Ben YURDAER ERŞAN,
Öncelikle bu “Konferans”
biçiminde oluşturulan birlikteliğe katılan, tüm topluluğu, konuşanı ve
dinleyeniyle tüm izleyenleri, Saygıyla selamlarım!.,Geç haberdar olduğum için
birlikte, karşılıklı konuşabilme olanağını bulamadım. Belki bulamazdım da!..
Tam 150 yıl önce
APSINIDAN SÜRÜLEN, BİR APSUVA AİLESİNİN bir ferdi, T.CUMHURİYETİ vatandaşı bir
insanım.
Bu güne kadar ki yaşam deneyim ve bilgi
birikimim bana gösterdi ki, kaçınılmaz olarak içinde yaşaya geldiğimiz, ama
giderek sürdürülebilirliğini yitiren yaşam tarzımızla, hem kendimizi, hem de
bizi bütünleyen doğamızla yarattığımız bir insan dışı dünyadayız. Önümüze
dikilen, yolumuzu kesen, çözüm bekleyen hiçbir
sorunu; yatayına ve dikeyine iş
bölümüyle, parçalanmış bütünlüğümüzle yer edindiğimiz konumlardan, bizi birer
kafes gibi saran, her türlü kimliğimizle kendimizi yücelttiğimiz tepelerden, üstelik
bizi biz olmaktan çıkaran ideolojik at gözlüklerinin çarpıttığı bir gerçeklik
algısıyla bakarak, çözemeyiz.
ARTIK,
KAFDAĞLARIMIZDAN
İNELİM VE KENDİMİZİ Bİ BİLELİM!..
HANGİ TOPLUMUN İÇİNDE YER ALIRSAK ALALIM,
HANGİ ETNİK, DİNSEL,
MESLEKİ KİMLİĞİN TAŞIYICISI OLURSAK OLALIM, TÜM BU FARKLILIKLARIMIZIN DA
ÜSTÜNDE TÜMÜMÜZÜ KAPSAYAN BİR İNSAN
TOPLUMUNUN PARÇASI, BİR İNSAN TOPLUMUNUN HÜCRESİ VE NİHAYET ŞU EVRENDE, ONUN
BİR ZERRESİYİZ KİM BİLİR BELKİ DE ARANIPTA BULUNAMAYAN, TANRI PARÇACIĞIYIZ BİZ!..İNSAN OLARAK!..
Şaka bir yana derdim,
dünyamıza ve kendimize, sıkıştırıldığımız çemberleri kırarak, aşarak, İNSAN gibi bakmamızın gereğini vurgulamak.
Bugün, öyle bir
dünyada yaşıyoruz ki, farklılıklarıyla kendilerini yok olmanın esiğine getiren insanlar
ve toplumlar, varlıklarını ancak zenginlikleri olan farklılıklarını,
zenginlikleri olarak koruyup, İNSAN OLARAK nasıl var olabilir ? Toplumsal
bütünlüğümüzü, diğer toplumsal yapılanmalarla birlikte nasıl koruyup, sürdürebiliriz? Bu ve bunun gibi sorunları birlikte
düşünmek zorundalar..İçinde yaşadığımız sistemin isterlerine göre parçalanıp,
etnik, dinsel, siyasal, sosyal ve kültürel farklılıklarıyla, oluşturdukları
yuvarlara hapsolan, hatta ulusal toplum parçalarına tıkılan bizler, tüm kimliklerimizi, birer zenginlik olarak
torbalarımıza koyup, İNSAN temel kimliği ve karakteri ile, aklımızla varlık
sorunlarımızı sürdürülebilir bir dünyada, nasıl gerçekleştirebiliriz?..Nasıl diğer insanlarla, diğer toplumlarla, birlikte
yaşanan bu ve benzeri sorunları konuşabilmeyi becerebiliriz? Nasıl birbirimize katılabilmenin ve
bütünleşebilmenin yolunu birlikte bulabiliriz?. ÖNCELİKLİ SORUNUMUZ, SORUMUZ BU
DEĞİL Mİ?
Artık, tüm bu
insanların varlıklarını sürdürebilmeleri, torbalarındaki bu zenginlikleriyle
kendilerini dönüşebilmelerine ve diğer İNSANLARLA bütünleştirebilmelerine bağlı
DEĞİL Mİ?..
Artık, açık seçik
ortada ki, bize ve bizim gibi toplumsal yapılara dayatılan bu kaotik “TEMSİLİ
DEMOKRASİ” oyunu, gelenekselin de, modernin de ötesinde , yeni bir dünyaya gebe
olan dünyamızın ve İNSANIN gereklerine, ihtiyaçlarına ayak uyduracak bir
biçimde, aşılmayı dayatmaktadır. VEKALET VE VESAYET DÜNYASINDAN çıkmadan, ondan
kurtulmadan, İNSAN OLMAK mümkün mü?
Gerçekte, “parçala, böl yönet, yönetim ilkesinin, “temsili demokrasi” temsilinin, oyununun, güçleri bölüp, parçalayarak
yönetme ilkesine göre oynanmakta olduğu apaçık ortadayken, biz nasıl katılımcı
bir bütünlük oluşturabiliriz? Katılımcı bir demokratik yapılanma hayali
taşırken bizler, buna mümkün olduğunca
tüm toplumu katabilmenin yolunu tahayyül ederken , hatta Abhazya ile mümkün
olduğunca birlikte davranabilmenin yollarını ararken olup bitenler, hepimizin
üzerinde düşünüp tartışması gereken büyük ders olmalı, .
Güç ilişkilerinin
egemen olduğu, güçlülerin, gücü ele geçirenlerin parçalayıp bölerek yönettiği
toplumsal yapılanmalarda, küçük toplumlar her zaman, yöneten hegemonik-“GÜDÜCÜ”
güçlerin baskı, denetim ve kontrolünde, hegemonun-“GÜDÜCÜNÜN” isterlerine
uyarlı olarak varlıklarını sürdürebilirler. Ve hepimizi “insanlıktan çıkaran” Yaşadığımız
dünyaya hala yön veren, vermeye çalışan bu güçler hiyerarşisidir. Ve onun
doruklarıdır.
Ancak, akıl gücümüzü
ve insanlığımızın bu temel karakterestiğini, aklımıza dayalı gücümüzü diğer
insanlarla paylaşabildiğimiz, eşitleyebildiğimiz ölçüde, insan olarak var
olabiliriz.Bugün hepimiz biliyoruz ki, insanoğlunun insan olarak başladığı var olma
süreci, yüzyıllardır, insan dışı yaşam koşullarında sürdüyse, bu İNSAN gibi
yaşayacağı bir dünyayı yaratmak ve donatmak içindi. Bugün sistemin yaşamakta ve
yaşatmakta olduğu bunalım, ve krizler, ödettiği ağır bedeller, koşulları
oluşmuş bu yeni dünyanın kapısındaki insanların, bu gerçeği görüp de ona göre
davranma olanağını yaratamamasından dolayı, derinleşmekte, yeni yeni çatışma ve
yıkım süreçlerinin alarmlarını vermektedir.
Geçmiş tufandan, bu
yaklaşan sosyal tufana ve yıkımlara bakarken, Kafkas dağlarının doruklarından
bakar gibi dünyaya da, tüm bu sosyal, ekonomik ve siyasal dalgalanmalara da,
herkesin bakmakta olduğu düzeylerden değil, biraz daha yukarılardan,
doruklardan bakalım!..Dünyamızda
ulaşabildiğimiz gelişmişlik düzeyinde, küçük halkların zorunlu olarak ve daha
kolay söyleyebilecekleri, ortak akla dayalı, insanlığa davet çağrısı, aynı
zamanda sistemin yaklaşan afetinden kurtuluşa da davetin de çağrısı olmalı.Her
adımda ve her sosyal hücrede, aklımızı paylaşıp, bütünleşerek sesimizi yükseltelim.Bu ses,
parçalanmışlığın, sınıf savaşının değil, bütünlenmenin, İNSANLAŞMANIN SESİ
OLMALIDIR!..
Şimdiye kadar yalnızlığın, parçalanmışlığın,
sınıfının,ulusunun, her türlü kimliğinin şarkısını söyleyenlerin kaderi, ancak
böylece birlikte, aklı ortak kılıp eşitlenerek, bütünleşerek değişebilir…Birlikte
BİZ DE ,aklımızı başımıza toplayalım, paylaşalım, ortak aklımızla şarkımızı
yazalım ve YAVAŞ YAVAŞ SÖYLENMEYE BAŞLAYAN ŞARKIYA, KATALIM, KATILALIM!.. YURDAER ERŞAN 12.12.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder