, en çok da geçen Ağustos ayında Güney Osetya’ya askeri harekat düzenledikten sonra Rusya tarafından yenilgiye uğratılmasının ardından ciddi bir çöküş yaşıyor.
İlk defa kendi arasında birleşmeyi başardığı görüntüsünü veren 17 muhalif Gürcü partisinin Tiflis’te başlattığı mitinglerin amacı, Saakaşvili’nin istifasını sağlamak. Kulislerde, muhalif liderler arasında öne çıkan eski Parlamento Başkanı Burcanadze’nin ve Gürcistan’ın eski BM Temsilcisi Anasaniya’nın “ABD’nin yeni başkan adayları” olduğu konuşuluyor.
Eğer Kafkaslar’da büyük bir sarsıntı yaratmadan iktidarın değiştirilmesinin şartları yaratılırsa, Batı’nın ve hatta “Saakaşvili ile asla masaya oturmam” diyen Rusya’nın desteğini alan yeni bir lider Tiflis yönetiminin başına geçebilir.

rusya.ru


Yorum:
Yorum tarihi: 30.06.2009

Renkleri bozulanlar üstüne!..
Zaten solmaya mahkum olan, turuncu renkli darbelerden daha önemlisi DÜNYANIN rengi soluyor.Yaşanan ekonımik krizin,giderek ağırlaşan koşulları, Sisteme entegre olmaya çabalayan ülkeler başta,tüm toplumlara, oralarda yaşayan insanlara çok ağır yaşam koşulları dayatıyor.Sistemin güç ilişkileri evresinde hala sürdürülen güç ve çıkar kavgaları,kaçınılmaz bir gerginliğin ve yeni bir kutuplaşmanın yolunu açıyor.
Hala dünyayı bu ilişkiler penceresinden görüp, algılayıp, kavrayanların yol göstericiliği,bizleri kaçınılmaz yıkımlardan kurtaramaz.
Kazan-kaybet oyunları , güç dalaşları, fırsat kollayan tilki hesaplarının çağı geçti oysa. Hegemon ülke dayatmaları devri de bitti.Artık sistem, odağında ki gerçek yerini alması gereken İNSAN'ı bekliyor.
Herkesin kazandığı ve kimsenin kaybetmediği, sistemin yeni bir evresinin eşiğindeyiz. Ama bu yeni gerçekliği kavramadan oraya adı atmak mümkün değil.
YAŞANAN TÜM GERGİNLİKLER ancak ortak akılla ve sistemin yeni evresine uyarlı uluslarüstü yapılanmalar ve kurumlar gerçekleştirildikce aşılabilir. Doların egemenliği yerine bir başka ulus parasını egemen kılma aklı ve fırsatcılığının da çıkar yol olmadığının, artık anlaşılması, kavranılması gerek.
Ancak yaratılacak dünya parası, dünyanın derdine derman, onarımına çare olabilir.Tüm yaşananları insanlar konuşabilir, ne yaptığının bilincinde olarak, değişime katılabilirse dünyasını değiştirebilir. Bu yolda umut verici adımlar atılmadıkca, bizleri ipteki cambazlarla oyalayan ve renkli flamalarla koşturan çok olur.Kafamızı daha çook ,parçalanmış aklımızın dibeğinde döğeriz.
Yurdaer Erşan

Hiç yorum yok: